Gündem

kritize.net – Bize Dokunmayan Yılan Yok!

Her þey 12 Haziran 2007′de Ümraniye Çakmak Mahallesi’ndeki bir gecekonduda 27 adet el bombasýnýn bulunmasýyla baþladý. ýstanbul Cumhuriyet Baþsavcýlýðý’nca baþlatýlan soruþturma görevini ýstanbul Cumhuriyet Savcýsý Zekeriya Öz üstlendi ve soruþturma kapsamýnda baþta emekli Yüzbaþý Muzaffer Tekin ve “silah ve Kuran üzerine” on binlerce insaný öldürme üzerine yemin etmeleriyle anýmsanacak Kuvvai Milliye Derneði Genel Baþkaný Bekir Öztürk olmak üzere birçok emekli asker ve birkaç sivil toplum kuruluþu üyesi gözaltýna alýndý.

Yapýlan araþtýrmada Cumhuriyet Gazetesi’ne atýlan bombalarýn da Ümraniye’deki gecekonduda ele geçirilen bombalarla ayný seriden olduðu ‘Bomba ýnceleme ve ýmha Daire Baþkanlýðý’ tarafýndan tespit edildi. “Ergenekon” adlý terör örgütü ile ilgili bulgular da bu þekilde ortaya çýkmaya baþladý. Yapýlan soruþturmalar kapsamýnda Eskiþehir’de ikinci bir bomba dolu ev ortaya çýktý.

Tarihler 21 Ocak 2008’i gösterdiðinde o ana kadarki en büyük bomba patladý: Susurluk soruþturmasý kapsamýnda gelinebilen en son nokta olan, o dönem TBMM’deki Susurluk Komisyonu’na ifade vermek için zahmet bile etmeyen, Doðu’daki yüzlerce fail-i meçhul cinayetlerin faili olarak bahsedilen JýTEM’in kurucusu, emekli Tuðgeneral Veli Küçük Hazretleri gözaltýna alýndý. Küçük ile birlikte Hrant Dink, Perihan Maðden, Orhan Pamuk gibi isimler hakkýnda açýlan davalarda provokatör olarak vazife üstlenen ultra faþist Kemal Kerinçsiz, Sami Hoþtan gibi isimler gözaltýna alýndý. Cumhuriyet Savcýsý Mehmet Ali Pekgüzel de ikinci bir savcý olarak görevlendirildi. Kamuoyunda “herhalde artýk bu kadar, Küçük’ten öteye gidilemez” düþüncesi hâkim olmaya baþlarken 21 þubat 2008’de bu kez akademisyen olarak görev yapan Prof. Dr. Emin Gürses ve Doç. Dr. Ümit Sayýn gibi isimler gözaltýna alýndý.

Tarihler 21 Mart 2008’i gösterirken emniyet, istanbul Cumhuriyet Savcýsý’nýn direktifiyle Ankara’da ýþçi Partisi Genel Baþkaný Doðu Perinçek’i, ýstanbul’da ise eski ýstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroðlu ile Cumhuriyet Gazetesi ýmtiyaz Sahibi ve Baþyazarý ýlhan Selçuk’un da aralarýnda bulunduðu 13 kiþiyi gözaltýna aldý. Ve nihayetinde gün itibariyle ATO Baþkaný Sinan Aygün, ADD Genel Baþkaný emekli Orgeneral þener Eruygur, emekli orgeneral Hurþit Tolon ve Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay dâhil olmak üzere Ankara, ýstanbul ve Antalya’dan þu ana kadar 49 kiþi gözaltýna alýndý. Hatta Aydýn Doðan, Ertuðrul Özkök gibi medya patron ve tellallarýnýn da gözaltýna alýnabileceði söyleniyor, bekleyip göreceðiz.

