Mehmet, Türk'ün Tarifi ya da Erman'ın Mehmet'i
BÜYÜK ŞEHİRDE MEHMET
Kendi âleminde ve gürültüsünde
Şehir öyle bir değirmen öyle bir dev ki
Kim bilir kaç bin canı öğütür günde
Bir at arabasında – bir kamyon üstünde
Bir posta, treniyle – üçüncü mevki
(Sadece bir ceket – pantolon üstünde)
Şehre girmenin şaşkınlığı ve zevki
Hana iner bir alacakaranlıkta
(Kızgın saca düşen damla misali)
Kaybolup gider kalabalıkta
Bir iş buluverir inşaatta Ali
Fakat berbattır Mehmet’in hâli
Kanadı kırık kuş – sudan çıkmış balık da
Can havliyle öyle döner ortalıkta
Parkta veya açık hava sinemasında
Bakarsın ki herkes kendi havasında
(Bir Mehmet mi – kendi yağıyla kavrulan)
Mehmet de kendi köyünde – kasabasında
Bir dam sahibiydi – kapısı vurulan
Mehmet de bir başka yuvadan savrulan
Yitik kuşlar gibi uçmak sevdasında
Ey gözlerde büyütülen büyük şehir
Ey istifini bozmadan akan nehir
Ve sen – ey benim işi bitik Mehmet’im
Şehirde yapamazsın şehir kim – sen kim
Düşmeye gör gurbete – yoktur panzehir
Pisipisine gittiğinin resmidir
Garibin iflâh olmuşunu görmedim
Nüzhet ERMAN
(Anadolu 1970, s. 37)
Şiir, mükemmel. Düşünülüp tasarlanmış, öyle yazılmış bir şiir; “Büyük Şehirde Mehmet”.
Aynaya düşen hayatımızın, daha doğrusu; “Türk’ün tarifi”.
Mehmet’in önündeki engel, şehir. Türk’ün önündeki de USA ya da Avrupa Birliği. Şehirden çeken Mehmet’le “küreselleşen dünya” ile bir türlü barışamayan Türk’ün kaderi, aynı değil mi?
Şehir, dev bir değirmen. Bu değirmen, günde birkaç bin canı öğütür. Küreselleşen dünya, haydi Avrupa Birliği diye adını koyalım, dev bir değirmenden farklı mı sanki? Bu ikisi el ele verip, at arabasıyla yaşama savaşı veren, kamyon üstünde zorunlu yolculuğa zorlanan, ancak posta trenleriyle ama üçüncü mevkide onurlandırılan, tek kat gezimlik ceket ve pantolonu sırtında, şehrin kapılarını çalan Mehmet’i öğütmüyorlar mı sanki? Şehir, kendisine ilk adımını atan Mehmet’i en şaşkın anında yakalamıyor mu?
Şimdi Mehmet, şehirde olmanın zevkini, kendisine bir han ayarlamakta bulacak, alacakaranlıkta kalabalıklar arasında kaybolup gidecektir. Avrupa ile bütünleştiğimizde; kimliğinden, dilenden sayısız vazgeçmelere boyun eğecek Türk’ün -henüz birlik üyesi olmanın zevkini çıkarmadan- şaşkınlığından, Avrupa Birliği’ndekiler gönüllerince yararlanmayacaklar mı? Üstelik onlar Türk’e, şimdi bile posta treninde ama üçüncü mevkide yolculuğa çıkanlar gözüyle bakmıyorlar mı?
Haa… Ali, Mehmet’e arka çıkıp inşaatta ama inşaatta nasıl iş buluverdiyse, berikiler de Türk’e, aynı gömleği giydireceklerdir. Belki de onun “Mehmetçik” yanından yararlanıp, kendi kördüğümlerini çözeceklerdir.
Anlayacağınız şehirdeki Mehmet, o koca dünyada yapayalnızdır. Sanki parkta oturanlar, açık hava sinemasına gidenler birer Mehmet değiller… “Gözlerde büyütülen şehir”, aslında matah bir şey değil. Mehmet, köyünde ne kadar da rahattı; bir arayıp soranı, kapısını çalıp yoklayanı vardı. Şehir, yuvasından atılıp savrulan yitik kuşların uçabileceği bir yer değil.
