İKTİSADİ, SOSYAL VE İDARİ AÇIDAN VERGİLEME İLKELERİ
İKTİSADİ, SOSYAL VE İDARİ AÇIDAN VERGİLEME İLKELERİ
Abdullah SAVAŞ
Eskişehir Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezi Müdürü
Afyon Kocatepe Üniversitesi S.B.E. Maliye Tezli Yüksek Lisans Öğrencisi
Eskişehir – Aralık 2008
İKTİSADİ, SOSYAL VE İDARİ AÇIDAN VERGİLEME İLKELERİ
I-GİRİŞ
İnsanların bir arada yaşama zorunluluğu, bu zorunluluktan kaynaklanan ortak ihtiyaçların devlet tarafından karşılanması gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Devlet ise; günümüzde hem miktar hem de çeşitlilik olarak artan bu harcamaları karşılayabilmek için kaynağa ihtiyaç duymaktadır.
Devletin harcamalarını gerçekleştirebilmek için başvurabileceği en önemli gelir kaynağı vergilerdir. Bu nedenle iyi bir vergi sistemi devletler için hayati öneme sahip bir konudur.
İyi bir vergi sisteminin oluşturulmasında hangi ilkelerin göz önüne alınması gerektiği konusu, verginin alınmaya başladığı ilk zamanlardan bu tarafa tartışılan bir konu olmuştur.
Bu çalışma ile vergileme ilkelerinin tanımı, tarihi gelişimi ele alınarak, günümüzde geçerliliği olan iktisadi, sosyal ve idari vergileme ilkelerinin ortaya konması amaçlanmıştır.
II – VERGİLEME İLKELERİNİN TANIMI
Vergileme ilkeleri; vergileme prensipleri veya vergileme kuralları başlığı altında mali literatürde adından sıkça söz edilen bir konudur. Vergi ile ilgilenen bütün iktisatçı ve maliyeciler vergileme ilkeleri üzerinde durmuşlardır. Bu bölümde vergileme ilkeleri hakkında yapılan tanımlamalardan örneklere yer verilmiştir.
Doç. Dr. Fazıl TEKİN’e göre; Vergiciliğin anayasası niteliğinde olan ve biçime ve yönteme ilişkin bir dizi sorunları kapsayan bu ilkeler, «olan» dan çok «olması gerekeni» amaç edinen birer norm ve kurallar topluluğudur (Tekin, 1978:5-6).
Prof. Dr. Nihat EDİZDOGAN’a göre; vergileme ilkeleri, toplumun iktisadi ve sosyal hedefleri gerçekleştirilmesini kolaylaştıracak nitelikte, vergilerin taşıması gereken vasıflardan ibarettir. Başka bir deyişle, vergiler öyle kriterlere göre seçilmelidir ki, bu seçimden sonra kurulan vergi sistemi, toplumun genel iktisadi ve sosyal hedeflerinin gerçekleşmesini mümkün olduğu kadar kolaylaştırsın (Edizdoğan, 2000:134).
Prof. Dr. Emine ORHANER’e göre; vergileme ilkeleri, başarılı bir vergi uygulamasının sağlanabilmesi için vergilemede uyulması gereken kuralları göstermektedir (Orhaner, 2000:148).
Prof. Dr. Osman PEHLİVAN’a göre; vergileme ilkeleri, vergilerden beklenen fonksiyonların gerçekleşmesi için bir vergi sisteminde yer alan çeşitli vergilerin seçiminde ve uygulanmasında göz önünde bulundurulması gereken hususları ifade eder. Vergileme ilkelerini, vergileme ile güdülen amaçların gerçekleştirilebilmesi için uyulması gereken prensipler şeklinde tanımlamak mümkündür (Pehlivan, 2004:155).
Prof. Dr. Abdurrahman AKDOĞAN’a göre; vergi ilkeleri bir vergi uygulamasının gerek mevzuat ve gerekse uygulama açısından başarılı bir şekilde yürütülebilmesi bakımından geliştirilmiştir. Bu ilkeler geçmişte ve günümüzde; varlığına dikkat edilerek ya da bir kısmının farkına dahi varılmadan gerçekleştirilmekte veya gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Toplum içerisinde bir verginin uygulanış biçimi ve başarısı ile ilgili olarak ileri sürülen yargı ve değerlendirmelere dikkat edildiğinde söz konusu ilkelerden söz edildiği görülür (Akdoğan, 2007:192-193).
Prof. Dr. Salih TURHAN’a göre; çeşitli vergilerin gerek kapsamı, gerekse yapılarının belirlenmesi bakımından uyulması gereken normlardır. Vergileme ilkeleri, bir yandan ekonomik, sosyal düzen ve ideolojideki gelişmelere, diğer yandan vergi kurumunun nitelik ve amaçlarında meydana gelen gelişmelere paralel olarak zamanın akışı içinde önemli değişimlere uğramıştır (Turhan, 1998:190).
III-VERGİLEME İLKELERİNİN GELİŞİMİ
Bu bölümde; vergilemede kanunilik ilkesini ilk defa yazılı olarak ortaya koyan Magna Carta’dan başlayarak, vergileme ilkelerindeki gelişim incelenmiştir.
A – Magna Carta
İngiliz kralı, Kral I. John, 1215 Haziran’ında imzalanan Magna Carta Libertatum (Büyük Özgürlük Fermanı) 63 maddelik bir fermandan ibarettir. Bu fermanın en önemli üç maddesi şunlardır: 1- Hiçbir hür insan, yürürlükteki kanunlara başvurulmaksızın tutuklanamaz, hapsedilemez, mülkü elinden alınamaz, sürülemez veya herhangi bir şekilde yok edilemez. (Burada sözü edilen hür insanlar sadece senyörler, kilise adamları, vasatlar ve vasatların vasatları ile hür köylüler, denen topluluklardı); 2- adalet satılamaz, geciktirilemez, hiçbir hür yurttaş ondan yoksun bırakılamaz; 3- kanunlar dışında hiçbir vergi, yüksek rütbeli kilise adamları ile baronlardan meydana gelen bir kurula danışılmadan, haciz yoluyla veya zor
kullanılarak toplanılamaz (http://www.darulkitap.com/muhtelif/sosyalbilimler/m/002.htm).
Günümüzdeki anayasal düzene ulaşana kadar yaşanılan tarihi sürecin en önemli basamaklarından birisidir (http://tr.wikipedia.org/wiki/Magna_Carta).
