Finans

İKTİSADİ, SOSYAL VE İDARİ AÇIDAN VERGİLEME İLKELERİ

İKTİSADİ, SOSYAL VE İDARİ AÇIDAN VERGİLEME İLKELERİ

Abdullah SAVAŞ
Eskişehir Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezi Müdürü
Afyon Kocatepe Üniversitesi S.B.E. Maliye Tezli Yüksek Lisans Öğrencisi

Eskişehir – Aralık 2008

İKTİSADİ, SOSYAL VE İDARİ AÇIDAN VERGİLEME İLKELERİ
I-GİRİŞ
İnsanların bir arada yaşama zorunluluğu, bu zorunluluktan kaynaklanan ortak ihtiyaçların devlet tarafından karşılanması gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Devlet ise; günümüzde hem miktar hem de çeşitlilik olarak artan bu harcamaları karşılayabilmek için kaynağa ihtiyaç duymaktadır.
Devletin harcamalarını gerçekleştirebilmek için başvurabileceği en önemli gelir kaynağı vergilerdir. Bu nedenle iyi bir vergi sistemi devletler için hayati öneme sahip bir konudur.
İyi bir vergi sisteminin oluşturulmasında hangi ilkelerin göz önüne alınması gerektiği konusu, verginin alınmaya başladığı ilk zamanlardan bu tarafa tartışılan bir konu olmuştur.
Bu çalışma ile vergileme ilkelerinin tanımı, tarihi gelişimi ele alınarak, günümüzde geçerliliği olan iktisadi, sosyal ve idari vergileme ilkelerinin ortaya konması amaçlanmıştır.
II – VERGİLEME İLKELERİNİN TANIMI
Vergileme ilkeleri; vergileme prensipleri veya vergileme kuralları başlığı altında mali literatürde adından sıkça söz edilen bir konudur. Vergi ile ilgilenen bütün iktisatçı ve maliyeciler vergileme ilkeleri üzerinde durmuşlardır. Bu bölümde vergileme ilkeleri hakkında yapılan tanımlamalardan örneklere yer verilmiştir.
Doç. Dr. Fazıl TEKİN’e göre; Vergiciliğin anayasası niteliğinde olan ve biçime ve yönteme ilişkin bir dizi sorunları kapsayan bu ilkeler, «olan» dan çok «olması gerekeni» amaç edinen birer norm ve kurallar topluluğudur (Tekin, 1978:5-6).
Prof. Dr. Nihat EDİZDOGAN’a göre; vergileme ilkeleri, toplumun iktisadi ve sosyal hedefleri gerçekleştirilmesini kolaylaştıracak nitelikte, vergilerin taşıması gereken vasıflardan ibarettir. Başka bir deyişle, vergiler öyle kriterlere göre seçilmelidir ki, bu seçimden sonra kurulan vergi sistemi, toplumun genel iktisadi ve sosyal hedeflerinin gerçekleşmesini mümkün olduğu kadar kolaylaştırsın (Edizdoğan, 2000:134).
Prof. Dr. Emine ORHANER’e göre; vergileme ilkeleri, başarılı bir vergi uygulamasının sağlanabilmesi için vergilemede uyulması gereken kuralları göstermektedir (Orhaner, 2000:148).
Prof. Dr. Osman PEHLİVAN’a göre; vergileme ilkeleri, vergilerden beklenen fonksiyonların gerçekleşmesi için bir vergi sisteminde yer alan çeşitli vergilerin seçiminde ve uygulanmasında göz önünde bulundurulması gereken hususları ifade eder. Vergileme ilkelerini, vergileme ile güdülen amaçların gerçekleştirilebilmesi için uyulması gereken prensipler şeklinde tanımlamak mümkündür (Pehlivan, 2004:155).
Prof. Dr. Abdurrahman AKDOĞAN’a göre; vergi ilkeleri bir vergi uygulamasının gerek mevzuat ve gerekse uygulama açısından başarılı bir şekilde yürütülebilmesi bakımından geliştirilmiştir. Bu ilkeler geçmişte ve günümüzde; varlığına dikkat edilerek ya da bir kısmının farkına dahi varılmadan gerçekleştirilmekte veya gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Toplum içerisinde bir verginin uygulanış biçimi ve başarısı ile ilgili olarak ileri sürülen yargı ve değerlendirmelere dikkat edildiğinde söz konusu ilkelerden söz edildiği görülür (Akdoğan, 2007:192-193).
Prof. Dr. Salih TURHAN’a göre; çeşitli vergilerin gerek kapsamı, gerekse yapılarının belirlenmesi bakımından uyulması gereken normlardır. Vergileme ilkeleri, bir yandan ekonomik, sosyal düzen ve ideolojideki gelişmelere, diğer yandan vergi kurumunun nitelik ve amaçlarında meydana gelen gelişmelere paralel olarak zamanın akışı içinde önemli değişimlere uğramıştır (Turhan, 1998:190).
III-VERGİLEME İLKELERİNİN GELİŞİMİ
Bu bölümde; vergilemede kanunilik ilkesini ilk defa yazılı olarak ortaya koyan Magna Carta’dan başlayarak, vergileme ilkelerindeki gelişim incelenmiştir.
A – Magna Carta
İngiliz kralı, Kral I. John, 1215 Haziran’ında imzalanan Magna Carta Libertatum (Büyük Özgürlük Fermanı) 63 maddelik bir fermandan ibarettir. Bu fermanın en önemli üç maddesi şunlardır: 1- Hiçbir hür insan, yürürlükteki kanunlara başvurulmaksızın tutuklanamaz, hapsedilemez, mülkü elinden alınamaz, sürülemez veya herhangi bir şekilde yok edilemez. (Burada sözü edilen hür insanlar sadece senyörler, kilise adamları, vasatlar ve vasatların vasatları ile hür köylüler, denen topluluklardı); 2- adalet satılamaz, geciktirilemez, hiçbir hür yurttaş ondan yoksun bırakılamaz; 3- kanunlar dışında hiçbir vergi, yüksek rütbeli kilise adamları ile baronlardan meydana gelen bir kurula danışılmadan, haciz yoluyla veya zor
kullanılarak toplanılamaz (http://www.darulkitap.com/muhtelif/sosyalbilimler/m/002.htm).
Günümüzdeki anayasal düzene ulaşana kadar yaşanılan tarihi sürecin en önemli basamaklarından birisidir (http://tr.wikipedia.org/wiki/Magna_Carta).
B- İbni Haldun’un Vergileme İlkeleri
İbni Haldun toplumu, toplumsal örgütlenmeyi, devleti ve devletin değişimini, mali olayları dünya bilim tarihinde ilk defa bilimsel olarak dogmalardan uzak, kapsamlı bir şekilde inceleyen bir bilim adamı olup, dünya bilim tarihinde sosyal bilimlerin kurucuları arasında sayılmaktadır (Gökbunar, Kömürcüler,Yalçın, :207)
İbni Haldun 14. Yüzyılda yazmış olduğu Mukaddime adlı eserinde vergilemenin temel ilkelerinden söz etmiştir. İbni Haldun kitabında; devlet gelirleriyle ve özellikle vergilerle ilgili bazı ilkelere uyulması gereğini hatırlatmıştır. Kitabın 2. Cildinde “Yazılanların ve emanet olarak bırakılanların en güzeli, Hüseyn oğlu Tahir’in [ölm. M. 822], oğlu Abdullah’a yazdığı mektup. Halife Memun, Abdullah’a, Rakka ve Mısır valiliklerini verdiği zaman, babası Tahir, ünlü mektubunu yazmış ve kendisine, uymasını istediği öğütlerde bulunmuştu” (Haldun, 1989:245). Bu mektuptan alıntıda “Topladığın malları müstahaklar arasında doğruluk ve eşitlikle böl, şerefinden dolayı şeref sahibine ve zenginliğinden dolayı zengine ayrı muamelede bulunma, havassını ve hizmetinde bulunanları vergi ödemekten muaf tutma, kudret ve takatleri dışında ödenekler ödemeye kimseyi zorlama, adalet haricinde tekliflerde bulunma…” demiştir. Burada vergilemenin dürüstlük, adalet, eşitlik, genellik ve ödeme iktidarı gibi temel kuralları ile karşı karşıyayız. Yani, vergi bütün mükellefler arasında, dürüst ve adilce ve eşitlik kurallarına göre, yani hiç kimseyi asil ve zengin olduğu veya yöneticiye yakınlığı nedeniyle vergi dışı bırakmadan ve en önemlisi herkesin ödeme gücünü aşmayacak şekilde alınmalıdır (Falay, 1987:55). İbni Haldun “Benim bildiğim ölçüde, devlet ve kamu yönetimine ilişkin söylenebileceklerin en güzelini içeriyor bu mektuptakiler” (Haldun, 1989:254) demek suretiyle bu ilkeleri savunmuştur (Candan, 2007:235).
C – Adam Smith’in Vergileme İlkeleri
Adam Smith’in 1776 yılında yayımlanan The Wealth of Nations (Milletlerin Zenginliği) kitabında yer alan vergileme ilkeleri, bütün maliye otoriteleri tarafından beğenilen ve güncelliğini koruyan ilkelerdir. (Orhaner, 2000-148).
Adam Smith’e göre ideal bir vergi sisteminin temel özellikleri şunlar olmalıdır:
a) Adalet : Herkes kendi gelirine orantılı olarak kamu harcamalarına katılmalı,
b) Kesinlik : Ödeme şekli ve zamanı önceden belli olmalı,
c) Uygunluk : Mükellefe en az rahatsızlık verecek şekilde olmak,
d) İktisadilik : Vergi uyum maliyeti düşük olmalıdır (Sağbaş, 2008:203).
D – Adolph Wagner’in Vergileme İlkeleri
A.Smith’in ileri sürdüğü ilkelerden kısmen yararlanan Alman maliyecisi Wagner, bu ilkeleri tamamlamaya ve sistematik şekilde derlemeye çalışmıştır. Wagner vergileme ilkelerini dört grupta toplamaktadır. Bunlar sırasıyla şunlardır; Mali ilkeler (Yeterlilik ilkesi ve Esneklik ilkesi), iktisadi ilkeler (iktisaden uygun vergi kaynaklarını seçme ilkesi, Milli ekonominin üretim ve dağılım koşulları ile çeşitli yükümlü zümreleri üzerinde yapacakları etkiler bakımından uygun vergi çeşitlerini seçme ilkesi), Ahlaki İlkeler (Genellik ilkesi, Eşitlik ilkesi) ve Teknik ve idari ilkeler (Belirlilik ilkesi, Uygunluk İlkesi, İktisadilik İlkesi). Vergileme ilkelerinin bu şekilde ayırımı kuşkusuz gerek kapsam, gerekse sistemli bir düzenleme biçimi yönünden Smith’ in ilkelerine göre önemli bir gelişme sayılabilir (Edizdoğan, 2000:135-136).
E – Haller’in Vergileme İlkeleri (Turhan, 1998:208-211)
H. Haller, maliye politikasına ilişkin dört amaçtan hareket ederek her bir verginin ve dolayısıyla tüm vergi sisteminin uyması gereken çeşitli taleplerde bulunmuştur. Haller’in maliye politikası bakımından önemli saydığı ve «bu konuda bilgisi olan hemen hiç kimse» tarafından reddedilemeyeceğini ifade ettiği dört amaç şunlardır: mali amaç, özgürlük amacı, refah amacı ve adalet amacı.
Mali amaç, «belirli devlet görevlerinin yapılması için gerekli parasal vasıtaları yeterli ölçüde ve en az masraf ile sağlamak ve bunları görevlerin ifası bakımından optimal bir biçimde kullanmak» şeklinde tanımlanmaktadır. Özgürlük amacı, «hayatın bütün sahalarında kişinin serbestçe karar vermesine mümkün olduğu kadar» izin verilmesini gerektirmektedir. Refah amacı ise, devlet faaliyetlerinin toplum için mümkün olduğu kadar en yüksek düzeyde maddi ve manevi değerleri sağlamaya yönelmesi anlamını taşır. Son olarak, tüm toplum için gerçekleştirilen refah seviyesinin bütün kişiler bakımından «yaklaşık olarak eşit olup olmadığı veya maddi malların ve dolayısıyla ihtiyaçları tatmin olanaklarının» çok eşit bir dağılımının mevcut olup olmadığı gibi hususların önemli olduğu adalet amacı, piyasada oluşan gelir ve servet dağılımının iktisat politikası araçları ile dengeleştirilerek hemen herkesin «yeterli» bir gelire sahip olmasını gerektirmektedir.