Bu insanlar neden gözaltýna alýnýyor? Ergenekon nedir? Amaçlarý nelerdir? Ne iþ görürler? Ne yer, ne içerler? Tüm bu sorularýn cevaplarýný detaylý olarak þamil Tayyar’ýn “Operasyon Ergenekon” adlý kitabýndan öðrenebilirsiniz.

iddianame henüz hazýrlanmadýðýndan –hafta sonuna kadar hazýrlanacaðý söyleniyor- ne ile suçlandýklarýný tam olarak bilemiyoruz. Ancak medyaya sýzdýðý kadarýyla Ergenekon denilen faþist yapýlanmanýn “gaye vatan ise gerisi teferruattýr” çarpýk söyleminin; devletçi, Kemalist, ulusalcý zihniyetin; halkta “iç ve dýþ düþman paranoyasý” oluþturup halký manipüle ederek söz konusu zihniyet doðrultusunda hareket etmelerini saðlama amacýnýn bir ürünü olduðunu rahatlýkla anlayabiliyoruz. Saða sola bombalar atarak, belli isimlere suikast giriþimlerinde bulunarak, topluluklarý provoke ederek toplumda “kaos” oluþturmaya çalýþýyorlar.

Çünkü kaosla besleniyorlar, çünkü kaos onlarýn gücü ellerinde tutmalarýný saðlýyor, çünkü kaos bu zihniyetin düþmanlarý olan demokrasi, özgürlük ve insan haklarý savunucularýna karþý halký manipüle etme imkâný veriyor.

Elbette ki gözaltýna alýnanlarýn hepsi bu yapýlanmanýn içerisinde deðil. Hem hukukta kiþinin suçu ispatlanýncaya kadar suçsuz olmasý esastýr. Bu nedenle kiþiler üzerinden hareket etmiyor, bir zihniyetten ve bu zihniyetin ürünü olan Ergenekon yapýlanmasýndan söz ediyorum.

ýddianame hazýrlandýðýnda üzerinde daha çok konuþacaðýz ama ben kafama takýlan birkaç soruyu sizinle paylaþmak istiyorum:

1) Dikkat ettiyseniz 2008 yýlý baþýndan itibaren Ocak, þubat ve Mart ayýnda 3 ayrý toplu gözaltý olmuþ ve bu üç gözaltý da ayýn 21’ine denk gelmiþ. Tesadüf müdür, deðilse nedir?

2) Ergenekon’a iliþkin tutuklamalar kronolojik olarak AKP’ye kapatma davasý ile birlikte ilerliyor gibi. Kapatma davasýnýn açýlmasý ile ýlhan Selçuk, Doðu Perinçek, Kemal Alemdaroðlu gibi isimlerin tutuklanmasý yakýn tarihlerdi. Bugün de hem kapatma davasýna iliþkin sözlü savunma vardý, hem de Ergenekon soruþturmasý kapsamýnda önemli gözaltýlar gerçekleþti. Bir iliþki söz konusu olabilir mi? Yoksa devlet kurumlarýnýn karþýlýklý atýþmasý þeklinde mi devam ediyor konjonktür?

3) Fetullah Gülen’in Yargýtay tarafýndan aklanmasý, AKP’ye açýlan kapatma davasýnda sona yaklaþýlmasý, Ergenekon soruþturmasýnda yapýlan son gözaltýlar ve Erdoðan’ýn Baþbuð’la görüþmesi arasýnda nasýl bir iliþki var?

4) Hükümet bu iþin neresinde? Eðer bu dava hukuki bir dava ise bizzat Baþbakan ve hükümetin diðer mensuplarý bu davayý neden bir savcý, bir avukat titizliðiyle takip ediyor? Nerede “yargý baðýmsýzlýðý”?
Yazar Hakkýnda

Bu ve benzeri onlarca makale birkaç üniversite gencinin yazý, karikatür, blog entryleri ve videolarýn paylaþýldýðý Kritize.Net’te…

http://www.kritize.net

Yazar Hakkında

Bu ve benzeri onlarca makale birkaç üniversite gencinin yazý, karikatür, blog entryleri ve videolarý paylaþtýðý Kritize.Net’te…

http://www.kritize.net

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - Nisan 1, 2010 at 12:24 pm

Categories: Gündem, Haber   Tags: , ,

Mehmet, Türk'ün Tarifi ya da Erman'ın Mehmet'i

BÜYÜK ŞEHİRDE MEHMET

Kendi âleminde ve gürültüsünde
Şehir öyle bir değirmen öyle bir dev ki
Kim bilir kaç bin canı öğütür günde
Bir at arabasında – bir kamyon üstünde
Bir posta, treniyle – üçüncü mevki
(Sadece bir ceket – pantolon üstünde)
Şehre girmenin şaşkınlığı ve zevki

