YİTİRDİKLERİMİZİN ADINI NE KOYACAĞIZ ACABA SONRALARI?…
YİTİRDİKLERİMİZİN ADINI NE KOYACAĞIZ ACABA SONRALARI?…
Bütün güzellikler, gecenin ay ile baş başa kaldığı vakitte ortaya çıkar. Gece, ay ve sessizlik… Karanlığın hissesini veremeyen sessizliği özleyip haykıran geceyi özlüyorum bazen. Çok değil, sadece beş – altı yıl. İnsanlar akşamları toplanır, cemaat kurar, eskilerden, gündemden veya gelecekten bahsederlerdi. Ölenlerin gittiğini, kendilerinin ise burada kaldığını düşünürken konuşurlardı. Üzülürler miydi bilemiyorum. Dedemler de toplanırlardı genelde. Konuşurlar, gülerler veya hep birlikte üzülür, hüzünlenirlerdi. Çünkü, bahsi geçen konu hepsini ilgilendiriyordur. Ayrım yok turdur. Dert hepsinin dersidir, sevinç herkesin sevincidir.
Ben bu sohbetleri öyle bir dinlerdim ki, şimdi aynı insanları toplasanız, orada anlatılan, konuşulan meseleleri tek tek anlatırım. Sanki, o cemaatlerin tek seferde dağılacağı bana bildirilmişti de, ben tedbir olarak hepsini zihnime kaydetmişim…
Masallar anlatılırdı. Eski Kürt destanlarından bildiklerini anlatırlardı. Biri bir yerde hata yapmışsa, onu tersleyerek değil de, “aslında benim bildiğim öyle değildi ama” tekniğini kullanırlardı. İncitmeden. Odanın oturma düzeni, en yaşlısından, en gencine doğru dizilirdi. Bu kural kendiliğinden oluşurdu. Herkes yerini bilirdi. Ev sahibi, cemaatin en yaşlısı olsa bile alt taraflarda otururdu. Misafirlere olan saygıdan dolayıydı herhalde.
Loz-i Hamze gelirdi, Mam-i Balle gelirdi, Bakır-ı Hamze gelirdi, Karaman gelirdi, Hassk-i Huse gelirdi, Has-ı Kuşşo gelirdi, Mammoy-u Bekır gelirdi, Şavk-i Kıre gelirdi, İv-i Abdulmev gelirdi, Kepekçi gelirdi ve dahası… Gelirlerdi!.. Ben bu yaşlılardan en çok, Mammoy-ı Bekır ve Bakır-ı Hamze’yi dinlemeyi severdim. Bakır öldü… Mammoy-ı Bekır da gitti gidecek.
Konuyu şuraya getirmek istiyorum: Mammoy-ı Bekır Ermeni uyruklu bir Drejanlı olarak yaşıyordu Yazıhanlıların arasında. Ama bu adama kesinlikle verilen değer değişmemişti. Beklide kendilerinden üstün tutuyorlardı, sahipsiz oldukları için… Birde bu adamın kısa öyküsünü anlatmak isterim; cumhuriyet döneminden önce diye tahmin ediyorum. Yani 1900’lü yıllar diye tahmin ediyorum. Savaşa müdahil edilmeyen Ermenilerin, dönemin Osmanlı halkına işkenceler yapıyor olmasına dayanamayan Drejanlılar da öç almak için, bu namusu noksan olan insanları öldürüyorlardı. Yalan değil öldürüyorlardı. İnkar edilmez öldürüyorlardı. Ama ölüm o kadar kolay değildir. Öldürmek de aynı öyledir, kolay değildir… Sebepsiz yere cana kıyılmaz. Zaten din de, namus için ölümü yeğliyordur. Irzlara geçmek isteyen Ermenilerin bir kısmı zorunlu göç ile Suriye bölgesine gönderilirken, ortalarda kalan başıboş (!) Ermeniler, kararlarını halen sürdürüyorlardır. Sahipsiz kadınların namusuna dokunmak isteyen birisinin karşısına çıkacak mutlaka birileri vardır. Çünkü, bu millet birdir, namus ortağıdır bu millet! Bu arada, bu öldürmelerin sebebi soykırım değildir, sadece namus korumadır. Neyse, bu civarlarda öldürülen Ermenilerden birinin çocuğu ortalarda dolanırken, Affıklı Dızo bu çocuğu alıp, getirmiştir. İlk dönemler gizli tutmuştur ama nihayetinde herkes öğrenecektir. Dızo’nun da yedi erkek çocuğunun olduğunu biliyorum, kızların kaç tane olduğu hakkında bir bilgim yok. Dönemin şartlarına göre durumu kendini geçindiriyordur Dızo’nun. Ama bu çocuğa bakmıştır. Bu çocuğu büyütüp, evlendirmiştir. Soy adına ortak etmiştir. Bekir Güler’dir bu Mammoy-ı Bekır ın babasının adı. Kendisinin de adı Mehmet Güler ve diğer kardeşi de Mustafa Gülerdir.
Örnek olarak, Yazıhan da kimse üç ayları tutmazken bu adam altı yıl ardı ardına tutmuştur. Namaz saatlerinde herkesten önce gelir, vaazları dinler, namazını da kılar gider, diğer ibadetlerini de en son haddine kadar yerine getirir. Yani, yaramazlık yapmayanların yeri başlar üzerinde daimdir.
İşte ben böylesi ayrımlar yapılmazkenki cemaatleri özledim şimdiden… Yitirdiklerimizi yitirilmiş olarak görecek miyiz acaba sonraları. Yitirdiklerimizden aldığımız dersleri, övgüleri hatırlayacak mıyız acaba bir gün?…
Ahmet TANRIVERDİ
30-11-2008
Yazıhan
Yazar Hakkında
YİTİRDİKLERİMİZİN ADINI NE KOYACAĞIZ ACABA SONRALARI?…
| Print article | This entry was posted by on Nisan 2, 2010 at 11:46 am, and is filed under Kitap. Follow any responses to this post through RSS 2.0. Yorum veya kendi sitenizden geribildirim yapabilirsiniz. |