Haller, bu amaçlar çerçevesinde rasyonel bir vergi sistemine yöneltilmesi gereken talepleri şu şekilde sıralamaktadır:
Birinci talep: Vergilendirme o şekilde düzenlenmelidir ki, devlet için vergilendirmeden doğan masraf olabildiğince düşük olsun. Vergilendirmede iktisadiliğe, vergi borcunun belirlenmesi ve ödenmesi dolayısıyla vergi yükümlülerinin katlanmak zorunda olduğu masrafların da mümkün olduğu kadar az olması açısından önem veren yazar, bu amacın gerçekleşmesi için ikinci talebini ortaya atmaktadır.
İkinci talep: Vergilendirme o şekilde düzenlenmelidir ki, vergi yükümlüleri için vergi borcunun hesaplanması ve ödenmesi dolayısıyla doğan masraf olabildiğince düşük düzeyde kalsın.
Mali amaca göre, vergi gelirlerinin, diğer kamu gelir türleri ile karşılanamayan kamu giderlerini karşılayacak yeterlilikte olması gerekir. Fakat, vergi gelirleri ile finanse edilecek kamu giderlerinin hacmi çok büyük olursa, vergi yükünün oluşturduğu baskının hissedilir ölçüde artması sonucunda iktisadi faaliyetlerin temposunda bir azalma ve üretim seviyesinde bir düşme görülür. Bu nedenle, efektif vergi yükünü daha az hissedilir hale getirecek bir yük dağılımına ihtiyaç vardır. Bu noktadan hareket eden Haller, vergilemeye ilişkin üçüncü talebini ileri sürmektedir.
Üçüncü talep: Vergilendirme o şekilde düzenlenmelidir ki, vergi ödeyicilerinin vergi dolayısıyla katlanmak zorunda oldukları yük mümkün olduğu kadar az hissedilsin ve sonuçta iktisadi faaliyet mümkün olduğu kadar az zarar görsün.
Tüm ekonomi açısından refah seviyesinin, sadece toplum üyelerinin iktisadi faaliyetlerinin azaltılması sonucunda değil, üretim sürecinin rasyonelliğinde ve halkın ihtiyaç yapısı ile üretim arasındaki uyumda meydana gelen aksamalar dolayısıyla da düşebileceğini dikkate alan yazar, refah amacından türettiği dördüncü talebini formüle etmektedir.
Dördüncü talep: Vergilendirme o şekilde düzenlenmelidir ki, vergi dolayısıyla ne üretimin «iç rasyonelliği», ne de üretim ile ihtiyaç yapısı arasındaki optimal uyum (üretimin «dış rasyonelliği») bozulsun. Hiç kuşkusuz, burada sadece vergilendirme şekli ile ilgili üretim sapmalarının önüne geçilmesi söz konusudur.
Ekonomide beliren enflasyonist ya da deflasyonist nitelikteki konjonktürel dalgalanmaların giderilmesi bakımından refah amacı çerçevesi içinde beşinci talep oluşturulmaktadır.
Beşinci talep: Vergilendirme o şekilde düzenlenmelidir ki, kamu ekonomisinin diğer araçları ile birlikte konjonktür ve istihdam politikasına ilişkin amaçlar için olabildiğince etkili kullanılabilsin.
Haller, adalet amacından hareket ederek altıncı talebini formüle etmektedir.
Altıncı talep: Vergilendirme o şekilde düzenlenmelidir ki, gelir dağılımını değiştirme yönünde etkin bir araç olarak kullanılabilsin. Bu koşulur gerçekleşmesi için, özellikle yükümlülerin kişisel ve ailevi durumlarına intibak ettirilen vergileme şekillerine ihtiyaç vardır. Ne var ki, bu tip vergileme şekilleri bazı hallerde devletin denetim hissini uyandırmakta ve kişisel özgürlük sahasına müdahaleler olarak nitelendirilmektedirler. Bu nedenle bu gibi kontrollerin hiç değilse -vergilemede adalet ilkesinin gerçekleşmesine engel olmayacak ölçüde- en az düzeye indirilmesi düşünülebilir böylece yedinci talep doğar.
Yedinci talep: Vergilendirme o şekilde düzenlenmelidir ki, vergi «ödeme gücü»nün saptanması ve vergi yükünün dağılımına ilişkin düzeltmelerin yapılması dolayısıyla şahsi durumların açıklık kazanması zorunlu olan ölçüye inhisar etsin.
Haller, seçilecek vergiler bileşiminin vergilemeye yönelttiği bütün talepleri mümkün olduğu kadar dikkate alması gerektiği esasından hareket ederek sonuncu talebini formüle etmektedir.
Sekizinci talep: Vergilendirme o şekilde düzenlenmelidir ki, seçilecek vergiler bileşimi çeşitli amaçlarla uyum halinde olan bir bütün oluştursun ve böylece, vergilendirmede özellikle hiçbir kesişme ve boşluk meydana gelmesin.
F – Prof. Dr. Aykut HEREKMAN’a Göre Vergileme İlkeleri (Herekman, 1989:25-35)
Vergileme ilkeleri yerine “Vergi Kuraları”nı kullanmayı tercih eden Prof. Dr. Aykut HEREKMAN; günümüz koşullarına göre fonksiyonel bir sınıflandırma düşüncesiyle mali yönden, ekonomi politikası yönünden ve sosyal politika yönünden olmak üzere üç başlık altında ele almıştır.
Mali yönetim yönünden vergi kuralları; vergi yasalarında yükümlüye sağlanması gerekli kolaylıklar ile ilgili kurallar (belirlilik, uygunluk ve ucuzluk), yasa tekniği ile ilgili olanlar (açıklık, esneklik ve istikrar kuralı) ve vergi miktarı ile ilgili kurallar (yeterlik ve ılımlılık) olarak ayırmıştır.
Ekonomi politikası yönünden; uygun vergi kaynaklarının seçilmesi kuralı, vergi tarafsızlığı kuralı ve ekonomik etkinlik kuralı olarak belirtmiştir.
Sosyal politika yönünden ise; genellik kuralı, yarar(fayda) kuralı ve iktidar kuralı olarak sınıflandırmıştır.
G – Prof. Dr. Saffet R. İRTENK’e Göre Vergileme İlkeleri (İrtenk, 1968:119-123)
Prof. Dr. Saffet R. İRTENK; Adam Smith’in ilkelerinin sadelikleri nispetinde kapsadıkları derin mana ile bugün dahi canlılıklarını koruduğunu ifade ederek, bu ilkeleri; adalet, belirlilik, uygunluk ve tasarruf olarak belirtmiştir.
H – Prof. Dr. Nihat EDİZDOGAN’a Göre Vergileme İlkeleri (Edizdoğan, 2000:135-162)
Prof. Dr. Nihat EDİZDOGAN; Adam Smith, Adolph Wagner, John F. Due ile W. Gerloff ve F. Neumark’ın vergileme ilkelerini anlattıktan sonra günümüzdeki vergileme ilkelerini, vergide adalet ve etkinlik ilkesi olarak ikiye ayırmıştır. Vergide adalet ilkesini ise, fayda ilkesi ve ödeme gücü ilkesi olarak ikiye ayırmıştır.
I – Prof. Dr. Şerafettin AKSOY’ a Göre Vergileme İlkeleri (Aksoy, 1998:221-238)
Prof. Dr. Şerafettin AKSOY; Adam Smith ve Adolph Wagner’in vergileme ilkelerinden sonra çeşitli vergileme prensipleri olarak vergide adalet ilkesi, vergide genellik ilkesi ve vergide eşitlik ilkesini anlatmıştır.
İ – Prof. Dr. Emine ORHANER’e Göre Vergileme İlkeleri (Orhaner, 2000:148-155)
Prof. Dr. Emine ORHANER; vergide adalet ilkesi, vergide genellik ilkesi ve vergide eşitlik ilkesi olarak üç ilkeden sonra “diğer vergileme ilkeleri” olarak; açıklık ilkesi, verimlilik ilkesi, uygunluk ilkesi, esneklik ilkesi, tarafsızlık ilkesi ve denge ilkelerini anlatmıştır.
J – Prof. Dr. Osman PEHLİVAN’ a Göre Vergileme İlkeleri (Pehlivan, 2004:155-169)
Prof. Dr. Osman PEHLİVAN; vergileme ilkelerini “vergilemenin klasik ilkeleri” ve “modem vergileme ilkeleri” olmak üzere, iki ana başlık altında incelemektedir.
Vergilemenin klasik ilkeleri olarak, klasik iktisat biliminin öncülerinden Adam Smith tarafından ortaya konulan ve günümüze geçerliliğini koruyan temel vergileme ilkelerini almıştır.
Modem vergileme ilkeleri olarak ise vergilemenin mali (verimlilik ve esneklik), iktisadi ve adalet (eşitlik, genellik, yararlanma ve ödeme gücü) ilkelerini almıştır.
K – Prof. Dr. Abdurrahman AKDOĞAN’a Göre Vergileme İlkeleri (Akdoğan, 2007:192-246)
Prof. Dr. Abdurrahman Akdoğan ise vergi ilkelerini şöyle sıralamaktadır; genellik ilkesi, adalet ilkesi, eşitlik ilkesi, kanunilik ilkesi, belirlilik ilkesi, açıklık ilkesi, verimlilik ilkesi, uygunluk ilkesi, diğer vergileme ilkeleri: iktisadilik, istikrar, esneklik, kesinlik, basitlik.
L – 1982 Anayasamızdaki İlkeler
Anayasamızın “Vergi Ödevi” başlıklı 73. Maddesinde “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.
Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.
Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.
Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir”
hükmü mevcuttur. Bu hükümde geçen “herkes” kelimesiyle vergilemede genellik ilkesi; “Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır” fıkrasıyla, vergilemede adalet ilkesi; “Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” fıkrasıyla vergilemede kanunilik (yasallık) ilkesi; “malî gücüne göre” ifadesiyle vergilemede eşitlik ve ödeme gücü ilkeleri belirtilmiştir.
Ayrıca, Vergileme ilkelerinin oluşumunda, Anayasa’nın sadece doğrudan vergi ile ilgili hükümlerinin değil, tümünün nazara alınması gerekir. Anayasa’nın ceza hukukuna ilişkin suç ve cezaların yasallığı, suç ve cezaların önceden belli olması vb. ilkeler, vergi ceza hukukunun temel ilkeleri olmak durumundadır (Doğrusöz, 2005:2).
IV- İKTİSADİ, SOSYAL VE İDARİ VERGİLEME İLKELERİ
Her ekonomik sistemin gerçekleştirmek zorunda olduğu çeşitli hedefler vardır. Kaynak dağılımında etkinlik, gelir dağılımında adalet, ekonomik istikrar, büyüme gibi temel ekonomik hedeflere ulaşmada, rasyonel ve etkin bir vergi sistemine ihtiyaç duyulur. Bir vergi veya vergi sistemi, ekonomik hedefleri gerçekleştirme derecesini de etkileyebilir. Diğer yandan vergi sisteminin yükünün, bireyler arasındaki dağılımı da önemlidir. Bu durumda verginin ya da bir vergi sisteminin değerlendirilmesi, söz konusu hedeflere ne ölçüde uygun olduğunun belirlenmesine ve vergi yükünün dağılımında adaletin sağlanmasına bağlıdır. İşte bir ekonomik sistemin toplumca kabul edilmiş hedeflere göre, vergilerin ve vergi sisteminin sahip olması gereken bitelik ve özellikleri, vergileme ilkeleri adı verilen kuralları ortaya çıkarmıştır (Biyan, 2004:2-3).