Hana iner bir alacakaranlıkta
(Kızgın saca düşen damla misali)
Kaybolup gider kalabalıkta
Bir iş buluverir inşaatta Ali
Fakat berbattır Mehmet’in hâli
Kanadı kırık kuş – sudan çıkmış balık da
Can havliyle öyle döner ortalıkta

Parkta veya açık hava sinemasında
Bakarsın ki herkes kendi havasında
(Bir Mehmet mi – kendi yağıyla kavrulan)
Mehmet de kendi köyünde – kasabasında
Bir dam sahibiydi – kapısı vurulan
Mehmet de bir başka yuvadan savrulan
Yitik kuşlar gibi uçmak sevdasında

Ey gözlerde büyütülen büyük şehir
Ey istifini bozmadan akan nehir
Ve sen – ey benim işi bitik Mehmet’im
Şehirde yapamazsın şehir kim – sen kim
Düşmeye gör gurbete – yoktur panzehir
Pisipisine gittiğinin resmidir
Garibin iflâh olmuşunu görmedim

Nüzhet ERMAN
(Anadolu 1970, s. 37)

Şiir, mükemmel. Düşünülüp tasarlanmış, öyle yazılmış bir şiir; “Büyük Şehirde Mehmet”.
Aynaya düşen hayatımızın, daha doğrusu; “Türk’ün tarifi”.
Mehmet’in önündeki engel, şehir. Türk’ün önündeki de USA ya da Avrupa Birliği. Şehirden çeken Mehmet’le “küreselleşen dünya” ile bir türlü barışamayan Türk’ün kaderi, aynı değil mi?
Şehir, dev bir değirmen. Bu değirmen, günde birkaç bin canı öğütür. Küreselleşen dünya, haydi Avrupa Birliği diye adını koyalım, dev bir değirmenden farklı mı sanki? Bu ikisi el ele verip, at arabasıyla yaşama savaşı veren, kamyon üstünde zorunlu yolculuğa zorlanan, ancak posta trenleriyle ama üçüncü mevkide onurlandırılan, tek kat gezimlik ceket ve pantolonu sırtında, şehrin kapılarını çalan Mehmet’i öğütmüyorlar mı sanki? Şehir, kendisine ilk adımını atan Mehmet’i en şaşkın anında yakalamıyor mu?
Şimdi Mehmet, şehirde olmanın zevkini, kendisine bir han ayarlamakta bulacak, alacakaranlıkta kalabalıklar arasında kaybolup gidecektir. Avrupa ile bütünleştiğimizde; kimliğinden, dilenden sayısız vazgeçmelere boyun eğecek Türk’ün -henüz birlik üyesi olmanın zevkini çıkarmadan- şaşkınlığından, Avrupa Birliği’ndekiler gönüllerince yararlanmayacaklar mı? Üstelik onlar Türk’e, şimdi bile posta treninde ama üçüncü mevkide yolculuğa çıkanlar gözüyle bakmıyorlar mı?
Haa… Ali, Mehmet’e arka çıkıp inşaatta ama inşaatta nasıl iş buluverdiyse, berikiler de Türk’e, aynı gömleği giydireceklerdir. Belki de onun “Mehmetçik” yanından yararlanıp, kendi kördüğümlerini çözeceklerdir.