B- İbni Haldun’un Vergileme İlkeleri
İbni Haldun toplumu, toplumsal örgütlenmeyi, devleti ve devletin değişimini, mali olayları dünya bilim tarihinde ilk defa bilimsel olarak dogmalardan uzak, kapsamlı bir şekilde inceleyen bir bilim adamı olup, dünya bilim tarihinde sosyal bilimlerin kurucuları arasında sayılmaktadır (Gökbunar, Kömürcüler,Yalçın, :207)
İbni Haldun 14. Yüzyılda yazmış olduğu Mukaddime adlı eserinde vergilemenin temel ilkelerinden söz etmiştir. İbni Haldun kitabında; devlet gelirleriyle ve özellikle vergilerle ilgili bazı ilkelere uyulması gereğini hatırlatmıştır. Kitabın 2. Cildinde “Yazılanların ve emanet olarak bırakılanların en güzeli, Hüseyn oğlu Tahir’in [ölm. M. 822], oğlu Abdullah’a yazdığı mektup. Halife Memun, Abdullah’a, Rakka ve Mısır valiliklerini verdiği zaman, babası Tahir, ünlü mektubunu yazmış ve kendisine, uymasını istediği öğütlerde bulunmuştu” (Haldun, 1989:245). Bu mektuptan alıntıda “Topladığın malları müstahaklar arasında doğruluk ve eşitlikle böl, şerefinden dolayı şeref sahibine ve zenginliğinden dolayı zengine ayrı muamelede bulunma, havassını ve hizmetinde bulunanları vergi ödemekten muaf tutma, kudret ve takatleri dışında ödenekler ödemeye kimseyi zorlama, adalet haricinde tekliflerde bulunma…” demiştir. Burada vergilemenin dürüstlük, adalet, eşitlik, genellik ve ödeme iktidarı gibi temel kuralları ile karşı karşıyayız. Yani, vergi bütün mükellefler arasında, dürüst ve adilce ve eşitlik kurallarına göre, yani hiç kimseyi asil ve zengin olduğu veya yöneticiye yakınlığı nedeniyle vergi dışı bırakmadan ve en önemlisi herkesin ödeme gücünü aşmayacak şekilde alınmalıdır (Falay, 1987:55). İbni Haldun “Benim bildiğim ölçüde, devlet ve kamu yönetimine ilişkin söylenebileceklerin en güzelini içeriyor bu mektuptakiler” (Haldun, 1989:254) demek suretiyle bu ilkeleri savunmuştur (Candan, 2007:235).
C – Adam Smith’in Vergileme İlkeleri
Adam Smith’in 1776 yılında yayımlanan The Wealth of Nations (Milletlerin Zenginliği) kitabında yer alan vergileme ilkeleri, bütün maliye otoriteleri tarafından beğenilen ve güncelliğini koruyan ilkelerdir. (Orhaner, 2000-148).
Adam Smith’e göre ideal bir vergi sisteminin temel özellikleri şunlar olmalıdır:
a) Adalet : Herkes kendi gelirine orantılı olarak kamu harcamalarına katılmalı,
b) Kesinlik : Ödeme şekli ve zamanı önceden belli olmalı,
c) Uygunluk : Mükellefe en az rahatsızlık verecek şekilde olmak,
d) İktisadilik : Vergi uyum maliyeti düşük olmalıdır (Sağbaş, 2008:203).
D – Adolph Wagner’in Vergileme İlkeleri
A.Smith’in ileri sürdüğü ilkelerden kısmen yararlanan Alman maliyecisi Wagner, bu ilkeleri tamamlamaya ve sistematik şekilde derlemeye çalışmıştır. Wagner vergileme ilkelerini dört grupta toplamaktadır. Bunlar sırasıyla şunlardır; Mali ilkeler (Yeterlilik ilkesi ve Esneklik ilkesi), iktisadi ilkeler (iktisaden uygun vergi kaynaklarını seçme ilkesi, Milli ekonominin üretim ve dağılım koşulları ile çeşitli yükümlü zümreleri üzerinde yapacakları etkiler bakımından uygun vergi çeşitlerini seçme ilkesi), Ahlaki İlkeler (Genellik ilkesi, Eşitlik ilkesi) ve Teknik ve idari ilkeler (Belirlilik ilkesi, Uygunluk İlkesi, İktisadilik İlkesi). Vergileme ilkelerinin bu şekilde ayırımı kuşkusuz gerek kapsam, gerekse sistemli bir düzenleme biçimi yönünden Smith’ in ilkelerine göre önemli bir gelişme sayılabilir (Edizdoğan, 2000:135-136).
E – Haller’in Vergileme İlkeleri (Turhan, 1998:208-211)
H. Haller, maliye politikasına ilişkin dört amaçtan hareket ederek her bir verginin ve dolayısıyla tüm vergi sisteminin uyması gereken çeşitli taleplerde bulunmuştur. Haller’in maliye politikası bakımından önemli saydığı ve «bu konuda bilgisi olan hemen hiç kimse» tarafından reddedilemeyeceğini ifade ettiği dört amaç şunlardır: mali amaç, özgürlük amacı, refah amacı ve adalet amacı.
Mali amaç, «belirli devlet görevlerinin yapılması için gerekli parasal vasıtaları yeterli ölçüde ve en az masraf ile sağlamak ve bunları görevlerin ifası bakımından optimal bir biçimde kullanmak» şeklinde tanımlanmaktadır. Özgürlük amacı, «hayatın bütün sahalarında kişinin serbestçe karar vermesine mümkün olduğu kadar» izin verilmesini gerektirmektedir. Refah amacı ise, devlet faaliyetlerinin toplum için mümkün olduğu kadar en yüksek düzeyde maddi ve manevi değerleri sağlamaya yönelmesi anlamını taşır. Son olarak, tüm toplum için gerçekleştirilen refah seviyesinin bütün kişiler bakımından «yaklaşık olarak eşit olup olmadığı veya maddi malların ve dolayısıyla ihtiyaçları tatmin olanaklarının» çok eşit bir dağılımının mevcut olup olmadığı gibi hususların önemli olduğu adalet amacı, piyasada oluşan gelir ve servet dağılımının iktisat politikası araçları ile dengeleştirilerek hemen herkesin «yeterli» bir gelire sahip olmasını gerektirmektedir.
Haller, bu amaçlar çerçevesinde rasyonel bir vergi sistemine yöneltilmesi gereken talepleri şu şekilde sıralamaktadır:
Birinci talep: Vergilendirme o şekilde düzenlenmelidir ki, devlet için vergilendirmeden doğan masraf olabildiğince düşük olsun. Vergilendirmede iktisadiliğe, vergi borcunun belirlenmesi ve ödenmesi dolayısıyla vergi yükümlülerinin katlanmak zorunda olduğu masrafların da mümkün olduğu kadar az olması açısından önem veren yazar, bu amacın gerçekleşmesi için ikinci talebini ortaya atmaktadır.
İkinci talep: Vergilendirme o şekilde düzenlenmelidir ki, vergi yükümlüleri için vergi borcunun hesaplanması ve ödenmesi dolayısıyla doğan masraf olabildiğince düşük düzeyde kalsın.
Mali amaca göre, vergi gelirlerinin, diğer kamu gelir türleri ile karşılanamayan kamu giderlerini karşılayacak yeterlilikte olması gerekir. Fakat, vergi gelirleri ile finanse edilecek kamu giderlerinin hacmi çok büyük olursa, vergi yükünün oluşturduğu baskının hissedilir ölçüde artması sonucunda iktisadi faaliyetlerin temposunda bir azalma ve üretim seviyesinde bir düşme görülür. Bu nedenle, efektif vergi yükünü daha az hissedilir hale getirecek bir yük dağılımına ihtiyaç vardır. Bu noktadan hareket eden Haller, vergilemeye ilişkin üçüncü talebini ileri sürmektedir.