Yapılan ayırımlardan da görüleceği gibi devletin görevleri konusunda, farklı dünya görüşlerine sahip insanlar arasında nasıl tam bir anlaşma görülmüyorsa, vergileme ilkelerinin tümü üzerinde herkesçe uyuşma da sağlanamamakta, bu da doğal sayılmaktadır (Edizdoğan, 2000:138).
Bu bölümde vergilemenin amaçlarına ve vergi yönetimine yönelik Ali Rıza GÖKBUNAR’ın 1998 yılında, Celal Bayar Üniversitesi İİBF Yönetim ve Ekonomi Dergisi’nin 4. Sayısında yayınlanan “Vergileme İlkeleri ve Küreselleşme” isimli makalesinde yaptığı vergileme ilkeleri sınıflandırması temel alınarak incelenmiştir.
A- İKTİSADİ VERGİLEME İLKELERİ
Eski devirlerde vergilemeden beklenen; sadece devlete ihtiyaç duyduğu finansman kaynağını sağlamaktan ibaretti. Ancak, daha sonra ekonomik ve sosyal hayatta meydana gelen değişmeler, vergilerin ekonomik ve sosyal bir kısım hedeflere ulaşmak için etkili bir araç olarak kullanılabileceğini ortaya çıkarmıştır (Pehlivan, 2004:155).
Verginin karşılıksız ve cebri bir kamu geliri oluşu, mali amaçlar dışında ekonomik ve sosyal amaçların gerçekleştirilmesinde de etkin bir müdahale aracı niteliğini taşıyışı bizi bu kamu gelirinden yararlanmaya zorlamaktadır (Türk, 1994:193).
Vergilemenin iktisadi ilkeleri, vergilerin temel iktisadi amaçlarının gerçekleştirilmesine katkı sağlayacak nitelikte olmasını ifade eder. Devletin temel iktisadi amaçları, iktisadi büyüme ve gelişmenin sağlanması yanında, tam istihdam ve fiyat istikrarının sağlanması şeklinde özetlenebilir. Belirtilen bu amaçlara, kıt olan kaynakların etkin kullanımı ve dağılımı ile ulaşılabilir (Pehlivan, 2004:159).
Vergilemenin iktisadi ilkelerini, vergilemede tarafsızlık ilkesi ve vergilemede iktisadi etkinlik ilkesi olarak incelemek mümkündür.
1-Vergilemede Tarafsızlık İlkesi
Vergilerin tarafsızlığı, devlet tarafından alınan vergilerin miktarının, piyasanın işleyişini bozmayacak bir düzeyde olmasını ifade eder. Bu nedenle vergiler ne kadar az olursa o kadar tarafsız olur (Pehlivan, 2004:160).
Bir vergi sisteminin tarafsız olabilmesi için en başta;
• Tespit edilen vergi oranlarının düşük olması,
• Vergi oranlarının “düz” (flaş) olması,
• Belirli kişi ve kurumlara vergi imtiyazları tanımaması gerekir (Aktan, 2002:5).
Vergilemede tarafsızlık ilkesi, vergi yoluyla rekabete verilebilecek zararların istenmeyen sonuçlarından kaçınma olarak ele alınabilir. Vergilemede tarafsızlık ilkesine uyum sonucunda, vergileme ile mükellefin nispi iktisadi-mali durumlarında hiç bir değişiklik olmamalıdır. Vergi sistemi ile ulaşılmak istenen amacın dışında, kaynakların ekonomide daha verimli kullanılması ve yönlendirilmesine müdahale edilmemelidir. Bu ilkeyle verginin, mükellefler üzerinde aşırı bir yük oluşturmaması, sadece ekonomiden soyutlanarak kendi politikası ve amacı doğrultusunda kullanılması öngörülmektedir (Gökbunar, 1998:7-8).
Verginin ekonomik etkisini vurgulayan bu ilkeye göre, üretici ve tüketici tercihlerini en az etkileyen bir politikanın sürdürülmesi nedeniyle, vergilerin tek tek analiz edilmesi gerekmektedir. Örneğin, gelir vergisinin yüksek oranda alınması, kişileri çalışma ile işsiz kalma arasındaki tercihlerini değiştirecektir. Emlak vergisinin düşük olması, emlaka olan talebi artırırken, yüksek olması talebi düşürecektir. Üretimde fazla vergi alınması ilgili malın üretimini düşürecektir (Orhaner, 2000:155).
Klasik liberal ekonomistler verginin devletin gerekli hizmetlerinin finansmanı amacıyla alınmasını ve ekonomik düzende hiç bir etki yaratmamasını kural olarak kabul etmişlerdir. Günümüz yazarları ise aynı kuralı vergi sistemlerinden istenen mali ve ekonomik amaç dışında ayrıca ekonomide bir değişim meydana getirmemesi biçiminde geliştirmişlerdir (Herekman, 1989:32)
2- Vergilemede İktisadi Etkinlik İlkesi
Tercih kalkınabilmekle kalkınamamak arasında olduğu ve tercih kalkınma lehine kullanıldığı vakit vergiden başka başvurulacak bir mali kaynak yoktur (Türk, 1994:195).
Bu ilkeye göre vergilerle iktisadi kalkınmaya elverişli faaliyetler teşvik edilip, verimli olmayan faaliyetler caydırılmalıdır (Gökbunar, 1998:8).
Vergi sisteminin günün ekonomik koşullarına ve gereksinimlerine uygun bir biçimde düzenlenmesi ekonomik etkinlik görüşünün ortaya koyduğu bir kuraldır. Bu kurala göre vergi sistemleri, içinde bulunulan ekonomik duruma, gerekli etkiyi sağlayacak biçimde düzenlenmelidir. Vergi, kamu ekonomisinin finansmanında kullanılan en önemli bir araç niteliğinin ötesinde, konjonktür ve istihdam politikası amaçlarına olanak verdiği ölçüde etki edebilecek bir biçimde kullanılabilmelidir (Herekman, 1989:32).
B- SOSYAL VERGİLEME İLKELERİ
Sosyal adaletin gerçekleştirilmesinde bir sosyal politika aracı olarak vergiler önemlidir. Çağdaş devletlerin vergi sistemleri ve bu sistemlerin vergilemede sosyal amaçlı vergileme ilkelerine dayalı olarak kabul ettikleri vergilendirme teknikleri gelir dağılımında eşitsizlikleri törpüleyici yönde etkide bulunmaktadır (Gökbunar, 1998:8).
1 – Vergilemede Genellik İlkesi
Genellik ilkesi, herkesten vergi alınmasını, başka bir değişle vergi alırken, toplum bireyleri arasında hiçbir ayırım yapılmamasını ifade eder (Pehlivan, 2004:162).
Zamanımızda bu ilke, her vatandaşın ödeme gücü oranında vergi kapsamına alınması, ödeme gücü zayıf olanların ise vergilendirilmemesi biçiminde ortaya konulmaktadır (Herekman, 1989:32).
Vergi ödeme güçlerine göre herkesin vergi ödemesi, vergide genellik ilkesinin özünü oluşturmaktadır (Akdoğan, 2007:195).
Anayasamızın 73. maddesinin ilk paragrafında; “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi vermekle yükümlüdür” şeklinde hükme yer verilmiştir. Bu madde de “herkes” kelimesi ülkemizde vergide genellik ilkesinin anayasal güvence altında olduğunu göstermektedir.
2 – Vergilemede Eşitlik İlkesi
Vergilemede eşitlik ilkesine göre, bireyler genel vergi yüküne, kendi ödeme güçlerine göre katılmalıdırlar. Diğer bir ifade ile vergilemede eşitlik ilkesi, mükelleflerin vergi ödeme güçlerini dikkate almak suretiyle vergilendirilmesidir. Bu ilkenin vergilemede adaleti sağlama açısından çok büyük bir önemi bulunmaktadır. Bu ilke, genel vergi yükünün toplumu oluşturan kişiler arasında mükelleflerin kişisel, ailevi ve ekonomik durumlarına göre dengeli bir şekilde dağıtılmasını gerekli kılmaktadır. Burada bireylerin hangi ölçülerde vergi ödeyecekleri sorunu önem kazanmaktadır (Gökbunar, 1998:10).
Vergilemede eşitlik ilkesi, vergi ödeme gücü bakımından aynı olanların aynı vergilendirme şartlarına tabi tutulması, buna karşılık vergi ödeme gücü farklı olanların, farklı vergilendirme şartlarına tabi tutulması şeklinde tanımlanabilir. Aynı durumda olanların aynı vergilendirme şartlarına tabi olması, vergilemede “yatay eşitlik”; farklı durumda olanların farklı vergileme şartlarına tabi tutulması ise, vergilemede “dikey eşitlik” diye nitelendirilir (Pehlivan, 2004:162).
Vergide adaletin gerçekleştirilebilmesi bakımından önemli bir fonksiyonu bulunan bu ilke, vergi yükünün, mükelleflerin kişisel ve ekonomik durumlarına göre eşit bir şekilde dağıtılmasını gerekli kılmaktadır (Akdoğan, 2007:197).
3-Vergilemede Adalet İlkesi
Vergilerin tarihi gelişimi boyunca maliyecilerin üzerinde en fazla durdukları konulardan biri, adil bir vergi sisteminin kurulmasıdır. Adil bir vergi sisteminin amacı, kamu hizmetlerini gerçekleştirmek üzere alınacak vergilerin toplumu oluşturan kişiler arasında hak ve adalete uygun bir şekilde dağıtılmasıdır (Edizdoğan, 2000:139).
Vergide adalet ilkesi, verginin adil olması gerektiğini ifade etmektedir (Orhaner, 2000:149).
Vergi adaletinin sağlanmasında devlet, üzerine düşen görevleri yapabilmek için doğal olarak ülke toprakları üzerinde yaşayanlardan belli kıstaslara göre vergi toplamak zorundadır (Düzgün, 2006:1).
Vergide adalet; ilgili yasal düzenlemeler yapılırken, yasa koyucunun adalet düşüncelerine ve temel vergi ilkelerine göre oluşmakla birlikte, gerçekleştirilmesi öngörülen adaletin uygulama bakımından da sağlanması büyük önem taşır. Başka bir deyişle, adil olarak hazırlanmış olan vergi yasalarının, uygulama itibarıyla da adalete ters düşmeyecek etkinlikte uygulanması gerekir (Akdoğan, 2007:196).
“Adalet” kavramı, kişiden kişiye değiştiğinden herkesin kabul ettiği bir şekilde sınırları çizilemeyen bir kavramdır. Bu nedenle vergide adalette değişik şekillerde yorumlanmaktadır ancak herkes tarafından kabul edilebilir bir gerçek, vergilemede adalet ilkesinin vazgeçilemez bir ilke olduğudur.
4-Vergilemede Ödeme Gücü (İktidar) İlkesi
İlkenin esası, kamu gereksinmelerine bireylerin ödeme güçleri oranında katılmaları düşüncesinden oluşmaktadır (Herekman, 1989:34).
Vergi ödeme gücü, vergilemede adaletin sağlanmasında öne sürülen yaklaşımlardan “ödeme gücü yaklaşımı” ile ilgili bir kavramdır. Ödeme gücü yaklaşımı, gelir dağılımında adaletin sağlanmasına yöneliktir. Vergi yükünün mükelleflere adil bir şekilde bölüştürülmesini ve vergilemede mükellefin vergi ödeme gücünü esas alır. Vergi ödeme gücünün belirlenmesinde mükellefin geliri, serveti ve harcamaları göz önünde tutulur (Demircan, 2003:116).