Sanıyor musunuz küreselleşen dünyada kimliğinden uzaklaştırılmış Türk, kanat açıp uçabilecek? Olur mu? Avrupa kapılarını zorlayan Türk’ün gözlerini bağlamadılar mı? Dün yavru vatandır diye kolladığımız Kuzey Kıbrıs’ı, ata yadigârı saydığımız Kerkük’ü görebilen gözlerimizi, bugün şu ya da bu bahanelerle bağlamadılar mı?
Şehirde kimlik bunalımına düşenlerin -içimizde yaşayıp kendilerini Türk saymayanların- oyuncağı hâline getirdiğimiz Mehmet’i, köyde rahat mı bırakıyorlar şimdi? Mehmetlerin arasından sırasıyla seçip Gaziantep ötesine, Hakkâri dağlarına gönderdiğimiz, oradan da köyüne yolcu ettiğimiz, al bayrağımıza sarılı “Mehmetçik”lerden kaçını şehirde görüyoruz?
Köyden şehre giderek orada “zalim gurbet”in derdine düşen, pisipisine ucuza satılan Mehmet’in kurtulması düşünülebilir mi?
Üzüntüm, milletimin adına. Mehmet’in kaderinin aynısını paylaşan, kendi ülkesinde sanki gurbetteymiş gibi yaşatılan Türk’ün adına üzülüyorum.
Ayrılık yanlılarını, içimizden biri olup da karanlık düşünceleri uğruna bizi satanları saymayacağım. Zaten siz onları biliyor, çok iyi tanıyorsunuz.
Şimdi fırsat ipinin ucu elinizde. Her şeye rağmen “Ne mutlu Türk’üm diyenlere!” diyenlerle, al bayrağımızı meydan meydan dalgalandırmayı öğrenenlere arka çıkmak, şamar oğlanına döndürülen Mehmet’i, yeniden “Mehmetçik” yapmak demek değil midir?
Düşünmeli; “Türk olmak”la övünebilmeliyiz derim. Bir canımızla bir camimizin kaldığı günlerde, Kurtuluş Savaşı’mızdan önce ve daha yakın geçmişimizde, bu elbiseyi sırtımızdan çıkardığımız günlerin acısını az mı çektik?
Daha da mı çekelim?
Nüzhet Erman’ın dediği gibi; bu işin “Yoktur panzehir”i. Bölündükçe ayrılanların sonu, yalnız kalmaktır.
Sadece bu olsa iyi.
“Pisipisine gittiğinin resmidir
Garibin iflâh olmuşunu görmedim” diyen şair, tarih aynasına düşeni kulağımıza fısıldamıyor mu?
Haydi Mehmet, “Mehmetçik” olduğunu göstermenin tam zamanıdır şimdi.
Haydi Mehmet!..
Oyhan Hasan BILDIRKİ
Yazar Hakkında
1947 Haziranı’nda Bağarası’nda doğdu. İlkokulu doğduğu yerde, ortaokul ve liseyi Aydın’da okudu. Bursa Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü (1971), AÜAÖF Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü (1991) yıllarında bitirdi. İlk görevine Kastamonu-Cide-Şenpazar’da başlayan yazar, daha sonra birçok okulda çalıştı. Söke İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü olarak görevliyken, Kuşadası Atatürk İlköğretim Okulu’na kendi isteğiyle gitti. Daha sonra Kuşadası Kaya Aldoğan Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliğinde de bulundu. Burada çalışırken (1997) emekli oldu. Evli ve iki çocuk babası olan yazar, 1962?den bu yana Aydın, Söke ve Kuşadası yerel gazetelerinin yanında, (1969) ülkemizin ünlü edebiyat dergilerinde şiir, hikâye ve eleştirileriyle yer aldı. Ahmet KABAKLI’nın “Türk Edebiyatı Dergisi” hikâyecileri arasında gösterdiği Bıldırki, ilk ününü Hisar Dergisi’nde yayımlanan eleştiri ve hikâyeleriyle yapmıştır. Hisar’da yayınlanan ilk hikâyesinin “Şeftali Çiçekleri” olduğunu