Anlayacağınız şehirdeki Mehmet, o koca dünyada yapayalnızdır. Sanki parkta oturanlar, açık hava sinemasına gidenler birer Mehmet değiller… “Gözlerde büyütülen şehir”, aslında matah bir şey değil. Mehmet, köyünde ne kadar da rahattı; bir arayıp soranı, kapısını çalıp yoklayanı vardı. Şehir, yuvasından atılıp savrulan yitik kuşların uçabileceği bir yer değil.
Sanıyor musunuz küreselleşen dünyada kimliğinden uzaklaştırılmış Türk, kanat açıp uçabilecek? Olur mu? Avrupa kapılarını zorlayan Türk’ün gözlerini bağlamadılar mı? Dün yavru vatandır diye kolladığımız Kuzey Kıbrıs’ı, ata yadigârı saydığımız Kerkük’ü görebilen gözlerimizi, bugün şu ya da bu bahanelerle bağlamadılar mı?
Şehirde kimlik bunalımına düşenlerin -içimizde yaşayıp kendilerini Türk saymayanların- oyuncağı hâline getirdiğimiz Mehmet’i, köyde rahat mı bırakıyorlar şimdi? Mehmetlerin arasından sırasıyla seçip Gaziantep ötesine, Hakkâri dağlarına gönderdiğimiz, oradan da köyüne yolcu ettiğimiz, al bayrağımıza sarılı “Mehmetçik”lerden kaçını şehirde görüyoruz?
Köyden şehre giderek orada “zalim gurbet”in derdine düşen, pisipisine ucuza satılan Mehmet’in kurtulması düşünülebilir mi?
Üzüntüm, milletimin adına. Mehmet’in kaderinin aynısını paylaşan, kendi ülkesinde sanki gurbetteymiş gibi yaşatılan Türk’ün adına üzülüyorum.
Ayrılık yanlılarını, içimizden biri olup da karanlık düşünceleri uğruna bizi satanları saymayacağım. Zaten siz onları biliyor, çok iyi tanıyorsunuz.
Şimdi fırsat ipinin ucu elinizde. Her şeye rağmen “Ne mutlu Türk’üm diyenlere!” diyenlerle, al bayrağımızı meydan meydan dalgalandırmayı öğrenenlere arka çıkmak, şamar oğlanına döndürülen Mehmet’i, yeniden “Mehmetçik” yapmak demek değil midir?
Düşünmeli; “Türk olmak”la övünebilmeliyiz derim. Bir canımızla bir camimizin kaldığı günlerde, Kurtuluş Savaşı’mızdan önce ve daha yakın geçmişimizde, bu elbiseyi sırtımızdan çıkardığımız günlerin acısını az mı çektik?
Daha da mı çekelim?
Nüzhet Erman’ın dediği gibi; bu işin “Yoktur panzehir”i. Bölündükçe ayrılanların sonu, yalnız kalmaktır.
Sadece bu olsa iyi.

“Pisipisine gittiğinin resmidir
Garibin iflâh olmuşunu görmedim” diyen şair, tarih aynasına düşeni kulağımıza fısıldamıyor mu?

Haydi Mehmet, “Mehmetçik” olduğunu göstermenin tam zamanıdır şimdi.
Haydi Mehmet!..

Oyhan Hasan BILDIRKİ

Yazar Hakkında

1947 Haziranı’nda Bağarası’nda doğdu. İlkokulu doğduğu yerde, ortaokul ve liseyi Aydın’da okudu. Bursa Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü (1971), AÜAÖF Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü (1991) yıllarında bitirdi. İlk görevine Kastamonu-Cide-Şenpazar’da başlayan yazar, daha sonra birçok okulda çalıştı. Söke İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü olarak görevliyken, Kuşadası Atatürk İlköğretim Okulu’na kendi isteğiyle gitti. Daha sonra Kuşadası Kaya Aldoğan Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliğinde de bulundu. Burada çalışırken (1997) emekli oldu. Evli ve iki çocuk babası olan yazar, 1962?den bu yana Aydın, Söke ve Kuşadası yerel gazetelerinin yanında, (1969) ülkemizin ünlü edebiyat dergilerinde şiir, hikâye ve eleştirileriyle yer aldı. Ahmet KABAKLI’nın “Türk Edebiyatı Dergisi” hikâyecileri arasında gösterdiği Bıldırki, ilk ününü Hisar Dergisi’nde yayımlanan eleştiri ve hikâyeleriyle yapmıştır. Hisar’da yayınlanan ilk hikâyesinin “Şeftali Çiçekleri” olduğunu biliyoruz. Türk Edebiyatı’nda yayınlanan ilk hikâyesi de “Rüyâlar Gerçek Olsa” adlı hikâyesidir. Bursa Eğitim Enstitüsü’nde okuduğu sıralarda, Alaaddin Korkmaz ile birlikte, “Bursa’da Zaman” adlı bir edebiyat dergisi çıkardı. Söke’de yayın hayatını sürdüren Beşparmak ve Sarızeybek dergilerinin hem kurucusu, hem de isim babasıdır. Bıldırki, çeşitli eleştiri, şiir ve hikâyelerini, başta Hisar dergisi olmak üzere; Fikir ve Sanatta Hareket, Şafak, Adımlar, Alkım, Bursa’da Zaman, Doğuş Edebiyat, Töre, Millî Eğitim ve Kültür, Millî Eğitim, Millî Kültür, Gülpınar, Dolunay, Çağrı, Yiğit Efem, İnanç, Tarla, Öncü Edebiyat, Türk Edebiyatı, Türk Dili, Antoloji, Balova, Sevgi Yolu, Tay, Alkış, Sarızeybek ve Beşparmak dergilerinde yayınlatmıştır. Çeşitli mahlaslar kullanarak köşe yazıları da yazdı. RESİMLİ TÜRK EDEBİYATI Devirler, İsimler, Yorumlar adlı ansiklopedi yazarları arasına katıldı. “Bir Bıçağın Keskin Ucu” hikâyesiyle “Töre Hikâye Yarışması”nda (1980) üçüncülük ödülü alan yazar, daha sonra 1995 yılında “Kar Üstünde Kan Damlası” adlı hikâyesiyle de “Ömer Seyfettin Hikâye Yarışması” seçiciler kurulu özel ödülünü ve l996 yılından başlamak üzere üst üste üç defa da yıl içinde yayımlanan hikâyelerinin değerlendirilmesi sonucunda Aydın Gazeteciler Cemiyeti Hikâye dalı birincilik ödülünü aldı. 2007 yılında Söke’de “Yılın Şairi” seçildi. Yazarın, radyo ve televizyon dallarında da çeşitli çalışmaları vardır. Yazarın basılmış eserleri: Liseden Sesler (Şiirler, İzmir-1964) Dönülmez Yol (Roman, Aydın-1964) Koçaklar (Millî Hikâyeler, Kutluğ Yayınları, İstanbul-1975) Üçüncü Günün Öğlesi (Hikâyeler, Doğruluk Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti., Birinci Baskı, İzmir-1986) Bir Başka Şafak (Hikâyeler, ISBN 975-11-0230.8, MEB Öğretemen Yazarlar Dizisi: 45, Millî Eğitim Basemevi, İstanbul-1988-1992-1994) Gün Çarığı Sıkınca (Hikâyeler, Doğruluk Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti., İzmir-1990) Atatürk Aramızda (Seçme Şiirler, Reform Matbaası, İzmir-Mayıs 1991) Bütün Fidanlar Sımsıcak (Şiirler, ISBN 975-11.0780-6, MEB Öğretemen Yazarlar Dizisi: 112, Millî Eğitim Basemevi, İstanbul-1994) Ceylan Gözlüm (Şiirler, Özen Ofset Matbaa & Cilt Tesisleri, Aydın-Ekim 1997) Dil Çerezleri (Araştırma, Aydın-Ocak 1999) Bulutlar Pusuda (Şiirler, Damla Ofset & Ofset Dijital Baskı Merkezi, Söke-2006) El Değmedik Sevdalara Uyanmak (Şiirler, Kitap Atelyesi Yayınları Şiir Dizisi: 47 Birinci Baskı, Ankara-2007) Çanakkale Destan Destan (Nehir Roman, ISBN 978-9944-0153-0-1, Alperen Yayınları,Kolalı Matbaası, Aydın-Ocak 2008) Gökyüzü Yeniden Mavileşir (Şiirler, Kitap Atelyesi Yayınları Şiir Dizisi: 55 Birinci Baskı, Ankara-Mart 2008) Kaynaklar: Bıldırki, Oyhan Hasan, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergâh Yayınları, İstanbul-Ocak 1977, I. Cilt, s. 424 http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=4137 http://www.antoloji.com/oyhan_hasan_bildirki Gökkuşağı Vikipedi Şiir Demeti