Adil bir vergi düzeninde vergilerin çoğu, bireylerin ödeme gücüne dayandırılarak alınır Bireylerin ödeme gücünü teşkil eden başlıca unsurlar; gelir, servet ve harcamadır. Gelir üzerinden alınan vergilere “gelir vergisi”, servet üzerinden alınan vergilere “servet vergisi” ve harcama üzerinden alınan vergilere “harcama vergisi” adı verilir (Pehlivan, 2004:164).
Mükelleflerin vergi karşısındaki durumlarının ayrı ayrı dikkate alınması, ödeme güçlerine göre vergilendirme yapılması, gerek teoride ve gerekse uygulamada kabul görmüştür (Akdoğan, 2007:212).
5-Vergilemede Fayda (İstifade) İlkesi
Bu ilkeye göre, her fert kamu hizmetlerinden faydalanma oranında vergi ödeyecektir. Burada vergi yükünün dağılımında piyasa kurallarının kullanılması söz konusudur. Böylece her yükümlünün gönüllü olarak kamusal faaliyetlere yapmak istediği katkı ile, ödeyeceği vergi aynı olacaktır (Edizdoğan, 2000:140).
Vergilerle finanse edilen kamu hizmetlerinden faydalanan kişiler, bu faydalanma oranında vergi ödemek durumundadırlar. Bu ilkeye göre, piyasada fiyatlar, mal ve hizmetleri kullananların elde ettikleri faydayı ölçüyorsa, vergiler de kamu hizmetlerinden faydalananların elde ettikleri faydayı ölçer. Dolayısıyla vergiler, bireylerin elde ettikleri faydaların karşılığıdır.Vergilemede fayda ilkesi vergi gelirlerini artırma açısından büyük bir çekiciliğe sahiptir. Vergiler ayrı ayrı değil, finanse ettikleri kamu hizmetlerinin miktarı ile ilişkili olarak göz önünde bulundurulur. Vatandaşların vergi ödemelerinin yararlandıkları hizmetlere bağlanması, kamu mallarının sağlanmasında etkinlik şansını artırır (Gökbunar, 1998:12).
Yararlanma ilkesine göre vergileme, devletin ürettiği mal ve hizmetlerin bedelini mümkün olduğu ölçüde bireylerden tahsil etmesini gerektirir (Pehlivan, 2004:162).
Bu yaklaşımdan yararlanarak, bazı kamusal faaliyetlerde fayda esasına göre vergileme yapmak mümkündür. Mesela karayollarından büyük ölçüde fayda sağlayanlar motorlu araçlardır. Dolayısıyla fayda yaklaşımına göre bu yolların maliyetlerinin motorlu araç sahipleri tarafından karşılanması gerekir. Her sürücünün kara yolunu kullanması, tükettiği benzin ile doğru orantılı olduğuna göre benzin üzerinden alınacak bir vergi ile karayolu hizmetinin maliyeti finanse edilebilecektir. Mesela Türkiye’de akaryakıt üzerinden özel tüketim vergisi aracılığı ile büyük ölçüde gelir elde edilmektedir. Türkiye’de belediyelerin tahsil ettiği çevre Temizlik Vergisi hasılatının sadece %20′si Büyükşehir Belediyesine “çöp imha tesisleri”nde kullanılmak üzere aktarılmasına rağmen, bu vergi fayda esasına göre alınan kamu hizmetleri ile ilişkilendirilen tek vergi olarak kabul edilebilir (Batırel, 2007:86).
C- İDARİ VERGİLEME İLKELERİ
İdari amaçlı vergileme ilkeleri, vergi yasalarında yükümlüye sağlanması gerekli kolaylıklar ve vergisinin tahsilini kolaylaştırıcı nitelikteki ilkelerden oluşmaktadır (Gökbunar, 1998:13).
1-Vergilemede Belirlilik İlkesi
“Kesinlik” adı da verilen bu ilkeye göre, her vatandaşın ödemek zorunda olduğu vergi; tutar, çeşit, ödeme zamanı, şekli, vb. bakımından keyfi değil kesin, açık ve belirli olmalıdır (Edizdoğan, 2000:135).
Bu kural ödenecek vergi miktarının, zamanının ve biçiminin kesin ve açık olarak yükümlüce bilinmesi gereğini ortaya koymaktadır. Vergi yasalarında verginin matrahının, tarifesinin, ödeme zamanının ve biçiminin saptanması ile söz konusu kurala uyulmuş olunacaktır (Herekman, 1989:25-26).
Belirlilik (kesinlik) ilkesinin gerçekleşmesi; idari personelin iyi yetişmiş ve ahlaklı kimselerden oluşmasının yanı sıra, vergi sistemi ve münferit vergilerin basit olması, vergi kanunlarında kullanılan dilin açık olması, verginin ödeneceği tarih ve yer ile borcun miktarının herhangi bir yanlış anlamaya neden olmayacak şekilde açık ve kesin olarak bilinmesi, vergi kanun ve nizamları hakkında yeterli açıklamaların yapılması vb. koşullara bağlıdır (Turhan, 1998:207).
2-Vergilemede Tasarruf İlkesi
Vergilemede tasarruf ilkesine göre, verginin devlete olan maliyeti mümkün olabildiğince düşük olmalıdır. Verginin devlete olan maliyeti deyimi ile, sadece verginin tarh ve tahsil giderleri anlaşılmamalı buna vergilerle ilgili uyuşmazlıkların giderleri de eklenmelidir. Hatta, yükümlülerin vergileme dolayısıyla katlandıkları defter tutma, müşavirlik hizmetleri vb. giderlerinin de bu bağlamda ele alınması gerekmektedir (Gökbunar, 1998:14).
3-Vergilemede Kolaylık İlkesi
Vergilemede kolaylık ilkesi diğer vergileme ilkelerini de kapsayan daha geniş ve gerçekten de önemli bir vergileme ilkesidir. Bu ilkeye göre, vergilemede ödeme zamanları, ödeme yeri, ödeme şekli ve ödenecek tutar kesin ve belirli olmalıdır. Ayrıca düzenlemeleri mükellefler tarafından kolayca anlaşılabilecek ve uygulanabilecek biçimde hazırlanmalıdır. Vergilerini ödemede maddi zorluklarla karşılaşan bazı mükelleflerin vergi borçlarının tecili, hatta bazı nedenlerden dolayı vergi borçlarını ödeyemeyecek duruma düşenlerin vergi borçlarının terkin edilmesi de bu ilke gereğidir (Aktan,1990:45).
4-Vergilemede Açıklık İlkesi
Vergi yasaları açık bir dille ve herkesçe anlaşılabilecek bir şekilde düzenlenmelidir. Vergi yasalarını bir yerde diğer yasalardan farklılaştıran nedenlerden biri de genellikle her tür vatandaşın doğumundan ölümüne kadar bu yasalardan bir veya bir kaçının yükümlülüğü altına girmesidir. Onun için, vergi yasalarının sade vatandaşların anlayabileceği bir dille yazılması daha çok önem kazanmaktadır (Herekman, 1989:27).
Vergi yasalarının uygulanmasına yönelik yönetmelik ve genelgelerin kolaylıkla anlaşılabilir açıklıkta olmasını da içeren bu ilke, söz konusu yasaları uygulayıcı kimselerin iyi eğitilmiş, dürüst ve anlayışlı kimselerden oluşması halinde olumlu yönde etkilenecek, mükelleflerin vergi ile ilgili olarak getirilmiş olan düzenlemeleri daha verimli bir şekilde yerine getirebilmeleri açısından yararlı olabilecektir. Amacı belirli ve özel bir çabaya gerek göstermeksizin anlaşılabilir bir vergi; gerek mükelleflerin tepkisini çekmemesi açısından ve gerekse vergi yönetimi ile yargısının işleyişi açısından olumlu etkiler yaratacaktır (Akdoğan, 2007:205).
5- Vergilemede Kanunilik İlkesi
Verginin yasallığı ilkesinin, gerçek anlamda ilk kez ülkemizde 1924 Anayasasında yer aldığını söyleyebiliriz. Bunu takip eden 1961 ve 1982 Anayasalarında değişikliklerle de olsa bu ilkeye yer verildiği görülmektedir (Ceyhan, 2003)
Günümüzde, verginin hangi hallerde doğduğu, kimlerin vergi mükellefi(yükümlüsü) olduğu, tutarı ve nasıl hesaplanıp alınacağı (tahakkuk ve tahsili) konuları Modern Sosyal Hukuk Devletinde, bir yandan devletin egemenliğine bağlı kişilerin ve öte yandan vergi dairelerinin, uymak zorunluluğunda bulundukları kanunlarla düzenlenmiştir. Vergi kanunla konulur ve alınır (Aksoy, 1990:6)
Verginin kanuniliği ilkesinden uzaklaşıldığı ya da söz konusu ilkenin ihmal edildiği her uygulama, sorun yaratıcı nitelik taşır. Söz konusu ilkeyi; yalnızca, “vergi için kanun çıkartmak gerekir” şeklinde, yani dar anlamda değil, “verginin kanunla konulması” ve “vergiye vücut veren temel unsurların kanunda yer alması” gerektiği şekilde anlamak ve uygulamak gerekmektedir (Akdoğan, 2007:201-202).
6- Vergilemede İstikrarlılık İlkesi
Vergide istikrar ilkesi; vergi ile ilgili olarak vergilendirme tekniği konusunda yapılan düzenlemelerin sık sık değiştirilmemesini, düzenli olmasını ifade etmektedir (Akdoğan, 2007:207).
Vergilemede istikrarlılık ilkesine göre, vergi kanunlarının tarh ve tahsil işlemlerini ilgilendiren hükümleri ile vergi nispetleri mümkün olduğu ölçüde az değiştirilmelidir (Gökbunar, 1998:15).
Mükellefler ve vergi uygulayıcıları vergi kanunlarının hükümlerine genellikle belli bir zaman süreci içinde uyum sağlayabildiklerinden vergi düzenlemelerindeki istikrarsızlıklar vergiye uyum maliyetini artırmaktadır. Ayrıca vergilerde gerçekleştirilen sık değişmeler mükellefler açısından olduğu kadar maliye idaresini de yeni bir uygulama ile karşı karşıya bırakmaktadır. Vergilemede sürekli yeni uygulamaların getirilmesi vergi idaresinde bıkkınlığa yol açabileceği gibi vergi idaresinin mükelleflerin sorunlarını çözmede bazı sıkıntılara düşmesine de yol açabilecektir. Vergi kanunlarında yapılan değişiklikler az veya çok mali ve finansal planlar üzerinde sapmalar meydana getirmekte, bireyler yatırımlarını planlandığı şekilde uygulamaya aktaramayabilmektedirler (Gökbunar, 1998:15-16).
Vergi kanunlarının ilgililerce izlenebilecek ve gereği yerine getirilebilecek şekilde uygulanması zorunludur. Ayakkabının ayağı rahatsız etmeyeceği, ayağın alışkanlık kazanması nedeniyle herhangi bir sorun yaratmayacağı düşüncesinden hareketle, vergilerin de aynı kalmasının, değiştirilmemesinin daha doğru olacağı ileri sürülmüştür. Ancak; artık giyilemez hale gelmiş bir ayakkabı, ayakkabı olma özelliğini kaybeder ve giyeni rahatsız etmeye başlar. Durum vergi açısından düşünüldüğü takdirde; uygulanamaz, işlemez hale gelmiş hükümlerin gerekirse tüm düzenlemenin revizyona tabi tutulması olağan görülmelidir. Bu düzenlemeler sırasında acele etmeden, planlı ve programlı çalışmak, yapılan yasal düzenlemelerin sık sık değiştirilmesini engelleyebilecektir (Akdoğan, 2007:208).