Üçüncü talep: Vergilendirme o şekilde düzenlenmelidir ki, vergi ödeyicilerinin vergi dolayısıyla katlanmak zorunda oldukları yük mümkün olduğu kadar az hissedilsin ve sonuçta iktisadi faaliyet mümkün olduğu kadar az zarar görsün.
Tüm ekonomi açısından refah seviyesinin, sadece toplum üyelerinin iktisadi faaliyetlerinin azaltılması sonucunda değil, üretim sürecinin rasyonelliğinde ve halkın ihtiyaç yapısı ile üretim arasındaki uyumda meydana gelen aksamalar dolayısıyla da düşebileceğini dikkate alan yazar, refah amacından türettiği dördüncü talebini formüle etmektedir.
Dördüncü talep: Vergilendirme o şekilde düzenlenmelidir ki, vergi dolayısıyla ne üretimin «iç rasyonelliği», ne de üretim ile ihtiyaç yapısı arasındaki optimal uyum (üretimin «dış rasyonelliği») bozulsun. Hiç kuşkusuz, burada sadece vergilendirme şekli ile ilgili üretim sapmalarının önüne geçilmesi söz konusudur.
Ekonomide beliren enflasyonist ya da deflasyonist nitelikteki konjonktürel dalgalanmaların giderilmesi bakımından refah amacı çerçevesi içinde beşinci talep oluşturulmaktadır.
Beşinci talep: Vergilendirme o şekilde düzenlenmelidir ki, kamu ekonomisinin diğer araçları ile birlikte konjonktür ve istihdam politikasına ilişkin amaçlar için olabildiğince etkili kullanılabilsin.
Haller, adalet amacından hareket ederek altıncı talebini formüle etmektedir.
Altıncı talep: Vergilendirme o şekilde düzenlenmelidir ki, gelir dağılımını değiştirme yönünde etkin bir araç olarak kullanılabilsin. Bu koşulur gerçekleşmesi için, özellikle yükümlülerin kişisel ve ailevi durumlarına intibak ettirilen vergileme şekillerine ihtiyaç vardır. Ne var ki, bu tip vergileme şekilleri bazı hallerde devletin denetim hissini uyandırmakta ve kişisel özgürlük sahasına müdahaleler olarak nitelendirilmektedirler. Bu nedenle bu gibi kontrollerin hiç değilse -vergilemede adalet ilkesinin gerçekleşmesine engel olmayacak ölçüde- en az düzeye indirilmesi düşünülebilir böylece yedinci talep doğar.
Yedinci talep: Vergilendirme o şekilde düzenlenmelidir ki, vergi «ödeme gücü»nün saptanması ve vergi yükünün dağılımına ilişkin düzeltmelerin yapılması dolayısıyla şahsi durumların açıklık kazanması zorunlu olan ölçüye inhisar etsin.
Haller, seçilecek vergiler bileşiminin vergilemeye yönelttiği bütün talepleri mümkün olduğu kadar dikkate alması gerektiği esasından hareket ederek sonuncu talebini formüle etmektedir.
Sekizinci talep: Vergilendirme o şekilde düzenlenmelidir ki, seçilecek vergiler bileşimi çeşitli amaçlarla uyum halinde olan bir bütün oluştursun ve böylece, vergilendirmede özellikle hiçbir kesişme ve boşluk meydana gelmesin.
F – Prof. Dr. Aykut HEREKMAN’a Göre Vergileme İlkeleri (Herekman, 1989:25-35)
Vergileme ilkeleri yerine “Vergi Kuraları”nı kullanmayı tercih eden Prof. Dr. Aykut HEREKMAN; günümüz koşullarına göre fonksiyonel bir sınıflandırma düşüncesiyle mali yönden, ekonomi politikası yönünden ve sosyal politika yönünden olmak üzere üç başlık altında ele almıştır.
Mali yönetim yönünden vergi kuralları; vergi yasalarında yükümlüye sağlanması gerekli kolaylıklar ile ilgili kurallar (belirlilik, uygunluk ve ucuzluk), yasa tekniği ile ilgili olanlar (açıklık, esneklik ve istikrar kuralı) ve vergi miktarı ile ilgili kurallar (yeterlik ve ılımlılık) olarak ayırmıştır.
Ekonomi politikası yönünden; uygun vergi kaynaklarının seçilmesi kuralı, vergi tarafsızlığı kuralı ve ekonomik etkinlik kuralı olarak belirtmiştir.
Sosyal politika yönünden ise; genellik kuralı, yarar(fayda) kuralı ve iktidar kuralı olarak sınıflandırmıştır.
G – Prof. Dr. Saffet R. İRTENK’e Göre Vergileme İlkeleri (İrtenk, 1968:119-123)
Prof. Dr. Saffet R. İRTENK; Adam Smith’in ilkelerinin sadelikleri nispetinde kapsadıkları derin mana ile bugün dahi canlılıklarını koruduğunu ifade ederek, bu ilkeleri; adalet, belirlilik, uygunluk ve tasarruf olarak belirtmiştir.
H – Prof. Dr. Nihat EDİZDOGAN’a Göre Vergileme İlkeleri (Edizdoğan, 2000:135-162)
Prof. Dr. Nihat EDİZDOGAN; Adam Smith, Adolph Wagner, John F. Due ile W. Gerloff ve F. Neumark’ın vergileme ilkelerini anlattıktan sonra günümüzdeki vergileme ilkelerini, vergide adalet ve etkinlik ilkesi olarak ikiye ayırmıştır. Vergide adalet ilkesini ise, fayda ilkesi ve ödeme gücü ilkesi olarak ikiye ayırmıştır.
I – Prof. Dr. Şerafettin AKSOY’ a Göre Vergileme İlkeleri (Aksoy, 1998:221-238)
Prof. Dr. Şerafettin AKSOY; Adam Smith ve Adolph Wagner’in vergileme ilkelerinden sonra çeşitli vergileme prensipleri olarak vergide adalet ilkesi, vergide genellik ilkesi ve vergide eşitlik ilkesini anlatmıştır.
İ – Prof. Dr. Emine ORHANER’e Göre Vergileme İlkeleri (Orhaner, 2000:148-155)
Prof. Dr. Emine ORHANER; vergide adalet ilkesi, vergide genellik ilkesi ve vergide eşitlik ilkesi olarak üç ilkeden sonra “diğer vergileme ilkeleri” olarak; açıklık ilkesi, verimlilik ilkesi, uygunluk ilkesi, esneklik ilkesi, tarafsızlık ilkesi ve denge ilkelerini anlatmıştır.
J – Prof. Dr. Osman PEHLİVAN’ a Göre Vergileme İlkeleri (Pehlivan, 2004:155-169)
Prof. Dr. Osman PEHLİVAN; vergileme ilkelerini “vergilemenin klasik ilkeleri” ve “modem vergileme ilkeleri” olmak üzere, iki ana başlık altında incelemektedir.
Vergilemenin klasik ilkeleri olarak, klasik iktisat biliminin öncülerinden Adam Smith tarafından ortaya konulan ve günümüze geçerliliğini koruyan temel vergileme ilkelerini almıştır.
Modem vergileme ilkeleri olarak ise vergilemenin mali (verimlilik ve esneklik), iktisadi ve adalet (eşitlik, genellik, yararlanma ve ödeme gücü) ilkelerini almıştır.
K – Prof. Dr. Abdurrahman AKDOĞAN’a Göre Vergileme İlkeleri (Akdoğan, 2007:192-246)
Prof. Dr. Abdurrahman Akdoğan ise vergi ilkelerini şöyle sıralamaktadır; genellik ilkesi, adalet ilkesi, eşitlik ilkesi, kanunilik ilkesi, belirlilik ilkesi, açıklık ilkesi, verimlilik ilkesi, uygunluk ilkesi, diğer vergileme ilkeleri: iktisadilik, istikrar, esneklik, kesinlik, basitlik.
L – 1982 Anayasamızdaki İlkeler
Anayasamızın “Vergi Ödevi” başlıklı 73. Maddesinde “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.
Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.
Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.
Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir”
hükmü mevcuttur. Bu hükümde geçen “herkes” kelimesiyle vergilemede genellik ilkesi; “Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır” fıkrasıyla, vergilemede adalet ilkesi; “Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” fıkrasıyla vergilemede kanunilik (yasallık) ilkesi; “malî gücüne göre” ifadesiyle vergilemede eşitlik ve ödeme gücü ilkeleri belirtilmiştir.
Ayrıca, Vergileme ilkelerinin oluşumunda, Anayasa’nın sadece doğrudan vergi ile ilgili hükümlerinin değil, tümünün nazara alınması gerekir. Anayasa’nın ceza hukukuna ilişkin suç ve cezaların yasallığı, suç ve cezaların önceden belli olması vb. ilkeler, vergi ceza hukukunun temel ilkeleri olmak durumundadır (Doğrusöz, 2005:2).
IV- İKTİSADİ, SOSYAL VE İDARİ VERGİLEME İLKELERİ
Her ekonomik sistemin gerçekleştirmek zorunda olduğu çeşitli hedefler vardır. Kaynak dağılımında etkinlik, gelir dağılımında adalet, ekonomik istikrar, büyüme gibi temel ekonomik hedeflere ulaşmada, rasyonel ve etkin bir vergi sistemine ihtiyaç duyulur. Bir vergi veya vergi sistemi, ekonomik hedefleri gerçekleştirme derecesini de etkileyebilir. Diğer yandan vergi sisteminin yükünün, bireyler arasındaki dağılımı da önemlidir. Bu durumda verginin ya da bir vergi sisteminin değerlendirilmesi, söz konusu hedeflere ne ölçüde uygun olduğunun belirlenmesine ve vergi yükünün dağılımında adaletin sağlanmasına bağlıdır. İşte bir ekonomik sistemin toplumca kabul edilmiş hedeflere göre, vergilerin ve vergi sisteminin sahip olması gereken bitelik ve özellikleri, vergileme ilkeleri adı verilen kuralları ortaya çıkarmıştır (Biyan, 2004:2-3).
Yapılan ayırımlardan da görüleceği gibi devletin görevleri konusunda, farklı dünya görüşlerine sahip insanlar arasında nasıl tam bir anlaşma görülmüyorsa, vergileme ilkelerinin tümü üzerinde herkesçe uyuşma da sağlanamamakta, bu da doğal sayılmaktadır (Edizdoğan, 2000:138).
Bu bölümde vergilemenin amaçlarına ve vergi yönetimine yönelik Ali Rıza GÖKBUNAR’ın 1998 yılında, Celal Bayar Üniversitesi İİBF Yönetim ve Ekonomi Dergisi’nin 4. Sayısında yayınlanan “Vergileme İlkeleri ve Küreselleşme” isimli makalesinde yaptığı vergileme ilkeleri sınıflandırması temel alınarak incelenmiştir.
A- İKTİSADİ VERGİLEME İLKELERİ
Eski devirlerde vergilemeden beklenen; sadece devlete ihtiyaç duyduğu finansman kaynağını sağlamaktan ibaretti. Ancak, daha sonra ekonomik ve sosyal hayatta meydana gelen değişmeler, vergilerin ekonomik ve sosyal bir kısım hedeflere ulaşmak için etkili bir araç olarak kullanılabileceğini ortaya çıkarmıştır (Pehlivan, 2004:155).
Verginin karşılıksız ve cebri bir kamu geliri oluşu, mali amaçlar dışında ekonomik ve sosyal amaçların gerçekleştirilmesinde de etkin bir müdahale aracı niteliğini taşıyışı bizi bu kamu gelirinden yararlanmaya zorlamaktadır (Türk, 1994:193).
Vergilemenin iktisadi ilkeleri, vergilerin temel iktisadi amaçlarının gerçekleştirilmesine katkı sağlayacak nitelikte olmasını ifade eder. Devletin temel iktisadi amaçları, iktisadi büyüme ve gelişmenin sağlanması yanında, tam istihdam ve fiyat istikrarının sağlanması şeklinde özetlenebilir. Belirtilen bu amaçlara, kıt olan kaynakların etkin kullanımı ve dağılımı ile ulaşılabilir (Pehlivan, 2004:159).
Vergilemenin iktisadi ilkelerini, vergilemede tarafsızlık ilkesi ve vergilemede iktisadi etkinlik ilkesi olarak incelemek mümkündür.
1-Vergilemede Tarafsızlık İlkesi
Vergilerin tarafsızlığı, devlet tarafından alınan vergilerin miktarının, piyasanın işleyişini bozmayacak bir düzeyde olmasını ifade eder. Bu nedenle vergiler ne kadar az olursa o kadar tarafsız olur (Pehlivan, 2004:160).
Bir vergi sisteminin tarafsız olabilmesi için en başta;
• Tespit edilen vergi oranlarının düşük olması,
• Vergi oranlarının “düz” (flaş) olması,
• Belirli kişi ve kurumlara vergi imtiyazları tanımaması gerekir (Aktan, 2002:5).
Vergilemede tarafsızlık ilkesi, vergi yoluyla rekabete verilebilecek zararların istenmeyen sonuçlarından kaçınma olarak ele alınabilir. Vergilemede tarafsızlık ilkesine uyum sonucunda, vergileme ile mükellefin nispi iktisadi-mali durumlarında hiç bir değişiklik olmamalıdır. Vergi sistemi ile ulaşılmak istenen amacın dışında, kaynakların ekonomide daha verimli kullanılması ve yönlendirilmesine müdahale edilmemelidir. Bu ilkeyle verginin, mükellefler üzerinde aşırı bir yük oluşturmaması, sadece ekonomiden soyutlanarak kendi politikası ve amacı doğrultusunda kullanılması öngörülmektedir (Gökbunar, 1998:7-8).