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - at 12:23 pm

Categories: Gündem, Haber   Tags: ,

Mehmet SÜMER, SİVİL ANAYASA OLAĞANDIŞILIĞIN TÜREVİ OLMAK ZORUNDA DEĞİLDİR

Mehmet SÜMER, SİVİL ANAYASA OLAĞANDIŞILIĞIN TÜREVİ OLMAK ZORUNDA DEĞİLDİR

Hedeflenen fen veya sosyal bilimlere dayalı bir prosesin üretilmesi, mutlaka sürecin başında ön çalışmalarını üstlenecek, ileriki çalışmalara veri tabanı oluşturacak dokümanın sağlanması için ön çalışma grubu veya grupları ihdas etmek şeklinde olması isabetlidir.

Bu uygulama konuyla ilgili başarıya varma açısından zaman, zemin, kaynak ve tutarlılığı kaybetmemek için önem taşımaktadır. Düzenlenecek ve millet tarafından kabul edilecek anayasanın fizıbıl olabilmesi için teknik ön çalışmaların olması kaçınılmazdır.

Yasalar isabetsiz çıkarıldığında anayasalar tarafından uygunsuzluk tezine tabi tutulduğu gibi, Anayasanın birey ve toplum ihtiyaçlarını karşılamaya dönük tutarlılık kompozisyonu mutlaka milletin onayından geçecektir (milletin kendisi
veya millet adına tasarruf yetkisi bulunan meclis).ANAYASALAR, SÜNİ DURUMDAN VAZİFE ÇIKARANLARIN İNSİYATİFİNDE VE ESERİ
OLMAK ZORUNDA MIDIR? SİLKİNMEKSE, MİLLET ÖNGÖRÜSÜ GEREĞİ
SİLKİNMELİDİR. YENİ BİR BAŞLANGICIN GEREĞİ TOPLUMSAL VİZYONUN TÜREVİ OLMALIDIR. Düzenleyen olağanüstülük, düzenlenen milletin geleceği olmamalıdır. Zorlayıcı konjoktürllerin sonucu oluşturulan anayasa metinleri, milletin ihtiyaçlarından çok konjonktürü oluşturan
azınlığın işine yaramaktan öteye gitmemektedir.
Milletin ve evrensel doğruların referans olduğu normlar hiçe sayılıp, kendi oluşturdukları referanslar millete kalıcı çare olmaktan uzaktır. . BAZI İŞGÜZAR ODAKLARIN SAPLANTI EZBERLERİNİ, AKILCI VE METİN DAVRANIŞ ORTAYA KOYARAK BOZMAK GEREKİR.. Son zamanlarda belli çevrelerin gündeme getirdiği ” KURUCU MECLİS” kavramı, millete rağmen, kendini milletin hamisi görmek ve yukardan bakma alışkanlığının eseridir.
Söz konusu fikirler için kurulmamışlık fotoğrafı ve kuruculuk ihtiyacı
milletimizin ihtiyaçlarıyla örtüşmemesi ilgi çekici ve memnuniyet vericidir Ülkemizin her bakımdan başarıyı yakalamış konumda olması, yüksek refah düzeyini temin edebilecek,
ekonomik, sosyal, kültürel, ahlaki stabilizasyonun sağlanması ihtiyacı, olağanüstülük zihniyetinin kuruculuk ihtiyacı ile çatışmaktadır.
Toplumsal hayatın doğal, meşru insan olmaktan ileri gelen istek ve ihtiyaçlarının önüne, eksantrik, sivri terbiyeci fantezileri olan odaklar geçmemelidir, Malum düzenleyiciler, eyer kendileri adına aynı çizgiyi takip edecek istedikleri kurucu meclis dışında, bir kadro olsa, kurucu meclis gündeme gelmez.
BİZİM İŞİMİZE GELİRSE OLSUN, BİZİM İŞİMİZE GELMEZSE MİLLETİN İŞİNEDE GELSE OLMASIN, Zihniyeti haksız, yersiz bilimsellikten uzak
düşüncedir. Böyle bir meramın tahakkuku mümkün olmamalıdır.
MİLLET VE ÜLKE ADINA UZUN SOLUKLU İHTİYAÇLARIMIZI KARŞILAYACAK BİR ANAYASANIN HAYIRLI OLMASINI UMUYOR
VE TEMENNİ EDİYORUM..
Mehmet SÜMER EKO