biliyoruz. Türk Edebiyatı’nda yayınlanan ilk hikâyesi de “Rüyâlar Gerçek Olsa” adlı hikâyesidir. Bursa Eğitim Enstitüsü’nde okuduğu sıralarda, Alaaddin Korkmaz ile birlikte, “Bursa’da Zaman” adlı bir edebiyat dergisi çıkardı. Söke’de yayın hayatını sürdüren Beşparmak ve Sarızeybek dergilerinin hem kurucusu, hem de isim babasıdır. Bıldırki, çeşitli eleştiri, şiir ve hikâyelerini, başta Hisar dergisi olmak üzere; Fikir ve Sanatta Hareket, Şafak, Adımlar, Alkım, Bursa’da Zaman, Doğuş Edebiyat, Töre, Millî Eğitim ve Kültür, Millî Eğitim, Millî Kültür, Gülpınar, Dolunay, Çağrı, Yiğit Efem, İnanç, Tarla, Öncü Edebiyat, Türk Edebiyatı, Türk Dili, Antoloji, Balova, Sevgi Yolu, Tay, Alkış, Sarızeybek ve Beşparmak dergilerinde yayınlatmıştır. Çeşitli mahlaslar kullanarak köşe yazıları da yazdı. RESİMLİ TÜRK EDEBİYATI Devirler, İsimler, Yorumlar adlı ansiklopedi yazarları arasına katıldı. “Bir Bıçağın Keskin Ucu” hikâyesiyle “Töre Hikâye Yarışması”nda (1980) üçüncülük ödülü alan yazar, daha sonra 1995 yılında “Kar Üstünde Kan Damlası” adlı hikâyesiyle de “Ömer Seyfettin Hikâye Yarışması” seçiciler kurulu özel ödülünü ve l996 yılından başlamak üzere üst üste üç defa da yıl içinde yayımlanan hikâyelerinin değerlendirilmesi sonucunda Aydın Gazeteciler Cemiyeti Hikâye dalı birincilik ödülünü aldı. 2007 yılında Söke’de “Yılın Şairi” seçildi. Yazarın, radyo ve televizyon dallarında da çeşitli çalışmaları vardır. Yazarın basılmış eserleri: Liseden Sesler (Şiirler, İzmir-1964) Dönülmez Yol (Roman, Aydın-1964) Koçaklar (Millî Hikâyeler, Kutluğ Yayınları, İstanbul-1975) Üçüncü Günün Öğlesi (Hikâyeler, Doğruluk Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti., Birinci Baskı, İzmir-1986) Bir Başka Şafak (Hikâyeler, ISBN 975-11-0230.8, MEB Öğretemen Yazarlar Dizisi: 45, Millî Eğitim Basemevi, İstanbul-1988-1992-1994) Gün Çarığı Sıkınca (Hikâyeler, Doğruluk Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti., İzmir-1990) Atatürk Aramızda (Seçme Şiirler, Reform Matbaası, İzmir-Mayıs 1991) Bütün Fidanlar Sımsıcak (Şiirler, ISBN 975-11.0780-6, MEB Öğretemen Yazarlar Dizisi: 112, Millî Eğitim Basemevi, İstanbul-1994) Ceylan Gözlüm (Şiirler, Özen Ofset Matbaa & Cilt Tesisleri, Aydın-Ekim 1997) Dil Çerezleri (Araştırma, Aydın-Ocak 1999) Bulutlar Pusuda (Şiirler, Damla Ofset & Ofset Dijital Baskı Merkezi, Söke-2006) El Değmedik Sevdalara Uyanmak (Şiirler, Kitap Atelyesi Yayınları Şiir Dizisi: 47 Birinci Baskı, Ankara-2007) Çanakkale Destan Destan (Nehir Roman, ISBN 978-9944-0153-0-1, Alperen Yayınları,Kolalı Matbaası, Aydın-Ocak 2008) Gökyüzü Yeniden Mavileşir (Şiirler, Kitap Atelyesi Yayınları Şiir Dizisi: 55 Birinci Baskı, Ankara-Mart 2008) Kaynaklar: Bıldırki, Oyhan Hasan, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergâh Yayınları, İstanbul-Ocak 1977, I. Cilt, s. 424 http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=4137 http://www.antoloji.com/oyhan_hasan_bildirki Gökkuşağı Vikipedi Şiir Demeti
Categories: Gündem, Haber Tags: türk, türk tarifi