Bilgi Yönetimi

İş Hayatında Entegrasyon Kavramı

Organizasyon açısından entegrasyon, prosesler arasında daha sıkı bir koordinasyon yapısı kurarak işletme fonksiyonlarını biraraya getiren ve bilgi araçlarının etkin kullanımını sağlayan bir kavramdır. Bu sadece bir parçanın değil, satınalmadan stok kontrole, talep tahminlerinden, muhasebe kayıtlarını oluşturmaya kadar tüm işletme fonksiyonları arasında elektronik bir bağ kurulması anlamındadır. Temel hedef, tüm kullanıcıların ulaşabileceği tüm işletme süreçlerinin ve karar süreçlerinin üzerinde bulunduğu bir veritabanı oluşturabilmektir. Eğer organizasyon birbirinden bağımsız ve kendi stratejileri ile performans ölçütleri olan fonksiyonlar olmaktan öteye gidemiyorsa entegrasyondan söz etmek mümkün olmayacaktır.

Günümüzde entegrasyonu zorunlu kılan nedenler şu şekilde sıralanabilir:

Global Pazarlar

Global pazarlara ulaşabilmek için uluslararası firmalar bölgesel veya lider firmalarla işbirliği yapmaktadırlar. Entegrasyon, coğrafi engellerin etkisini azaltarak operasyonların etkinliğini arttırır.

Ürün ve Arz Zincirinin Kompleks Yapısı

Günümüzde mal ve hizmetler online ortamda işlem görebilmektedir, bu ise yüksek derecede otomasyon ve entegrasyon gereksinimi yaratmaktadır.

Ayni zamanda arz zinciri yapısının karmaşıklığı ve sinerji olanakları yaratabilme şansı organizasyon sınırları dışında entegrasyon gereksinimini güçlendirmektedir.

Dış Kaynak Kullanımının Artışı

Günümüzde çoğu firma özellikle maliyetlerini düşürmek için dış kaynak kullanımı yolunu seçmektedirler. Bu aşamada dış kaynak kullanımında hizmet sağlayıcı etkili bir biçimde kontrol etmek entegre bir süreç gerektirir.

Pazara Ulaşma Hızı

Şirketler ürün ve hizmetlerini pazara rakiplerinden daha hızlı sunabilmek için özellikle tedarikçileriyle işbirliğini geliştirmelidir. Entegrasyon bu alanda işbirliğinin temelini oluşturur.

Stok Seviyelerini Azaltma

Geleneksel iş modelleri gerçek arz ve talebi tahmin etmekte yetersiz kaldığından, şirketler önemli miktarda güvenlik stoku tutmak zorunda kalmaktaydı. Şirketler hizmet seviyelerini geliştirirken stoklarını azaltmak için partnerleriyle işbirliğini geliştirmeli ve enformasyon akışını koordine etmelidir.

İşletme süreçlerinin bütünleştirilmesi sonucu organizasyon içerisindeki bilgilerin işlenme ve kullanılma yöntemleri değiştiğinden, süreçlerin hızlanması ve daha güvenilir hale gelmesi sözkonusu olacaktır. Bu durum rekabet avantajı sağlayacağından bütünleşik sisteme geçme kararı yöneticiler açısından stratejik öneme sahip bir yatırım kararıdır.

Tümü ile entegre bir işletim sisteminin faydalarından biri de, yazılımın yeteneğine bağlı olarak işletmeye kayıpları ve atıl kaynakları azaltabilme ve verimliliği arttırma olanağı sunabilmesidir. Entegre bir işletme sistemi, sadece homojen iş fonksiyonları içerisinde bağ kurmakla kalmaz ayni zamanda birbirinden bağıŭsız fonksiyonları da birbirine bağlar. Bunun sonucu olarak, her bir bağımsız fonksiyon tarafından üretilen bilgiler tüm kullanıcılar tarafından sistemde rahatlıkla bulunabilir ve kullanılabilir. Bu da işletmeyi bir bütün olarak daha üst düzey bir koordinasyon, hizmet kalitesi ve performans ölçülerine taşır.

Ancak bu faydalarına karşın işletmelerde entegrasyonu zorlaştıran etmenler de vardır. Bunlar:

1.Organizasyonel Yapı

Günümüzde çoğu organizasyonel yapı, fonksiyonel bölümlere göre yapılandırılmış yetki ve sorumluluklar içermektedir. Bu geleneksel yapı, çalışanları da kendi fonksiyonel yapısının özgül iş ve sorumlulukları ile ilgili kılar. Sonuç olarak; her bölüm kendi fonksiyonel başarısını hedefler.

Başarılı bir entegrasyon ise bundan daha fazlasını gerektirir, yöneticilerin ve çalışanların fonksiyonel sınırlarının ötesine bakabilmelerini ve değerlendirebilmelerini.

