Kitap
İNSAN YAŞADIĞI YERE BENZİYOR…
2 Nis
İNSAN YAŞADIĞI YERE BENZİYOR…
“İnsan yaşadığı yere benzer O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer Suyunda yüzen balığa Toprağını iten çiçeğe Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine ” Diyor Cansever …
Acaba ben de benziyor muyum? Diye soruyorum kendime. Çok geçmeden, telefonum çalıyor; çalan telefonun diğer ucunda ki Yazıhan dan biri. Konuşuyoruz. Bitiyor telefon görüşmemiz. Düşünüyorum gene kendi kendime. Şive aynı, değişmiyor, beklide hiç değişmeyecek. Belki değişse de tarz hep aynı kalacak. Espriler aynı, benzetmeler aynı, bahsetmek istediğimiz mevzular hep aynı, dinlediğimiz müzikler aynı, okumak istediğimiz kitaplar aynı, kızıyoruz, seviniyoruz, küsüyoruz hep aynı… değişen bir şey yok. Ama değiştirenler veyahut ta değiştirmek isteyenler var. More >
DÜNYA BİR GÜLDÜR KOKLA VE ARKADAŞINA VER
2 Nis
DÜNYA BİR GÜLDÜR, KOKLA VE ARKADAŞINA VER
Ayıpsız yar arayan, yarsız kalır, bu kesinlikteki bir tespittir. Hemen her şeyin, her insanın bir kusuru, bir eksiği vardır.
Hatasız kul olmaz. Dolayısıyla insanın mükemmel bir dost, arkadaş ve sevgili aramaya çalışması boşunadır. Böyle bir dost bulamayacağı gibi, dostsuz kalması da mümkündür. Bu bakımdan insan bir şey elde etmek, bir dost bulmak istiyorsa onları kusurları ile kabul etmeye hazır olmalıdır. Bu bilinen bir mevzu bahis olduğu için, kişi kendine kusuru noksan olan, kusuru düzeltilebilecek olan, aynı zamanda da bizim kusurlarımızı düzeltebilecek kabiliyetteki kişilerle arkadaşlıkların kurulması; eskilerin sözleri ile desteklenmiştir bizlere. “Adam ahbabından bellidir” sözü, bizim, More >
BELKİDE ÖZLEYECEĞİM; ALTMIŞ İKİLERİ, SADE DÖRTLERİ, ON YEDİLERİ…
2 Nis
BELKİDE ÖZLEYECEĞİM; ALTMIŞ İKİLERİ, SADE DÖRTLERİ, ON YEDİLERİ…
Aralık ayının sinsi ve korkunç sisi bütün benliği ile Yazıhan ı hükmü altına almıştır. Gece karanlıktır, korkunçtur… Hele de Yazıhan da, caddeler boşken! Sadece çöp kovalarının civarında acı acı dolanan köpekler vardır tenha sokaklarda. Bazen de, sessiz sokaklarda evlerinden kahvelere kendilerini hızlı adımlarla ulaştırmağa çalışan insanlar. Yazıhan ın tam ortasından, bir koordinat doğrusu gibi karşıdan karşıya geçen uzunca bir yol geçiyordur: Evlerin ve avluların kapıları bu birbirine oldukça benzeyen sokaklara açılırlar.
Yolun bir ucunda, kendisini kahveye yetiştirmek için hızlı hızlı yürüyen adamın kim olduğu belli olmasa da, gelişinden, yürüyüşünden kendisini yeşil örtülü masalara ulaştırmak More >
YAMA’DAN BİR KASE SÜTLAÇ…
2 Nis
YAMA’DAN BİR KASE SÜTLAÇ…
Karanlık gecelerin temsilcisi Ay ı hükümsüz bırakmak üzere, güneş doğulardan gösteriyordu kendisini. Güneş imparatorluğu gelmiş, Ay köşe bucak, saklanacak yerler aramağa başlamıştır göz mavisi gökyüzünde. Sarı uzun saçları belinden aşağıya salınan bir gelinin gözlerinde kayboluyordu Ay sanki. İmparatorluk… Her şeyi emri altına alan bu cengaver, vardiyalı çalıştığı Ay ı aydınlatarak yok ediyordur sarı saçlı kızın göz bebeklerinde.
Doğulardan gelen güneş, sivri dağların yücesinden kendisini göstermeğe başlamıştır sessiz usulca. Sessiz haykırışlarla.
İşte bu güneşin tadı ne güzel olur Hakkolar’ın, cenneti andıran dağları arasında. Sarının kırmızının ve yeşilin ahenkli dansını seyir ederken ne güzel olur sabah Güneşi çadırların ardındaki nıçlarda. Güneşin More >
YİTİRDİKLERİMİZİN ADINI NE KOYACAĞIZ ACABA SONRALARI?…
2 Nis
YİTİRDİKLERİMİZİN ADINI NE KOYACAĞIZ ACABA SONRALARI?…
Bütün güzellikler, gecenin ay ile baş başa kaldığı vakitte ortaya çıkar. Gece, ay ve sessizlik… Karanlığın hissesini veremeyen sessizliği özleyip haykıran geceyi özlüyorum bazen. Çok değil, sadece beş – altı yıl. İnsanlar akşamları toplanır, cemaat kurar, eskilerden, gündemden veya gelecekten bahsederlerdi. Ölenlerin gittiğini, kendilerinin ise burada kaldığını düşünürken konuşurlardı. Üzülürler miydi bilemiyorum. Dedemler de toplanırlardı genelde. Konuşurlar, gülerler veya hep birlikte üzülür, hüzünlenirlerdi. Çünkü, bahsi geçen konu hepsini ilgilendiriyordur. Ayrım yok turdur. Dert hepsinin dersidir, sevinç herkesin sevincidir.
Ben bu sohbetleri öyle bir dinlerdim ki, şimdi aynı insanları toplasanız, orada anlatılan, konuşulan meseleleri tek tek anlatırım. More >
SESİNİ DUYUR DAVUL; NEREDESİN?
2 Nis
SESİNİ DUYUR DAVUL; NEREDESİN?
Sesin niye hep içeride kalmış davulcu? Bildiklerin niye hep zurnacıyla senin aranda kalmış davulcu? Duyur sesini! Kendini tanıt, özünü koru daima!
Ayaklarım beni aldı götürdü köyün bir başka ucundaki malum evinin kapısına. Ayaklarıma yardım eden tek yaratık eseri davulun sesiydi ve birde sadece yaklaştıkça hangi makamı ünlediğini anlayabildiğimiz diğer alet; zurnaydı. Benim naçiz vücudumu bir mıknatıs misali yanına çeken davulun sesini sürekli hissetmek için bana yakın olan ve ses çıkartabilen her şeye anlaşılır anlaşılmaz vurur ve ayarsız sesleri çıkartırım. Bu durumda beni davulun koynuna sokmasa da, yine de bana yeterli geliyor… Bu aşk bir kere damarlara ve kana More >
KİTAP İLE BİRLİKTE
2 Nis
KİTAP İLE BİRLİKTE
Titrek bir mum ışığı dalgalandırıyordu gölgemi. Benden habersiz ıssız ve çatlak duvarlarda. Elimdeki kitabın gölgesi bana, derin düşüncelere dalmamı emredercesine bağırıyordu. Nefes nefese… dalmış gidiyordum gecenin karanlığında, sonsuzluğun ucundaki sonsuzluğa, uçarcasına…
Soluk soluğa okuyordum kitabı. Nefes almağa dahi olmamıştı fırsatım. Uçuyordum adeta, satırların arsındaki nihayette.
Toy bir kısrak, uçarcasına koşuyordu kırların kırlığını bozar gibi içimden. Karşıdaki dağların zirvesine… Benim için büyük hazine olan o zirveye… Hayalimdeki zirveye beni götürecek yardımcı tabelaları görüyordum, sayfaların derinliklerine uçup ulaştığımda.
Tek hedefim bu idi, şu fani insanların yaşadığı, ölümsüz dünyada. Kitap ile yaşayıp, kitap ile birlikte ölmek… Gerisi, fırtınanın hışmına kapılmış olarak havada uçuşan toz More >
TONYUKUK YAZITI
2 Nis
MS. 730 yılında Vezir Bilge Tonyukuk tarafından yazılmış ve diktirilmiştir. Tonyukuk bu yazıtta, Göktürk ve Çin savaşlarını kendi hatıraları şeklinde anlatır. Anlatımı çok sadedir. Sanata ve süse kaçmadan, halkın konuştuğu dili kullanmıştır.
Birinci Taş (Batı Cephesi)
Ben Bilge Tonyukuk’um. Çin ülkesinde doğdum. Türk milleti Çin’de tutsak idi. Türk milleti hanını bulmayınca Çin’den ayrıldı, han sahibi oldu. Hanını bırakıp yine Çin’e tutsak düştü. Tanrı şöyle demiş: Han verdim, hanını bırakıp tutsak düştün. Tutsak düştüğün için Tanrı öldürdü. Türk milleti öldü, bitti, yok oldu. Türk Sır milletinin yerinde boy kalmadı.
Ormanda, dışarıda kalmış olanlar toplanıp yedi yüz er oldular. İki bölüğü atlı idi. Bir bölüğü More >
KÖLTİGİN (KÜLTİGİN) YAZITI
2 Nis
MS. 732 yılında hazırlanmıştır. Anıtta, Bilge Kağan’ın ağzından birlik ve bütünlük mesajları verilmektedir.
KÖLTİGİN (KÜLTİGİN) YAZITI
Güney Yüzü
Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki Şadpıt beyleri, kuzeydeki Tarkat, Buyruk beyleri, Otuz Tatar……….. Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit adamakıllı dinle: Doğuda gün doğuşuna, güneyde gün ortasına,batıda gün batışına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur. Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az More >
BİLGE KAĞAN YAZITI
2 Nis
Bilge Kağan adına, oğlu Tenri Kağan tarafından 735 yılında yaptırılmıştır. Bilge Kağan’ın ağzından, devletin nasıl büyüdüğü ve Kültigin’in ölümünden sonraki olaylar anlatılmaktadır.
BİLGE KAĞAN YAZITI
Doğu Yüzü
Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı, sözüm: Babam Türk Bilge Kağanı … Sir, Dokuz Oğuz, İki Ediz çadırlı beyleri, milleti … Türk tanrısı … üzerinde kagan oturdum. Oturduğumda ölecek gibi düşünen Türk beyleri, milleti memnun olup sevinip, yere dikilmiş gözü yukarı baktı. Bu zamanda kendim oturup bunca ağır töreyi dört taraftaki … dim. Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak More >