Verginin ekonomik etkisini vurgulayan bu ilkeye göre, üretici ve tüketici tercihlerini en az etkileyen bir politikanın sürdürülmesi nedeniyle, vergilerin tek tek analiz edilmesi gerekmektedir. Örneğin, gelir vergisinin yüksek oranda alınması, kişileri çalışma ile işsiz kalma arasındaki tercihlerini değiştirecektir. Emlak vergisinin düşük olması, emlaka olan talebi artırırken, yüksek olması talebi düşürecektir. Üretimde fazla vergi alınması ilgili malın üretimini düşürecektir (Orhaner, 2000:155).
Klasik liberal ekonomistler verginin devletin gerekli hizmetlerinin finansmanı amacıyla alınmasını ve ekonomik düzende hiç bir etki yaratmamasını kural olarak kabul etmişlerdir. Günümüz yazarları ise aynı kuralı vergi sistemlerinden istenen mali ve ekonomik amaç dışında ayrıca ekonomide bir değişim meydana getirmemesi biçiminde geliştirmişlerdir (Herekman, 1989:32)
2- Vergilemede İktisadi Etkinlik İlkesi
Tercih kalkınabilmekle kalkınamamak arasında olduğu ve tercih kalkınma lehine kullanıldığı vakit vergiden başka başvurulacak bir mali kaynak yoktur (Türk, 1994:195).
Bu ilkeye göre vergilerle iktisadi kalkınmaya elverişli faaliyetler teşvik edilip, verimli olmayan faaliyetler caydırılmalıdır (Gökbunar, 1998:8).
Vergi sisteminin günün ekonomik koşullarına ve gereksinimlerine uygun bir biçimde düzenlenmesi ekonomik etkinlik görüşünün ortaya koyduğu bir kuraldır. Bu kurala göre vergi sistemleri, içinde bulunulan ekonomik duruma, gerekli etkiyi sağlayacak biçimde düzenlenmelidir. Vergi, kamu ekonomisinin finansmanında kullanılan en önemli bir araç niteliğinin ötesinde, konjonktür ve istihdam politikası amaçlarına olanak verdiği ölçüde etki edebilecek bir biçimde kullanılabilmelidir (Herekman, 1989:32).
B- SOSYAL VERGİLEME İLKELERİ
Sosyal adaletin gerçekleştirilmesinde bir sosyal politika aracı olarak vergiler önemlidir. Çağdaş devletlerin vergi sistemleri ve bu sistemlerin vergilemede sosyal amaçlı vergileme ilkelerine dayalı olarak kabul ettikleri vergilendirme teknikleri gelir dağılımında eşitsizlikleri törpüleyici yönde etkide bulunmaktadır (Gökbunar, 1998:8).
1 – Vergilemede Genellik İlkesi
Genellik ilkesi, herkesten vergi alınmasını, başka bir değişle vergi alırken, toplum bireyleri arasında hiçbir ayırım yapılmamasını ifade eder (Pehlivan, 2004:162).
Zamanımızda bu ilke, her vatandaşın ödeme gücü oranında vergi kapsamına alınması, ödeme gücü zayıf olanların ise vergilendirilmemesi biçiminde ortaya konulmaktadır (Herekman, 1989:32).
Vergi ödeme güçlerine göre herkesin vergi ödemesi, vergide genellik ilkesinin özünü oluşturmaktadır (Akdoğan, 2007:195).
Anayasamızın 73. maddesinin ilk paragrafında; “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi vermekle yükümlüdür” şeklinde hükme yer verilmiştir. Bu madde de “herkes” kelimesi ülkemizde vergide genellik ilkesinin anayasal güvence altında olduğunu göstermektedir.
2 – Vergilemede Eşitlik İlkesi
Vergilemede eşitlik ilkesine göre, bireyler genel vergi yüküne, kendi ödeme güçlerine göre katılmalıdırlar. Diğer bir ifade ile vergilemede eşitlik ilkesi, mükelleflerin vergi ödeme güçlerini dikkate almak suretiyle vergilendirilmesidir. Bu ilkenin vergilemede adaleti sağlama açısından çok büyük bir önemi bulunmaktadır. Bu ilke, genel vergi yükünün toplumu oluşturan kişiler arasında mükelleflerin kişisel, ailevi ve ekonomik durumlarına göre dengeli bir şekilde dağıtılmasını gerekli kılmaktadır. Burada bireylerin hangi ölçülerde vergi ödeyecekleri sorunu önem kazanmaktadır (Gökbunar, 1998:10).
Vergilemede eşitlik ilkesi, vergi ödeme gücü bakımından aynı olanların aynı vergilendirme şartlarına tabi tutulması, buna karşılık vergi ödeme gücü farklı olanların, farklı vergilendirme şartlarına tabi tutulması şeklinde tanımlanabilir. Aynı durumda olanların aynı vergilendirme şartlarına tabi olması, vergilemede “yatay eşitlik”; farklı durumda olanların farklı vergileme şartlarına tabi tutulması ise, vergilemede “dikey eşitlik” diye nitelendirilir (Pehlivan, 2004:162).
Vergide adaletin gerçekleştirilebilmesi bakımından önemli bir fonksiyonu bulunan bu ilke, vergi yükünün, mükelleflerin kişisel ve ekonomik durumlarına göre eşit bir şekilde dağıtılmasını gerekli kılmaktadır (Akdoğan, 2007:197).
3-Vergilemede Adalet İlkesi
Vergilerin tarihi gelişimi boyunca maliyecilerin üzerinde en fazla durdukları konulardan biri, adil bir vergi sisteminin kurulmasıdır. Adil bir vergi sisteminin amacı, kamu hizmetlerini gerçekleştirmek üzere alınacak vergilerin toplumu oluşturan kişiler arasında hak ve adalete uygun bir şekilde dağıtılmasıdır (Edizdoğan, 2000:139).
Vergide adalet ilkesi, verginin adil olması gerektiğini ifade etmektedir (Orhaner, 2000:149).
Vergi adaletinin sağlanmasında devlet, üzerine düşen görevleri yapabilmek için doğal olarak ülke toprakları üzerinde yaşayanlardan belli kıstaslara göre vergi toplamak zorundadır (Düzgün, 2006:1).
Vergide adalet; ilgili yasal düzenlemeler yapılırken, yasa koyucunun adalet düşüncelerine ve temel vergi ilkelerine göre oluşmakla birlikte, gerçekleştirilmesi öngörülen adaletin uygulama bakımından da sağlanması büyük önem taşır. Başka bir deyişle, adil olarak hazırlanmış olan vergi yasalarının, uygulama itibarıyla da adalete ters düşmeyecek etkinlikte uygulanması gerekir (Akdoğan, 2007:196).
“Adalet” kavramı, kişiden kişiye değiştiğinden herkesin kabul ettiği bir şekilde sınırları çizilemeyen bir kavramdır. Bu nedenle vergide adalette değişik şekillerde yorumlanmaktadır ancak herkes tarafından kabul edilebilir bir gerçek, vergilemede adalet ilkesinin vazgeçilemez bir ilke olduğudur.