2.Enformasyon Teknolojisi

Enformasyon teknolojisi başarılı bir entegrasyon için anahtar faktördür. Ancak organizasyonlarda enformasyon teknolojisi uygulamaları organizasyonel düzene göre düzenlenmiştir. Çoğu veritabanı sistemi departmanların özgül fonksiyonları için yapılandırılmıştır. Veri paylaşımı gereksinimi organizasyonlarda varolan enformasyon teknolojilerinin yeniden gözden geçirilmesini gerekli kılar.

3.Ölçüm ve Değerlendirme Sistemleri

Enformasyon teknolojisine benzer olarak geleneksel ölçüm ve değerlendirme sistemleri de fonksiyonel yapıyı temel almaktadır. Ölçüm ve değerlendirme sistemlerinin büyük bölümü organizasyonel yapının aynasıdır. Entegre bir yapının oluşturulması yeni bir performans değerlendirme sisteminin oluşturulmasını zorunlu kılar. Oluşturulacak performans yönetim sistemi, yöneticilerin fonksiyonel bakış açısı yerine prosese odaklanmalarını sağlayacak nitelikte olmalıdır:

Yazar Hakkında

İş Hayatında Entegrasyon Kavramı başlıklı yazı [Lİnkiniz] tarafından yazılmıştır

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - Nisan 1, 2010 at 10:39 am

Categories: Bilgi Yönetimi, İş Dünyası   Tags: ,

Bindik Yazılarının Deprsyona Girmesi Ve Araştırılması

Bindik Yazılarının Deprsyona Girmesi Ve Araştırılması

Köşe yazısı; dönekler ve bildiğini yazanlar olarak iki ayrı kategorideki fikir sahiplerinin , gazete sayfasının sağ veya sol üst köşelerine yazdıkları , günlük olayları, sevgililerini , ekonomiyi , politikayı , bazen sivri dille bazen komik bir tavırla bizlerle paylaştıkları pencereciklerdir.

Örnek Köşe Yazısı: Sırrın Ağzı – Mehmet Öztunç

“Kalbini unutan neye benzer.”
Bıçağın insan tenine yaptığı yolculuklar… ve o yolculuklar öncesi ruhların duyduğu ürperti…

Bütün sakinlerinin öldüğü eve giren biri, o tanıdık ölüleri hatırlayınca neler hisseder? Tavanda biriken örümcek ağları, hangi puslu yüzlere karşılık gelir?

Geçmişine dönen ben, tenimdeki bıçak izlerini gördüm ve ruhum parçalandı.

Geçmişten şimdiki zamana uzanırken “ölü evinden hatıralar” toplamak için geçmiş zamana döndüm.

Gölgemiz mi bize yakındır; bizi izleyen tehlikeli bir çift adım mı? Gölgemin yanında bir çift tehlikeli adımla dolaştım, o kirli yurt koridorunda. Lekeli halıya karışan tahtakurularının salya kokusu, havaya kasvet katarken araladım, o incecik kapıyı. Kirpiklerim, uçlarında ıslak taneciklerle ağırlaştı. Bıçağın, iştahla köpüren tenlere yaptığı yolculuklara benzer bir kırılma yaşadım, geçmişin kuytu ve uzak kıyılarına yaptığım yolculukta.

Benim nabzım şimdiki zamanda atmadı hiçbir zaman. Kanımda, geçmiş zaman deveran ederken, şimdiki zamanın üvey çocuğu oldum. O, kirli yurt koridoru şimdiki zamanım; içine girdiğim oda: geçmiş zamanımdı benim. Bir çift göz takılı kalmış, o odanın boşluğunda. Beni görünce yeniden açan yedi renkli bir çiçek gibi açan bir çift göz vardı bir zamanlar, bu odada. Bağdaş kurmuştuk bir sofranın etrafına. Ham ham gülüyorduk; o gülüşler, hain şerareler gibi birikiyor şimdi üzerimde. Ruhumun çatlağına sızan gülüş sesleri, acı damıtıyor. O bağdaş kurduğumuz yerde çok sesli bir boşluk var. O boşluk, bir beddua gibi siniyor üzerime. Bana “Ağrı Dağı’nı Efsanesi” gibi mutantan Yaşar Kemal heybetiyle yaslanan, o yedi renkli gözler, şimdi boşlukta asılı duruyor. Yazık ki, geçmişin zembereğini yeniden kuramıyorsunuz.