7-Vergi Tedbirlerinin Tutarlılığı ve Sistematik Bütünlüğü İlkesi
Vergi sistemlerindeki tutarsızlıklar, sistemin rasyonalitesini ve hakkaniyete uygun oluşunu tehlikeye düşürebilmektedir. Vergi sistematiği, bir verginin konulması
sırasında vergi konusunda mevcut hükümlerin birbirleriyle uyum halinde bulunmasını, kanun maddeleri arasında çelişkilerin bulunmamasını ifade eder (Tekir,1987:57).
8-Vergi Tedbirlerinin Uygulanabilirliği İlkesi
Bu ilkeye göre, vergi sistemi bir bütünlük içinde şekillendirilmeli, alınan vergi tedbirleri ve bunların amaçları normal bir vatandaşın anlayışına ve politik eğilimlerine, aynı zamanda verginin uygulanmasında tarh, tahsil ve kontrol görevini yapacak kurumların kapasitelerine uygun olmalıdır (Gökbunar, 1998:16).
ÖZET
İngiliz kralı, Kral I. John tarafından 1215 Haziran’ında imzalanan Magna Carta Libertatum (Büyük Özgürlük Fermanı) 63 maddelik bir fermanın bir maddesi Vergilemede Kanunilik İlkesinin kabul edildiği bilinen ilk yazılı belgedir.
İbni Haldun; 14. Yüzyılda yazmış olduğu Mukaddime adlı eserinde vergilemenin dürüstlük, adalet, eşitlik, genellik ve ödeme gücü ilkelerini ortaya atmıştır.
Adam Smith’in 1776 yılında yayımlanan The Wealth of Nations (Milletlerin Zenginliği) kitabında yer alan vergileme ilkeleri, bütün maliye otoriteleri tarafından beğenilen ve güncelliğini koruyan ilkelerdir. Bu ilkelerden en önemlileri adalet, belirlilik, uygunluk ve vergide verimlilik ilkeleridir.
A.Smith’in ileri sürdüğü ilkelerden kısmen yararlanan Alman maliyecisi Wagner, bu ilkeleri tamamlamaya ve sistematik şekilde derlemeye çalışmıştır. Wagner vergileme ilkelerini dört grupta toplamıştır. Wagner’in getirdiği en büyük yenilik vergileme ilkelerini sistematik şekilde derlemek olmuştur.
Sonraki dönemlerde de, vergileme ilkelerine ilgi artmış, günümüzde de vergi ile ilgilenen her maliyeci vergileme ilkelerini konusuyla ilgilenmiştir.
İksidadi Vergileme İlkeleri, tarafsızlık ve iktisadi etkinlik; Sosyal Vergileme İlkeleri, genellik, eşitlik, adalet, ödeme gücü ve fayda; İdari Vergileme İlkeleri ise; tasarruf, kolaylık, açıklık, kanunilik, istikrarlılık, uygulanabilirlik, vergi tedbirlerinin tutarlılığı ve sistematik bütünlüğü ilkesi şeklinde sınıflandırılabilir.
SONUÇ
Vergileme ilkeleri; zamana ve toplumdan topluma göre farklı olarak yorumlamakla birlikte, olması gereken vergi sisteminin prensiplerini içermesi nedeniyle sürekli olarak önemini koruyan bir konudur.
Bir vergi sisteminin analiz edilmesinde, aksayan yönlerinin tespitinde ve vergi mevzuatının yenileme çalışmaları sırasında, öncelikle vergileme ilkelerinin bilinmesi ve ilkeler doğrultusunda değerlendirmelerin yapılması sağlıklı kararlar vermek açısından çok önemlidir.