4-Vergilemede Ödeme Gücü (İktidar) İlkesi
İlkenin esası, kamu gereksinmelerine bireylerin ödeme güçleri oranında katılmaları düşüncesinden oluşmaktadır (Herekman, 1989:34).
Vergi ödeme gücü, vergilemede adaletin sağlanmasında öne sürülen yaklaşımlardan “ödeme gücü yaklaşımı” ile ilgili bir kavramdır. Ödeme gücü yaklaşımı, gelir dağılımında adaletin sağlanmasına yöneliktir. Vergi yükünün mükelleflere adil bir şekilde bölüştürülmesini ve vergilemede mükellefin vergi ödeme gücünü esas alır. Vergi ödeme gücünün belirlenmesinde mükellefin geliri, serveti ve harcamaları göz önünde tutulur (Demircan, 2003:116).
Adil bir vergi düzeninde vergilerin çoğu, bireylerin ödeme gücüne dayandırılarak alınır Bireylerin ödeme gücünü teşkil eden başlıca unsurlar; gelir, servet ve harcamadır. Gelir üzerinden alınan vergilere “gelir vergisi”, servet üzerinden alınan vergilere “servet vergisi” ve harcama üzerinden alınan vergilere “harcama vergisi” adı verilir (Pehlivan, 2004:164).
Mükelleflerin vergi karşısındaki durumlarının ayrı ayrı dikkate alınması, ödeme güçlerine göre vergilendirme yapılması, gerek teoride ve gerekse uygulamada kabul görmüştür (Akdoğan, 2007:212).
5-Vergilemede Fayda (İstifade) İlkesi
Bu ilkeye göre, her fert kamu hizmetlerinden faydalanma oranında vergi ödeyecektir. Burada vergi yükünün dağılımında piyasa kurallarının kullanılması söz konusudur. Böylece her yükümlünün gönüllü olarak kamusal faaliyetlere yapmak istediği katkı ile, ödeyeceği vergi aynı olacaktır (Edizdoğan, 2000:140).
Vergilerle finanse edilen kamu hizmetlerinden faydalanan kişiler, bu faydalanma oranında vergi ödemek durumundadırlar. Bu ilkeye göre, piyasada fiyatlar, mal ve hizmetleri kullananların elde ettikleri faydayı ölçüyorsa, vergiler de kamu hizmetlerinden faydalananların elde ettikleri faydayı ölçer. Dolayısıyla vergiler, bireylerin elde ettikleri faydaların karşılığıdır.Vergilemede fayda ilkesi vergi gelirlerini artırma açısından büyük bir çekiciliğe sahiptir. Vergiler ayrı ayrı değil, finanse ettikleri kamu hizmetlerinin miktarı ile ilişkili olarak göz önünde bulundurulur. Vatandaşların vergi ödemelerinin yararlandıkları hizmetlere bağlanması, kamu mallarının sağlanmasında etkinlik şansını artırır (Gökbunar, 1998:12).
Yararlanma ilkesine göre vergileme, devletin ürettiği mal ve hizmetlerin bedelini mümkün olduğu ölçüde bireylerden tahsil etmesini gerektirir (Pehlivan, 2004:162).
Bu yaklaşımdan yararlanarak, bazı kamusal faaliyetlerde fayda esasına göre vergileme yapmak mümkündür. Mesela karayollarından büyük ölçüde fayda sağlayanlar motorlu araçlardır. Dolayısıyla fayda yaklaşımına göre bu yolların maliyetlerinin motorlu araç sahipleri tarafından karşılanması gerekir. Her sürücünün kara yolunu kullanması, tükettiği benzin ile doğru orantılı olduğuna göre benzin üzerinden alınacak bir vergi ile karayolu hizmetinin maliyeti finanse edilebilecektir. Mesela Türkiye’de akaryakıt üzerinden özel tüketim vergisi aracılığı ile büyük ölçüde gelir elde edilmektedir. Türkiye’de belediyelerin tahsil ettiği çevre Temizlik Vergisi hasılatının sadece %20′si Büyükşehir Belediyesine “çöp imha tesisleri”nde kullanılmak üzere aktarılmasına rağmen, bu vergi fayda esasına göre alınan kamu hizmetleri ile ilişkilendirilen tek vergi olarak kabul edilebilir (Batırel, 2007:86).
C- İDARİ VERGİLEME İLKELERİ
İdari amaçlı vergileme ilkeleri, vergi yasalarında yükümlüye sağlanması gerekli kolaylıklar ve vergisinin tahsilini kolaylaştırıcı nitelikteki ilkelerden oluşmaktadır (Gökbunar, 1998:13).
1-Vergilemede Belirlilik İlkesi
“Kesinlik” adı da verilen bu ilkeye göre, her vatandaşın ödemek zorunda olduğu vergi; tutar, çeşit, ödeme zamanı, şekli, vb. bakımından keyfi değil kesin, açık ve belirli olmalıdır (Edizdoğan, 2000:135).
Bu kural ödenecek vergi miktarının, zamanının ve biçiminin kesin ve açık olarak yükümlüce bilinmesi gereğini ortaya koymaktadır. Vergi yasalarında verginin matrahının, tarifesinin, ödeme zamanının ve biçiminin saptanması ile söz konusu kurala uyulmuş olunacaktır (Herekman, 1989:25-26).
Belirlilik (kesinlik) ilkesinin gerçekleşmesi; idari personelin iyi yetişmiş ve ahlaklı kimselerden oluşmasının yanı sıra, vergi sistemi ve münferit vergilerin basit olması, vergi kanunlarında kullanılan dilin açık olması, verginin ödeneceği tarih ve yer ile borcun miktarının herhangi bir yanlış anlamaya neden olmayacak şekilde açık ve kesin olarak bilinmesi, vergi kanun ve nizamları hakkında yeterli açıklamaların yapılması vb. koşullara bağlıdır (Turhan, 1998:207).
2-Vergilemede Tasarruf İlkesi
Vergilemede tasarruf ilkesine göre, verginin devlete olan maliyeti mümkün olabildiğince düşük olmalıdır. Verginin devlete olan maliyeti deyimi ile, sadece verginin tarh ve tahsil giderleri anlaşılmamalı buna vergilerle ilgili uyuşmazlıkların giderleri de eklenmelidir. Hatta, yükümlülerin vergileme dolayısıyla katlandıkları defter tutma, müşavirlik hizmetleri vb. giderlerinin de bu bağlamda ele alınması gerekmektedir (Gökbunar, 1998:14).
3-Vergilemede Kolaylık İlkesi
Vergilemede kolaylık ilkesi diğer vergileme ilkelerini de kapsayan daha geniş ve gerçekten de önemli bir vergileme ilkesidir. Bu ilkeye göre, vergilemede ödeme zamanları, ödeme yeri, ödeme şekli ve ödenecek tutar kesin ve belirli olmalıdır. Ayrıca düzenlemeleri mükellefler tarafından kolayca anlaşılabilecek ve uygulanabilecek biçimde hazırlanmalıdır. Vergilerini ödemede maddi zorluklarla karşılaşan bazı mükelleflerin vergi borçlarının tecili, hatta bazı nedenlerden dolayı vergi borçlarını ödeyemeyecek duruma düşenlerin vergi borçlarının terkin edilmesi de bu ilke gereğidir (Aktan,1990:45).