Cesaret nedir ki, korkunun kılıfından başka. Cesaret ne kadar azametliyse korku da o kadar büyüktür. O korkunun içinden cesaret kılıfı kuşanıyorum ve geçmiş zamanı karşıma alıyorum. Kaç zamandır, tersine yürüdüm durdum. Bu ters yürüyüşün adına da gelecek zaman dedim. O yurda, o kirli koridora girmek istemedim. Ama kaçış nereye kadar? Odaya girmiştim. Dolaplara uzandı parmaklarım. Dokundum, ürperdim. Dolaplara adlarını kazımış dostlarımdan izler vardı. Saçlarını okşar gibi, gözlerine bakıp “evet” der gibi dokundum, baktım o dolaplara. Kazınmış adlarının ve soyadların ilk harflerine dokundum. Konuştum onlarla. Susarak, çok sesli sessizliğin içinde bütün kelimelerimi kuşanarak konuştum. Dostlarımı hatırladım. O toparlanmış, bir kervan gibi yola düşmüş bağdaşları aradım. Bütün gözler içinde ışıyan, o bir çift gözü aradım.

Ben o odada bir girdabın içindeyken kapıyı bir yabancı açtı. “Ey tufan bunu saymam dedim!” Putu kırılınca inancının içi boşalan o zavallı putperestin çaresizliği çöktü üzerime. Odaya bir çift tehlikeli adım girmişti, gölgemle benim arama girerek. “Ağrı Dağı’ı Efsanesi” yerini “Tehlikeli Masallara” bıraktı. Kırkıncı gömleği çıkarttığında insan olabilecek yılan prens gibiydim; ama üzerimdeki otuz dokuzuncu gömlek Kerem’in ateşten gömleği gibi tenimde kıvılcım almıştı. O, otuz dokuzuncu gömleği bir türlü üzerimden çıkartamadım. İçeri giren bir çift tehlikeli adım, zembereğin çarkını boşalttı.

“Ama dönüş? Dönüş olmasa
Her yolculuğun sonunda
Fırtına bir gece gibi uğuldayan ruhuna”

O koridora niye gittim ki? O odaya niye girdim ki? Canım bu kadar yansın diye mi? Geçmişini anlamlandırmak için atalarının tersinden bir yürüyüş yapan antropologun tersine ben, geçmişimin anlam yükünü hafifletmek için bu koridora, bu odaya dönmüştüm. Eline geçen birkaç taş tablet ve viran olmuş mabetlerde kendisini bulduğunu sanan ve kendisini taş ve virane ile anlamlandıran antropologun elindekiler, onu mutlu ederken benim elim boştu; oysa geçmişimin anlam yükü, o boşlukta artmıştı.

Şu arsız şimdiki zaman, bize unutmayı öğretiyor. Bir secdeden eksik vecdle kalkıyorum. Alnımda seccade izi var; ama secde izi yok. “Dağılmak iyi geliyor insana/iyi geliyor boşlukta oturmak” dağılmak ve boşlukta oturmak.

“Bir zamanlar en çok sevdiğim dostum sizdiniz oysa şimdi…” kelimelerin o kadar pervasızca çıkıyordu ki ağzında… ben onları duyamıyordum bile. O gün anladım: “Her kardeş bir Yusuf’tu ötekine” Kelimelerin şakaklarıma dayanmış metal bir namlu gibiydi. Korkuyordum. Seni kaybetmek hayatımdaki birçok anıyı anlamsızlaştıracak ve ben o anılara yeniden anlam arayacaktım. Geçmişimin boşalmasıydı, anlamsızlaşmasıydı beni ürküten. “Ben seni değil sadece, bir dostumu da kaybetmiştim.” Bazen közden kalan küllerin diplerine gizli korlar gibi aydınlanırdı gözlerin; ama saman alevi kadar sürerdi. Şimdi nerdesin onu bile bilmiyorum. Belki de birkaç adımlık bir uzaklıkta birbirimizden habersiz yürüyoruz. Yanıma yaklaşan bir çift tehlikeli adım gibi.

“Kalbinden muradını almayanlar
Uzun ömür göremez!”

Yakınlığını bir anlık ayrılıkla ölçtüm
Meğer uzaklığın dudaklarımda suni teneffüs

Kalbime söz geçirmeyi yeni yeni başardım. Zembereği çözüldü kalbimin. Paslı zincirin o karanlık kuyuya inmesi gibi iniyorum kalbime. Şakaklarımda iki el silah sesi gibi çoğalıyor kelimelerin. Yerdeki kanım, şimdiki zamanımı karşılıyor; kulaklarıma dolan uğultu ise geçmiş zamanımı… Bir sala bile okumadın ardımdan. Ben tenimi şimdi bir kefen gibi taşırken, bir sala bile okumadın ardımdan. Yerdeki kanım, şimdiki zamanım; o dinmeyen uğultu ise geçmiş zamanım.

Şaire hak vermemek ne mümkün: “İnsan buharlaştığı yere benzer
Döküldüğü yere benzemez!”
O kırkıncı odadan çıktım (mı), hiçbir zaman…

Yazar Hakkında

süper bişey

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - at 10:38 am

Categories: Bilgi Yönetimi, İş Dünyası   Tags: