BELKİDE ÖZLEYECEĞİM; ALTMIŞ İKİLERİ, SADE DÖRTLERİ, ON YEDİLERİ…

BELKİDE ÖZLEYECEĞİM; ALTMIŞ İKİLERİ, SADE DÖRTLERİ, ON YEDİLERİ…

Aralık ayının sinsi ve korkunç sisi bütün benliği ile Yazıhan ı hükmü altına almıştır. Gece karanlıktır, korkunçtur… Hele de Yazıhan da, caddeler boşken! Sadece çöp kovalarının civarında acı acı dolanan köpekler vardır tenha sokaklarda. Bazen de, sessiz sokaklarda evlerinden kahvelere kendilerini hızlı adımlarla ulaştırmağa çalışan insanlar. Yazıhan ın tam ortasından, bir koordinat doğrusu gibi karşıdan karşıya geçen uzunca bir yol geçiyordur: Evlerin ve avluların kapıları bu birbirine oldukça benzeyen sokaklara açılırlar.

Yolun bir ucunda, kendisini kahveye yetiştirmek için hızlı hızlı yürüyen adamın kim olduğu belli olmasa da, gelişinden, yürüyüşünden kendisini yeşil örtülü masalara ulaştırmak istediği kesinliktedir. Ağzındaki sigara hiç kıpırdamıyordur. Nefessiz çekiyordur o ilacı. Elleri cebindedir, Yazıhan ın o kuru soğuğunda ellerinin donmasını istemeyeceğinden, sigarası ağzında sabit olarak kalacaktır mecburen.

Rüzgar, caddede ki tüm atılan yiyecek kaplarını belli bir yere topluyordur gecenin bile paltolarla dolaşamayacağı ayazda… Geceyi donduracaktır neredeyse ayaz artı kuzey rüzgarı. Meçhul adam, gittikçe yaklaşmıştır duman dolu kahvehaneye. Sokak lambalarının aydınlığa ulaştırmaya çalıştığı caddede gene hızlı hızlı atılan adımların sesleri yükseliyordur. Bir kadın olduğu şüphesizdir. Terliklerin sesinden bellidir. Herhalde komşusuna gidiyor. Sessiz sessiz elinden tuttuğu oğluna bir şeyler söylüyordur gecenin çığlıksız haykırışında. Biraz geçmeden, meçhul deri montlu adam yaklaşmıştır kahvehaneye. Bir kapı tıkırtısı duyuluyor, kadın ve oğlu içeriye alınıyorlar ve kapı geri sessizce, geceyi uyandırmamak için kapatılıyor. Çok geçmemiştir ki, bir kapı sesi daha duyuluyor. Ve açıldığı gibi geri hemen kapatılıyor meçhul adam tarafından.

Göz gözü görmüyordur kahvehanenin içinde. Sadece anlaşılmayan insan sesleri dolanıyor sigara dumanından dolmuş kahvede. Belli aralıklarla, altmış iki, sade dört, on yedi gibi sesler yükseliyor dumanının hükmüne aldığı kahvehanede. Çok geçmeden bir daha… Arada bir, “Ninno, bir çay” sesi duyuluyor kahvehanenin boğunuk havasında, değişik tondaki seslerden.

Aralık ayının son günleri… Tombalada dönen para, ülkenin topladığı vergiler kadar vardır hemen hemen. Yazın, sadece tombala için çalışırlarmış demek ki… Tombala oynanırken, ne içilen çayların haddi hesabı vardır nede yapılan dedikoduların! Gecenin yarısı denilen vakti geçirmeden evine giden adam yoktur dur herhalde Yazıhan da. Pek nadirdir. Sadece zaman geçirmek için kahvehanelere gelen memurlar varsa eğer o duman çorağında, onlar sabah erken kalkacakları için erken terk ederler alanı. Gözleri bıraktıkları dumanın boğunukluğunda kalsa bile.

Nasıl olmuşsa, sabaha doğru rüzgar azıcık dinmiş, çiseleyen bir yağmur başlamıştır. Yazıhan ın yağmuru ne olacak ki? Çiseleyip kaçıp gidecek Yazıhan dan. Güneş, demir yolunun o taraftan kendisini göstermiştir sabahın erken saatlerinde. Güneş vurdukça, ayaz artıyordur sanki. Üstü donup, altı su kalan kısımlar varsa, güneş doğunca alttaki suda donmaya başlayacaktır. Güneş Yazıhan ın soğuğu ile zıtlaşmıştır sanki, güneş ısıtmıyor, aksine donduruyordur yağmur göletlerini.

* * *

Caddelerde, sadece memurlar, esnaflar, öğrenciler, namaza giden ihtiyarlar dolanıyorlardır ve birde seyip [başıboş], tirmor [zayıf,çelimsiz] köpekler… Kahvehanede ki -vatandaşlar- gece çalışıp, gündüzleri uyuyorlardır… Kural bellidir. Sessiz caddelerde bazen kahkaha ünleyişi yayılır anlık olarak. Ve ardın dan bir başka tondaki deng salıveriyordur ahındaki kahkahayı renksiz sokağa. Esnafların arasındaki doyum olmaz, anlık, tek seferlik esprilerdir bu kahkahaların vesilesi. Bir çocuk sesi, “arki”sini çağırıyordur. Artık arkadaşlıklar bitmiş, kısa olsun diye de “arki” denmeğe başlanmış… Arkadaşlık aranmıyor demek ki … Biliyor musun; benim hiç arkim olmadı. Benim arkadaşlarım vardı, onlarda akriliğe çevirince arkadaşlığı bıraktım orada. Yazıhan ın sessiz sokaklarında yankılanıp; makasla kesilir gibi bitirilen ezanlar misali bitirdim, onlar için başlamış, benim içinse başlamağa yüzü tutmayan akriliği… Her neyse, malum çocuk arkadaşını –Ben arkadaşı olmasını istiyorum- çağırıyordur tonsuz sokağın, hiç ezilmemiş, hiç yıpratılmamış, hiç çiğnenmemiş kaldırımının üzerinden. Arkadaşı cevap vermeyince, bir daha çağırıyordur. Ve gene duymazlıktan gelip, elindekiyle uğraşınca, çağıranın tepesi atıyordur şüphesiz. Kendini tutamayıp arkadaşının ensesine bir tane patlatıyordur, sessiz caddenin aydınlığında. Arkadaşı ansızın gülerek, yere düşen oyuncağını eğilip alıyor, kalkınca bir sille de o, arkadaşına çarpıyordur. Ardından ikisi de gülüyorlardır. İlk vuran diğerinin ardına düşüyor caddenin derinliğine büründüğü sessizlikte, yitip gidiyorlardır.

Ne güzel… Birbirlerine vuruyorlar, ama sonradan onu oyuna çeviriyorlar. Tekrar ne güzel…

Ama korkuyorum ki beklide özleyeceğim bu günleri…

Ahmet TANRIVERDİ
05-12-2008
Yazıhan

Yazar Hakkında

BELKİDE ÖZLEYECEĞİM; ALTMIŞ İKİLERİ, SADE DÖRTLERİ, ON YEDİLERİ…