malatya yama dağı
“İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine ”
Diyor Cansever …
Acaba ben de benziyor muyum? Diye soruyorum kendime. Çok geçmeden, telefonum çalıyor; çalan telefonun diğer ucunda ki Yazıhan dan biri. Konuşuyoruz. Bitiyor telefon görüşmemiz. Düşünüyorum gene kendi kendime. Şive aynı, değişmiyor, beklide hiç değişmeyecek. Belki değişse de tarz hep aynı kalacak. Espriler aynı, benzetmeler aynı, bahsetmek istediğimiz mevzular hep aynı, dinlediğimiz müzikler aynı, okumak istediğimiz kitaplar aynı, kızıyoruz, seviniyoruz, küsüyoruz hep aynı… değişen bir şey yok. Ama değiştirenler veyahut ta değiştirmek isteyenler var. Bu yelin hükmüne yenik düşenler bozuluyorlar! Başkalarını örnek alıyor, kendimizi, benliğimizi, kişiliğimizi, kültürümüzü, VAR OLANLARIMIZI bırakıp, başka şeylere müdahil oluyoruz. Maalesef. Bir nevi kendimizden uzaklaştırılıyoruz. Farkına varmadan, özümüzü kaybediyoruz. Bir kişi nereden geldiğini bilmezse eğer, nereye gideceği meçhuldür… Beklide kesinliktedir: yani ‘ayak altı’ olan vaziyetlere düşeceğiz beklide bir gün bu gidişin nihayetinde. Başkalarını örnek alıyoruz diyorum. Kendimiz olmaktan çıkıyoruz. Sebep olarak ben; özenmek diyorum,
‘o yapıyor da ben neden yapmayayım’ kompleksine yenik düşüyoruz,
Belki de ‘herkes yapıyor, ben dışarıda kalıyorum’ düşüncesi ile yapıyoruz.
Bekli de, hoşumuza gidiyor.
Belki de, başkaları zorluyor…
Bence, başkalarının zorlaması, hissettirmeden bu akıma yenik düşenlerinkinden iyidir. Ben böyle zannediyorum, herhalde de yanılmıyorum veyahut ta ben öyle zannediyorum… kültürümüzle mütemmim cüzi bir vaziyetteyken, belki şartlar, imkanlar, şeriatlar bize ağır geliyor olabilir. Belki kendimizi DIŞARIDA hissediyor olabiliriz. Gene, bence şartlar ne olursa olsun, var olanımızı bırakmamayı yeğlemek, bir bireyin yegane görevidir. Gerek kendisi için, gerek çevresi için gerekse devleti için. Devletlerin yıkılmalarına sebebiyet veren tek unsurun başkalarını örnek alıp, kendimizi unutmamızdır. Örnek verecek olursak, Osmanlı Devleti nin yok oluş nedeni, Fransız akımına yenik düşmektir… bu akım, içerden girmiştir Osmanlılara. Devleti içeriden çökertmişlerdir. Şimdi Atatürk Avrupa yı örnek alarak Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurdu diyeceksiniz. Evet örnek aldı, doğrudur. Ama; Avrupalıların adaletliliklerini örnek aldı, özgürlükçü oluşlarını örnek aldı, eşitlikçi olduklarını örnek aldı. Zaten cumhuriyetin maiyeti de herkesin kendi kendini yönetmesi demek değimlidir? Yani cumhuriyet, başta kimse olmasa da herkes bir olup, kendi kendini yönetebilir.
Konuyu çok genişlettim… Bir ‘yer’ neden önemli ve değerli çok daha iyi anlıyorum artık. Neden mi önemli? Yaşanmışlıklar ile birleşince ayarı en yüksek ziynete dönüşüyor o yer insanda. Bu yer bir kentte olabiliyor, mahallede ya da umulmaz bir dağ başı da olabiliyor.