YARARLANILAN KAYNAKLAR
AKDOĞAN, Abdurrahman (2007); Kamu Maliyesi, 12. Baskı, Ankara : Gazi Kitabevi
AKSOY, Şerafettin (1990); Vergi Yargısı ve Türk Vergi Yargısı Sistemi, Ankara : Filiz Kitabevi
AKTAN, Coşkun (1990), “Vergilerin Tahsilinde Temel İlkeler” Maliye Yazıları Dergisi, Sayı:24.
AKTAN, Coşkun (2002); Gelir Dağılımında Adaletin Sağlanması ve Yoksulluk Sorununun Ortadan Kaldırılması İçin Vergi Sistemi Nasıl dizayn edilmeli?, Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002.
BATIREL, Ömer Faruk (2007); Kamu Maliyesi ve Yönetimi, İstanbul Ticaret Üniversitesi Yayınları, No:24, İstanbul:2007, Sena Ofset
BİYAN, Özgür (2004); Vergilemenin Nihai Niteliğinden Sapmasının Siyasal, Ekonomik Ve Sosyal Nedenleri, Bilanço, Bursa SMMMO, Sayı:57, Mart 2004, s.18-23
CANDAN, Nesrin (2007); İbni Haldun’un Gözüyle Kamu Maliyesi Yaklaşımı, Celal Bayar Üniversitesi İİBF Yönetim ve Ekonomi Dergisi, Yıl:2007, Cilt:14 Sayı:2 Sayfa:235-245
CEYHAN, Murat (2003); Verginin Yasallığı İlkesi, 19 Ekim 2003, www.alomaliye.com
DEMİRCAN, Esra SİVEREKLİ (2003); Vergilendirmenin Ekonomik Büyüme ve
Kalkınmaya Etkisi, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı: 21, Temmuz-Aralık 2003, Sayfa 97-116.
DOĞRUSÖZ, Bumin (2005); Vergilemede İlkeler, 02.06.2005, Dünya Gazetesi
DÜZGÜN, Özden (2006); Vergilendirmede Adalet-Eşitlik İlkeleri ve İlintili Kavramlar, 10.08.2006, http://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/ozden/003/
EDİZDOĞAN, Nihat (2000); Kamu Maliyesi (Kamu Gelirleri ve Vergi Teorisi), Bursa : Ekin Kitabevi
FALAY, Nihat (1987); İbni Haldun’un İktisadi Görüşleri, İstanbul:İÜ, İktisat
Fakültesi, Maliye Enstitüsü Yayın No: 2420/409/58.
GÖKBUNAR, Ali Rıza (1998); Vergileme İlkeleri ve Küreselleşme, Celal Bayar Üniversitesi İİBF Yönetim ve Ekonomi Dergisi, Yıl:1998, S:4
GÖKBUNAR, Ramazan – KÖMÜRCÜLER, Emin – YALÇIN, A.Zafer; Mali Sosyolojide İbn-i Haldun’un Yeri, Türk İdare Dergisi, Sayfa 207-221
HALDUN, İbni (1989); Mukaddime 2, Çeviren DURSUN Turan, Ankara : Şahin Matbaası
İRTENK, Saffet R. (1968); Maliye, Gözden Geçirilmiş 3.Baskı, İzmir : Ege Üniversitesi Matbaası
ORHANER, Emine (2000); Kamu Maliyesi, 3. Baskı, Ankara : Gazi Kitabevi
PEHLİVAN, Osman (2004); Kamu Maliyesi, Trabzon : Derya Kitabevi
SAĞBAŞ, İsa (2008); Vergi Teorisi, Ankara : Ece Matbaası
TEKİN, Fazıl(1978); Artan Oranlılık ve Türk Gelir Vergi Sistemindeki Uygulaması,
Eskişehir: İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Yayınları No:192/122.
TEKİR, Sabri (1987); Vergi Teorisi, İzmir: Güçbirliği Yayıncılık.
TURHAN, Salih (1998); Vergi Teorisi ve Politikası, İstanbul : Filiz Kitabevi
TÜRK, İsmail (1994), Maliye Politikası, Gözden Geçirilmiş 10. Baskı, Ankara : Turhan Kitabevi