4-Vergilemede Açıklık İlkesi
Vergi yasaları açık bir dille ve herkesçe anlaşılabilecek bir şekilde düzenlenmelidir. Vergi yasalarını bir yerde diğer yasalardan farklılaştıran nedenlerden biri de genellikle her tür vatandaşın doğumundan ölümüne kadar bu yasalardan bir veya bir kaçının yükümlülüğü altına girmesidir. Onun için, vergi yasalarının sade vatandaşların anlayabileceği bir dille yazılması daha çok önem kazanmaktadır (Herekman, 1989:27).
Vergi yasalarının uygulanmasına yönelik yönetmelik ve genelgelerin kolaylıkla anlaşılabilir açıklıkta olmasını da içeren bu ilke, söz konusu yasaları uygulayıcı kimselerin iyi eğitilmiş, dürüst ve anlayışlı kimselerden oluşması halinde olumlu yönde etkilenecek, mükelleflerin vergi ile ilgili olarak getirilmiş olan düzenlemeleri daha verimli bir şekilde yerine getirebilmeleri açısından yararlı olabilecektir. Amacı belirli ve özel bir çabaya gerek göstermeksizin anlaşılabilir bir vergi; gerek mükelleflerin tepkisini çekmemesi açısından ve gerekse vergi yönetimi ile yargısının işleyişi açısından olumlu etkiler yaratacaktır (Akdoğan, 2007:205).
5- Vergilemede Kanunilik İlkesi
Verginin yasallığı ilkesinin, gerçek anlamda ilk kez ülkemizde 1924 Anayasasında yer aldığını söyleyebiliriz. Bunu takip eden 1961 ve 1982 Anayasalarında değişikliklerle de olsa bu ilkeye yer verildiği görülmektedir (Ceyhan, 2003)
Günümüzde, verginin hangi hallerde doğduğu, kimlerin vergi mükellefi(yükümlüsü) olduğu, tutarı ve nasıl hesaplanıp alınacağı (tahakkuk ve tahsili) konuları Modern Sosyal Hukuk Devletinde, bir yandan devletin egemenliğine bağlı kişilerin ve öte yandan vergi dairelerinin, uymak zorunluluğunda bulundukları kanunlarla düzenlenmiştir. Vergi kanunla konulur ve alınır (Aksoy, 1990:6)
Verginin kanuniliği ilkesinden uzaklaşıldığı ya da söz konusu ilkenin ihmal edildiği her uygulama, sorun yaratıcı nitelik taşır. Söz konusu ilkeyi; yalnızca, “vergi için kanun çıkartmak gerekir” şeklinde, yani dar anlamda değil, “verginin kanunla konulması” ve “vergiye vücut veren temel unsurların kanunda yer alması” gerektiği şekilde anlamak ve uygulamak gerekmektedir (Akdoğan, 2007:201-202).
6- Vergilemede İstikrarlılık İlkesi
Vergide istikrar ilkesi; vergi ile ilgili olarak vergilendirme tekniği konusunda yapılan düzenlemelerin sık sık değiştirilmemesini, düzenli olmasını ifade etmektedir (Akdoğan, 2007:207).
Vergilemede istikrarlılık ilkesine göre, vergi kanunlarının tarh ve tahsil işlemlerini ilgilendiren hükümleri ile vergi nispetleri mümkün olduğu ölçüde az değiştirilmelidir (Gökbunar, 1998:15).
Mükellefler ve vergi uygulayıcıları vergi kanunlarının hükümlerine genellikle belli bir zaman süreci içinde uyum sağlayabildiklerinden vergi düzenlemelerindeki istikrarsızlıklar vergiye uyum maliyetini artırmaktadır. Ayrıca vergilerde gerçekleştirilen sık değişmeler mükellefler açısından olduğu kadar maliye idaresini de yeni bir uygulama ile karşı karşıya bırakmaktadır. Vergilemede sürekli yeni uygulamaların getirilmesi vergi idaresinde bıkkınlığa yol açabileceği gibi vergi idaresinin mükelleflerin sorunlarını çözmede bazı sıkıntılara düşmesine de yol açabilecektir. Vergi kanunlarında yapılan değişiklikler az veya çok mali ve finansal planlar üzerinde sapmalar meydana getirmekte, bireyler yatırımlarını planlandığı şekilde uygulamaya aktaramayabilmektedirler (Gökbunar, 1998:15-16).
Vergi kanunlarının ilgililerce izlenebilecek ve gereği yerine getirilebilecek şekilde uygulanması zorunludur. Ayakkabının ayağı rahatsız etmeyeceği, ayağın alışkanlık kazanması nedeniyle herhangi bir sorun yaratmayacağı düşüncesinden hareketle, vergilerin de aynı kalmasının, değiştirilmemesinin daha doğru olacağı ileri sürülmüştür. Ancak; artık giyilemez hale gelmiş bir ayakkabı, ayakkabı olma özelliğini kaybeder ve giyeni rahatsız etmeye başlar. Durum vergi açısından düşünüldüğü takdirde; uygulanamaz, işlemez hale gelmiş hükümlerin gerekirse tüm düzenlemenin revizyona tabi tutulması olağan görülmelidir. Bu düzenlemeler sırasında acele etmeden, planlı ve programlı çalışmak, yapılan yasal düzenlemelerin sık sık değiştirilmesini engelleyebilecektir (Akdoğan, 2007:208).
7-Vergi Tedbirlerinin Tutarlılığı ve Sistematik Bütünlüğü İlkesi
Vergi sistemlerindeki tutarsızlıklar, sistemin rasyonalitesini ve hakkaniyete uygun oluşunu tehlikeye düşürebilmektedir. Vergi sistematiği, bir verginin konulması
sırasında vergi konusunda mevcut hükümlerin birbirleriyle uyum halinde bulunmasını, kanun maddeleri arasında çelişkilerin bulunmamasını ifade eder (Tekir,1987:57).
8-Vergi Tedbirlerinin Uygulanabilirliği İlkesi
Bu ilkeye göre, vergi sistemi bir bütünlük içinde şekillendirilmeli, alınan vergi tedbirleri ve bunların amaçları normal bir vatandaşın anlayışına ve politik eğilimlerine, aynı zamanda verginin uygulanmasında tarh, tahsil ve kontrol görevini yapacak kurumların kapasitelerine uygun olmalıdır (Gökbunar, 1998:16).
ÖZET
İngiliz kralı, Kral I. John tarafından 1215 Haziran’ında imzalanan Magna Carta Libertatum (Büyük Özgürlük Fermanı) 63 maddelik bir fermanın bir maddesi Vergilemede Kanunilik İlkesinin kabul edildiği bilinen ilk yazılı belgedir.