Tam da bu sırada aklıma Mehmet Uzun’un Diyarbakır’a olan derin sevdası geliyor. Galiba bir mekânın ne kadar sevilebileceğini ilk defa Uzunla fark ettim. Murathan Mungan’ın değimi ile “Eskiden çok eskiden” değil sadece eskiden hiç anlayamazdım abimi, ablamları hatta tekmil Yazıhanlıları… Anlayamazdım çünkü dededen kalma yaylamız olan ‘Yama’yı o kadar sevmelerini. Oraya gidişlerin en güzele, en vazgeçilmeze doğru oluşunu hiç ama hiç anlamazdım. Şimdi fark ediyorum ki anlamaya da çalışmamışım onları. O kadar anlamsızmış benim için. Ama artık tüm ruhum ve duyarlılığımla anlıyorum. Diyor sevgili Halam Serpil. Ne güzel söylüyor… Ben Yama da kayaların arasından kendisini yeryüzüne ulaştıran GEVENE benzemedikçe, Hogaç’ın eteklerinde yetişen keskin kokulu çemene benzemedikçe, kar altından firar edip, kendini yeryüzünün yüzüne çıkaran beyaz kardelene benzemedikçe, Hogaç’ın dolu dizgin fışkırttığı buz gibi bereketli pınarlara benzemedikçe ben bir hiçimdir… ben değer bilmedikçe, ister istemez onlarda beni iteceklerdir zaten civarlarından.
Kırmızı giyiyorum: Hogaç’tan salını salını veda ederken tüm Yama Dağı na, koyu bir kızıllığa bürünen güneş ten alıyorum kırmızı renge olan hazımı. Bulutların arasından el sallıyor Yamanın bereketli, vefakar, cefakar toprağının kıymetini bilmeyen Drejanlılara kırmızılı akşamüstü güneşi. Ama halen küsmemiş o topraklar bu nankör insanlara…
Kırmızı gelincikler açıyor pınarların suları ile sulanmış çimenlerde. Her rüzgarda bir parçası kapılıyor esintinin hükmüne. Seviyorum kırmızıyı. Kekliklerin gagalarındaki kızıllıktan seviyorum. Sanki kına yakılmış. Yaşlı kadınların örülmüş gulılarından seviyorum kırmızıyı. Kep kıpkırmızıdır, kınalıdır saçları. Boncuklu Derenin kızıl taşlarından seviyorum kırmızıyı. Arang ın tüm kırmızılara meydan okuyan o toprağından seviyorum kırmızıyı. Koyunların sırtındaki Arang boyasından seviyorum kırmızıyı. Dağların en çetin yerlerinde yetişen ŞİLAN ların kırmızılığından seviyorum. Bir sene tutup öteki sene tutmayan yanıklı elmalardan seviyorum pembemsi kızıllığı. Seviyorum kırmızıyı.
Yeşil giyiyorum: dağların baharda büründüğü yeşilliği seviyorum. Baharda beyaz çiçekli ÇOMON ları seviyorum, daha yeşilken. Uzaktan görünen derelerin suları ile sulanmış koruları seviyorum. Gazi nin mağalının karşısında ki GULUYE ÇERMAN ın örgülerini seçerken seviyorum yeşili. Sanki selvi boylu bir kızın örülü saçlarını seyrediyorum, Guluye Çerman ı seyrederken. Babamın nazik ağaçlarını harman yeri ilan eden yeşil kurtları seviyorum. Lastik gibi oluyorlar.
Sarı giyiyorum: çomon un son bahardaki sarılığını seviyorum. Toplarken insanın elini yırtan dikenlerin batan sarısını seviyorum son baharda. Sararıp, suya dökülen söğüt yapraklarını seviyorum. Olgunlaşıp, yere düşen güjokların parlak sarısını seviyorum. Davulun sarı derisinin tok sesini seviyorum…
Velhasıl bu renklerin bir biri ile olan ahengini dinlerken bezenmek istiyorum bu renklere. Çığlık çığlığa haykıran bu renkleri dinlemek istiyorum. Yama dağına benzemek istiyorum!..
Zaten demiyor mu şair; “insan yaşadığı yere benzer.
Taşına, toprağı iten çiçeğine benzer.” Benzemezse eğer, o insan BİR HİÇTİR!…
Ahmet TANRIVERDİ
14/11/2008
Yazar Hakkında
ahmet tanrıverdi
| Print article | This entry was posted by on Nisan 1, 2010 at 12:57 pm, and is filed under Sağlık, Yaşam Stili. Follow any responses to this post through RSS 2.0. Yorum veya kendi sitenizden geribildirim yapabilirsiniz. |