http://www.darulkitap.com/muhtelif/sosyalbilimler/m/002.htm

http://tr.wikipedia.org/wiki/Magna_Carta

http://www.malihaber.com/modules.php?name=Encyclopedia&op=list_content&eid=1 , Vergileme İlkeleri
www.ekodialog.com ,Vergileme İlkeleri

Yazar Hakkında

Abdullah SAVAŞ Eskişehir Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezi Müdürü Afyon Kocatepe Üniversitesi S.B.E. Maliye Tezli Yüksek Lisans Öğrencisi 1973 Kastamonu Devrekani doğumlu.

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - Nisan 1, 2010 at 12:20 pm

Categories: Finans, Vergi   Tags: ,

VERGİ DIŞI PİYASA EKONOMİSİ KAPSAMI, ETKİLERİ VE ÖNERİLER

VERGİ DIŞI PİYASA EKONOMİSİ
KAPSAMI, ETKİLERİ VE ÖNERİLER

Hazırlayan
Abdullah SAVAŞ
Eskişehir Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezi Müdürü
Afyon Kocatepe Üniversitesi, S.B.E., Maliye Anabilim Dalı
www.muhasebenet.net

ESKİŞEHİR – 2009

VERGİ DIŞI PİYASA EKONOMİSİ
GİRİŞ
İnsanların bir arada yaşama zorunluluğu, bu zorunluluktan kaynaklanan ortak ihtiyaçların devlet tarafından karşılanması gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Devlet ise; günümüzde hem miktar hem de çeşitlilik olarak artan bu harcamaları karşılayabilmek için kaynağa ihtiyaç duymaktadır.
Devletin harcamalarını gerçekleştirebilmek için başvurabileceği en önemli gelir kaynağı vergilerdir. Bu nedenle iyi bir vergi sistemi devletler için hayati öneme sahip bir konudur. Ancak, yapılan araştırmalar özellikle gelişmiş ülkeler dışındaki ülkelerde vergilendirilmesi gereken bazı unsurların vergilendirilemediğini ortaya koymaktadır.
Vergi dışı piyasa ekonomisi; devletin gelir kaybına, istatistiksel rakamların gerçeği yansıtamaması dolayısıyla hedeflenen politikaların hatalı belirlenmesine v.b. birçok olumsuzluğa neden olmaktadır.
Bu çalışmamızda “Vergi Dışı Piyasa Ekonomisi”nin tanımı, kapsamı, etkileri, ülkemizde “Kayıt Dışı Piyasa Ekonomisi”nin boyutu, OECD ülkeleri ile karşılaştırma konuları irdelenecek ve sonuç kısmında “Vergi Dışı Piyasa Ekonomisi”ni azaltmak için öneriler yapılacaktır.
VERGİ DIŞI PİYASA EKONOMİSİNİN TANIMI VE KAPSAMI
Her ne kadar, kayıt dışı ekonominin 1970′lerin sonunda yayınlanan ve yayınlandığında önemli etkiler bırakan birkaç makale ile hızla gündeme geldiği söylense de, konuya ilişkin ilk ekonomik araştırmalar 1940′lı yılların başlarına rastlar. Ancak asıl bilimsel ilgiyi Gutmann’ın 1977′de yayınlanan makalesi ile çekmeye başlamıştır. Bu nedenle 1980’lere kadar kayıt dışı ekonomi uluslararası bir olgu olarak kabul edilmemiştir. Kayıt dışı ekonomiye ilişkin ilk uluslar arası konferans 1983′te Almanya’nın Bielefeld eyaletinde yapılmıştır. Tanımsal sorunlar hakkında genel ilkelere varmak, konferansın temel amaçlarından biri olmasına rağmen katılımcılar bir konsensüse varamamışlar ve çok farklı tanımlamalar kullanılmıştır (Prokhorov, 2001a:7; Çetintaş ve Vergil, 2003’ten alıntı).
Piyasa ekonomisinde verginin konusunu oluşturan iktisadi faaliyetlerden ve işlemlerden  devletin her zaman vergi alabilmesi mümkün olamamaktadır. Kimi zaman, vergiye tabi iktisadi faaliyetlerden elde edilen gelir, vergi idaresinin tamamen bilgisi dışında kalmakta, bazen de elde edilen gelirin sadece beyan edilen bir kısmı vergilendirilebilmektedir. Aynı şekilde verginin konusunu oluşturan servetten (taşınır ve taşınmaz mülkiyet vs.), bu servetin kiraya verilmesi dolayısıyla elde edilen gelirden (irat), servetin karşılıklı ya da karşılıksız transferinden  ya da servetin belirli bir zaman diliminde değer kazanmasından elde edilen kazançtan  her zaman tam ve eksiksiz vergi alındığı söylenemez. Bunun yanı sıra, piyasa ekonomisinde mal ve hizmetlerin üretimi, satışı ve tüketimi de verginin konusunu oluşturabilir ve bu işlemler tam ve doğru bir şekilde vergilendirilmeyebilir. İşte “Vergi Dışı Piyasa Ekonomisi”, tüm bu belirtilen ve verginin konusunu oluşturan, fakat  çeşitli nedenlerle vergilendirilemeyen işlem ve faaliyetleri  ifade eden bir kavramdır (Aktan, 2006:189).
Konu ile ilgili literatüre bakıldığında bizim “vergi dışı piyasa ekonomisi” olarak adlandırdığımız konunun çok farklı şekillerde adlandırıldığını görmekteyiz. Literatürde çoğu zaman birbirleriyle  eş anlamda kullanılan çok sayıda kavram bulunmaktadır: (Bkz: Danesh,1991; Portes et.all. 1989; Roemer and Jones, 1991; Greenfiled,1993; Lippard and Walker,1997; Aktan, 2000’den alıntı).
1.Yer altı ekonomisi (underground economy),
2.Gizli ekonomi (hidden economy),
3.Kayıt dışı ekonomi (unrecorded economy),
4.Vergilendirilemeyen ekonomi (untaxed economy),
5.Kara ekonomi (black economy),
6.Gayri-resmi ekonomi (unofficial economy),
7.Görünmeyen ekonomi (invisible economy),
8.Gözlenemeyen ekonomi (unobserved economy),
9.Gölge ekonomi (shadow economy),
10.İllegal ekonomi (illegal economy),
11.Düzensiz ekonomi (irregular economy),
12.Saklı ekonomi (subterranean economy),
13.Enformel ekonomi (informal economy),
14.Alaca karanlık ekonomi (twilight economy) ,
15.Örtülü ekonomi (submerged economy),
16.İkinci ekonomi (second economy) vesaire.
2.1Tanımı
Kayıt dışı ekonomi iki açıdan büyük bir öneme sahiptir. Bir defa, toplam ekonominin bir bölümü resmi kayıtlara girmediği sürece, ekonominin gerçek boyutunu ve ekonomik büyüklüklerin göreli ağırlığını saptamak olası değildir. Örneğin, kayıt dışı ekonominin gerçek boyutu bilinmeden işsizlik oranı, kamu kesiminin büyüklüğü gibi oranların doğru olarak saptanması olası değildir. Buna bağlı olarak, ekonomik sorunlara doğru tanı koymak ve geliştirilen politikaların uygulanışında da etkinliğin sağlanması olası değildir. Kayıt dışı ekonominin varlığı mali açıdan da önemlidir. Zira, kayıt dışı kesim, aynı zamanda vergi-dışıdır da. Başka bir ifade ile, kayıt dışı ekonominin varlığı, kamu kesimi açısından, aynı boyutta olmamakla beraber, vergi kaybı anlamına da gelmektedir (Önder: 2000:1).