Yazar Hakkında

Trabzon Of doğumludur, Trabzon Ticaret Lisesini bitirdikten sonra, yüksek öğrenimi Ankara Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde bitirdi. Aynı fakültenin banka ve sigorta programına katılarak lisans aldı. 1981′de İstanbul’da iş hayatına başladı bir süre Almanya’da sanayi ve ticaret konularında araştırmalarda bulundu. Askerliğini Yedek Subay olarak ifa etti. Evli ve 4 çocuk babasıdır. Ekonomik, sosyal, kültürel konularda geliştirici seminer – konferans programlarının organizasyonunda başkanlık etmiştir İstanbul’da Hayat ve Elementer Sigorta konusunda uzman yetiştirmeye yönelik seminerler vermiştir Ekonomi, sosyal, kültür, eğitim, hukuk, siyaset edebiyat çevre, spor, koplo teorileri güncel gibi konularda atölye çalışmalarını sürdürmüş, tebliğler sunup, makaleleri yayınlanmıştır. Siyaset akademisi ve yerel yönetimler, yerel siyaset okulunu bitirdi. İŞ HAYATI SSÜMER GROUP’UN SAHİBİ VE YÖNETİM KURULU BAŞKANIDIR SOSYAL SORUMLULUK ALTYAPI VE KONUT PROJELERİNİ KURUP YÖNETİM KUR. BAŞKANLIKLARINDA BULUMUŞTUR. MAVİ Göl HUZUR TOPLU KONUT PROJESİ KURUCUSU VE YÖNETİM KURULU BAŞKANlLIĞI. Sivil Toplum Geçmişi Öğrenim yıllarında öğrenci derneklerinde yer aldı. Trabzon Of – Bölümlü Çevresi kültür yardımlaşma dern. Kuruculuğu ve başkanlığı Ekonomistler platformu üyeliği Trabzon Of- Hayrat Çevre dern. Birl. Kuruculuğu ve başkanlığı Futbol kulüplerinin yön. Kurl. yer almıştır Bayrampaşaspor üyeliği ve yöneticiliği Bayrampaşa sağlık grup başkanlığı hizmet deneği idari kurullarında yer aldı Trabzon Dern. Birl. Yönetim Kurulu Üyeliği, Başkan yardımcılığı, denetim kurulu başkanlığı, disiplin kurulu başkanlığı, Trabzon Dernekler Federasyonu Kurucusu ve ikinci başkanı, Denetim Kurulu Başkanlığı, Disiplin Kurulu Başkanlığı, sosyal etkinlik komisyon başkanlığı, Of – Hayrat Derneği üyesi, Trabzonspor Kongre üyeliği Trabzon’un teşvik kapsamına alınması için imza kampanyasının düzenlenmesinde yer aldı. Trabzonspor’un kongre döneminde birleştirme girişim komite üyeliği, Karadeniz Sivil toplum Örgütler Konfederasyonu Kurucu Meclis Üyeliği Türkiye Sivil Toplum Örgütleri platformu kurucu meclis üyeliği

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - at 12:22 pm

Categories: Gündem, Haber   Tags: , ,