İbni Haldun; 14. Yüzyılda yazmış olduğu Mukaddime adlı eserinde vergilemenin dürüstlük, adalet, eşitlik, genellik ve ödeme gücü ilkelerini ortaya atmıştır.
Adam Smith’in 1776 yılında yayımlanan The Wealth of Nations (Milletlerin Zenginliği) kitabında yer alan vergileme ilkeleri, bütün maliye otoriteleri tarafından beğenilen ve güncelliğini koruyan ilkelerdir. Bu ilkelerden en önemlileri adalet, belirlilik, uygunluk ve vergide verimlilik ilkeleridir.
A.Smith’in ileri sürdüğü ilkelerden kısmen yararlanan Alman maliyecisi Wagner, bu ilkeleri tamamlamaya ve sistematik şekilde derlemeye çalışmıştır. Wagner vergileme ilkelerini dört grupta toplamıştır. Wagner’in getirdiği en büyük yenilik vergileme ilkelerini sistematik şekilde derlemek olmuştur.
Sonraki dönemlerde de, vergileme ilkelerine ilgi artmış, günümüzde de vergi ile ilgilenen her maliyeci vergileme ilkelerini konusuyla ilgilenmiştir.
İksidadi Vergileme İlkeleri, tarafsızlık ve iktisadi etkinlik; Sosyal Vergileme İlkeleri, genellik, eşitlik, adalet, ödeme gücü ve fayda; İdari Vergileme İlkeleri ise; tasarruf, kolaylık, açıklık, kanunilik, istikrarlılık, uygulanabilirlik, vergi tedbirlerinin tutarlılığı ve sistematik bütünlüğü ilkesi şeklinde sınıflandırılabilir.
SONUÇ
Vergileme ilkeleri; zamana ve toplumdan topluma göre farklı olarak yorumlamakla birlikte, olması gereken vergi sisteminin prensiplerini içermesi nedeniyle sürekli olarak önemini koruyan bir konudur.
Bir vergi sisteminin analiz edilmesinde, aksayan yönlerinin tespitinde ve vergi mevzuatının yenileme çalışmaları sırasında, öncelikle vergileme ilkelerinin bilinmesi ve ilkeler doğrultusunda değerlendirmelerin yapılması sağlıklı kararlar vermek açısından çok önemlidir.
YARARLANILAN KAYNAKLAR
AKDOĞAN, Abdurrahman (2007); Kamu Maliyesi, 12. Baskı, Ankara : Gazi Kitabevi
AKSOY, Şerafettin (1990); Vergi Yargısı ve Türk Vergi Yargısı Sistemi, Ankara : Filiz Kitabevi
AKTAN, Coşkun (1990), “Vergilerin Tahsilinde Temel İlkeler” Maliye Yazıları Dergisi, Sayı:24.
AKTAN, Coşkun (2002); Gelir Dağılımında Adaletin Sağlanması ve Yoksulluk Sorununun Ortadan Kaldırılması İçin Vergi Sistemi Nasıl dizayn edilmeli?, Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002.
BATIREL, Ömer Faruk (2007); Kamu Maliyesi ve Yönetimi, İstanbul Ticaret Üniversitesi Yayınları, No:24, İstanbul:2007, Sena Ofset
BİYAN, Özgür (2004); Vergilemenin Nihai Niteliğinden Sapmasının Siyasal, Ekonomik Ve Sosyal Nedenleri, Bilanço, Bursa SMMMO, Sayı:57, Mart 2004, s.18-23
CANDAN, Nesrin (2007); İbni Haldun’un Gözüyle Kamu Maliyesi Yaklaşımı, Celal Bayar Üniversitesi İİBF Yönetim ve Ekonomi Dergisi, Yıl:2007, Cilt:14 Sayı:2 Sayfa:235-245
CEYHAN, Murat (2003); Verginin Yasallığı İlkesi, 19 Ekim 2003, www.alomaliye.com
DEMİRCAN, Esra SİVEREKLİ (2003); Vergilendirmenin Ekonomik Büyüme ve
Kalkınmaya Etkisi, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı: 21, Temmuz-Aralık 2003, Sayfa 97-116.
DOĞRUSÖZ, Bumin (2005); Vergilemede İlkeler, 02.06.2005, Dünya Gazetesi
DÜZGÜN, Özden (2006); Vergilendirmede Adalet-Eşitlik İlkeleri ve İlintili Kavramlar, 10.08.2006, http://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/ozden/003/
EDİZDOĞAN, Nihat (2000); Kamu Maliyesi (Kamu Gelirleri ve Vergi Teorisi), Bursa : Ekin Kitabevi
FALAY, Nihat (1987); İbni Haldun’un İktisadi Görüşleri, İstanbul:İÜ, İktisat
Fakültesi, Maliye Enstitüsü Yayın No: 2420/409/58.
GÖKBUNAR, Ali Rıza (1998); Vergileme İlkeleri ve Küreselleşme, Celal Bayar Üniversitesi İİBF Yönetim ve Ekonomi Dergisi, Yıl:1998, S:4
GÖKBUNAR, Ramazan – KÖMÜRCÜLER, Emin – YALÇIN, A.Zafer; Mali Sosyolojide İbn-i Haldun’un Yeri, Türk İdare Dergisi, Sayfa 207-221
HALDUN, İbni (1989); Mukaddime 2, Çeviren DURSUN Turan, Ankara : Şahin Matbaası
İRTENK, Saffet R. (1968); Maliye, Gözden Geçirilmiş 3.Baskı, İzmir : Ege Üniversitesi Matbaası
ORHANER, Emine (2000); Kamu Maliyesi, 3. Baskı, Ankara : Gazi Kitabevi
PEHLİVAN, Osman (2004); Kamu Maliyesi, Trabzon : Derya Kitabevi
SAĞBAŞ, İsa (2008); Vergi Teorisi, Ankara : Ece Matbaası
TEKİN, Fazıl(1978); Artan Oranlılık ve Türk Gelir Vergi Sistemindeki Uygulaması,
Eskişehir: İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Yayınları No:192/122.
TEKİR, Sabri (1987); Vergi Teorisi, İzmir: Güçbirliği Yayıncılık.
TURHAN, Salih (1998); Vergi Teorisi ve Politikası, İstanbul : Filiz Kitabevi
TÜRK, İsmail (1994), Maliye Politikası, Gözden Geçirilmiş 10. Baskı, Ankara : Turhan Kitabevi
http://www.darulkitap.com/muhtelif/sosyalbilimler/m/002.htm
http://tr.wikipedia.org/wiki/Magna_Carta
http://www.malihaber.com/modules.php?name=Encyclopedia&op=list_content&eid=1 , Vergileme İlkeleri
www.ekodialog.com ,Vergileme İlkeleri
Yazar Hakkında
Abdullah SAVAŞ Eskişehir Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezi Müdürü Afyon Kocatepe Üniversitesi S.B.E. Maliye Tezli Yüksek Lisans Öğrencisi 1973 Kastamonu Devrekani doğumlu.
Categories: Finans, Vergi Tags: Vergi, vergileme ilkeleri