Kayıt dışı ekonomi, “sosyal boyutları ve sınırları, tartışmalara son verecek mükemmel bir tanımla kavranması mümkün olmayan, ancak tecrübe ile bilinen bir olgudur. Onu bir obje olarak değil, bir süreç olarak algılamak gerekir. Kayıt dışı ekonomi başlı başına bir şey değil, benzer faaliyetlerin bir yasal ve sosyal çevrede düzenlenmesine rağmen, toplumun kurumları tarafından düzenlenmemesi temel özelliği ile karakterize edilen gelir yaratıcı bir süreçtir” (Castells and Portes,1989:11-12; Işık ve Acar, 2003’ten alıntı).
Bu bölümde “Kayıt Dışı Piyasa Ekonomisi” ile ilgili birkaç tanım verildikten sonra, “Vergi Dışı Piyasa Ekonomisi” tanımlanacaktır.
Prof. Dr. Osman ALTUĞ, Kayıt Dışı Ekonomi adlı kitabında şu tanımı yapmaktadır: “Kayıt dışı ekonomi” ya hiç belgeye bağlanmayarak ya da içeriği gerçeği yansıtmayan belgelerle, gerçekleştirilen ekonomik olayın devletten, alacaklılardan, kazanca katılan işçilerden vb, tamamen ya da kısmen gizlenerek, kayıtlı (resmi) ekonominin dışına taşınmasıdır (Altuğ, 1994:5; Aktan, 2006’dan alıntı).
Prof. Dr. Güneri AKALIN’a göre; kayıt dışı ekonomi makro ekonomik bir kavram olup; devletin piyasa ekonomisine aşırı müdahalesi ve özellikle kayıt dışı vergilere başvurması sonucunda ekonomide yaratılan reel milli gelirin, siyasal iktidarın da izniyle, milli gelir hesaplarında muhasebeleştirilemeyen yani görülemeyen kısmıdır (Akalın, 1996:27; Aktan, 2006’dan alıntı).
Selami ŞENGÜL, Bir Hurafe: Kayıt Dışı Ekonomi başlığını taşıyan kitabında “Kayıt dışı, ekonomi kara para ekonomisi ile vergi dışı bırakılmış ekonominin toplamından oluşmaktadır. Kara para ekonomisi, uyuşturucu ticareti, örgütlü suçlar ve terörizm vasıtası ile yapı­lan faaliyetler ve kazançları içermektedir. Belirtilen bu faaliyetler yasa dışıdır. Vergi dışı bırakılmış ekonomi, yasal olan faaliyetlerden, vergi kanunları veya mükellef iradesi ile vergilenmemiş faali­yet ve kazançları içermektedir. Kayıt dışı ekonomi, yasa dışı ve yasal, fakat vergilenmemiş iktisadi faaliyetlerin tümüne verilen adı ifade etmektedir”(Şengül, 1997:225; Aktan, 2006’dan alıntı).
“Suç teşkil etsin veya etmesin, belgeye hiç bağlanmamış veya içeriği kısmen veya tamamen gerçeği yansıtmayan yanıltıcı belgelerle gerçekleştirilen ve bilinen istatistiki yöntemlere göre tahmin de edilemediği için GSMH hesaplarına dahil edilemeyen devletin bilgisi ve kayıtları dışında yürütülen gelir yaratıcı ekonomik faaliyetlerin tümü” şeklindeki bir tanımlamanın kayıt dışı ekonominin oldukça kapsamlı ve uygun bir tarifi olduğu ifade edilebilir (Çiloğlu, 1998:67; Kıldiş, 2000:1 ;DPT,2001:1; Özdemir, 2005’ten alıntı).
Maliye Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı, 2008-2010 yıllarını kapsayan “Kayıt dışı Ekonomi ile Mücadele Stratejisi Eylem Planı”nda ise; “Kayıt dışı ekonomi, devletten gizlenen, kayda geçirilmeyen/geçirilemeyen ve bu sebeple denetlenemeyen faaliyetler olarak tanımlanabilir” ifadesi mevcuttur (GİB, 2008:3).
“Vergi dışı piyasa ekonomisi” ise kayıt dışı ekonomiyi de kapsayan daha geniş bir kavramdır. Prof. Dr. Coşkun Can AKTAN’a göre “vergi dışı piyasa ekonomisi” kavramı, hem kayıtlı ve hem de kayıt dışı ekonomide vergi dışı kalan ekonomik faaliyetleri ve bu faaliyetler dolayısıyla devletin uğramış olduğu vergi kaybını ifade etmektedir. (Aktan, 2006:195).
2.2Kapsamı
Aşağıda vergi dışı piyasa ekonomisinin kapsamını gösteren Şekil- 1’den anlaşılacağı üzere ulusal ekonomi, piyasa ekonomisi ve kamu ekonomisi olmak üzere iki kesimden oluşmaktadır. Piyasa ekonomisi, özel kesim iktisadi faaliyetlerinin yer aldığı yapıdır.  Özel kesim iktisadi faaliyetleri sonucunda üretilen ya da yapılan mal ve hizmetler iki kategoride yer alır ve bunlardan bir kısmı milli gelir hesaplarına dahil edilebilirken, bir kısmı dahil edilemez.  Milli gelir hesaplarına dahil edil(e)meyenler,  “yasal olmayan ekonomik faaliyetler”dir. Uyuşturucu ticareti vs. faaliyetler  ve işlemler bu konuda örnek gösterilebilir. “Yasal ekonomik faaliyetler”  ise genel olarak milli gelir hesaplarına dahil edilirler. Ancak bir kısım yasal ekonomik faaliyetlerin (öz tüketime yönelik mal ve hizmet üretimi, evlerde yapılan bazı ticari işler vs.)  tespiti son derece güç olduğundan milli gelir hesaplarına dahil edilmezler. Milli gelir hesaplarına dahil edilen yasal ekonomik faaliyetler “Kayıtlı Ekonomi”; milli gelir hesaplarına dahil edilemeyen yasal ve yasal olmayan ekonomik faaliyetler ise “Kayıt Dışı Ekonomi” olarak adlandırılabilir. Kayıt Dışı Ekonomi  ise “Saklı Ekonomi” ve “Gizli Ekonomi” (Kara Ekonomi) olmak üzere iki alandan oluşur.  Saklı ekonomi, milli gelir hesaplarına dahil edilemeyen yasal ekonomik faaliyetlerin yürütüldüğü alandır. Bu alandaki faaliyetlerin “gizli” değil, fakat “saklı” olduğu söylenebilir. Örneğin, öz tüketime yönelik olarak yürütülen faaliyetler bu türdendir. Bunun dışında, gizli ekonomi (ya da  kara ekonomi), yasal olmayan ekonomik faaliyetlerin yürütüldüğü alandır. Bu alanı “illegal ekonomi” olarak da adlandırmak mümkündür (Aktan, 2006:193)

Kaynak : Aktan, 2006:192

Şekil 2. Kayıt Dışı Ekonomi

Vergi dışı piyasa ekonominin kapsamı içerisinde vergiden kaçınma ve vergi kaçakçılığı kavramlarının da açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
2.2.1 Vergiden Kaçınma
Vergiden kaçınma, vergiyi doğuran olaya neden olunmaması suretiyle vergi yükünün dışında kalma çabalarını ifade etmektedir. Vergi kanunları; vergi borcunun doğumunu kural olarak vergiyi doğuran olaya bağladıklarından, mükelleflerin bu olaylara neden olmamaları ya da kendileri için hukuki bir durumun gerçekleşmesine yol açmamaları halinde, kendileri için vergi borcu ortaya çıkmayacaktır. Mükelleflerin; vergi kapsamı dışındaki kaynaklardan kazanç veya irat elde etmeye çalışması veya vergi dışı servet unsurlarını edinmeye çaba göstermesi vergiden kaçınmaya yol açar. Yapılan açıklamalarda açıkça gözleneceği üzere, vergiden kaçınmanın kanunlara aykırı herhangi bir yanı yoktur. Bu amaçla mükellef, çeşitli vergi uygulamalarının kendisine olabilecek etkilerini asgariye indirebilmek amacıyla profesyonel danışmanlardan, uzmanlardan, vergi planlayıcıları ve muhasebecilerden yararlanabilir.Yasa boşluklarının bulunması ve değerlendirilmesi açısından mükellefler ve mali danışmanların girişimleri yanında, bu boşlukları kapatabilmek ve gerekli yasal düzenlemelere olanak hazırlamak için gelir kuruluşunun çabaları vardır. Bu yöndeki uygulamalar, vergi mevzuatının karmaşık ve içinden çıkılmaz hale gelmesinde büyük rol oynamaktadır(Rayner; Akdoğan 2007:165-166’dan alıntı).Böylece mükellef, boşluklardan yararlanmak ve vergiyi doğuran olaya neden olmamak suretiyle, kendisi için vergi borcunun doğmasını engellemiş olmaktadır. Özellikle yüksek marjinal vergi oranlarının geçerli olduğu vergi uygulamaları vergiden kaçınmayı özendirir. Bu durum, sahip olunan kıt kaynakların kullanımı ve değerlendirilmesi bakımından olumsuz sonuçlarla karşılaşılmasına yol açabilir. Vergi dışı alanların araştırılması çabaları ve bu konularda vergi danışmanlarından yararlanma konusundaki girişimler, hem para hem de zaman kaybı dolayısıyla maliyet yaratırlar. Vergiden kaçınma; vergilerin olumsuz özendirme yaratması dolayısıyla ortaya çıkan bir uygulamadır. Sağlanmış olan vergiden kaçınma olanakları nedeniyle, vergi oranlarındaki herhangi bir artış vergiden kaçınmayı artırabilir. Tersine, vergiden kaçınma için boşluklar kapatılmış ise yüksek vergi oranları, çalışma gücünün azaltılması sonucunu yaratabilir (Sandford, 1978:114; Brownlee – Allen 1960:261; Akdoğan 2007:166’dan alıntı). Bireysel olarak ve sosyal açıdan refah kaybına neden olan bu etki, uygulamaya konulmuş olan verginin de fonksiyon görmemesine yol açar (Akdoğan, 1999:98).
2.2.2 Vergi Kaçakçılığı
Vergi konusuyla şu veya bu şekilde ilgilenmeyen kimseler açısından dış görünüşü itibarıyla; vergiden kaçınma ile vergi kaçakçılığı arasında pek fark gözükmemekle birlikte, dikkati çeken husus yasalara aykırılık yönünden ortaya çıkar (Shenfield, 1968:7; Akdoğan 2007:166’dan alıntı). Her ikisi de amaçlanan vergi hasılatının yeterince sağlanamaması sonucunu yaratmakla birlikte, vergi kaçakçılığı yasalara aykırı nitelik taşır ve vergi suçu oluşturur. Mükellefler, vergi ödememek için bir taraftan yasal yollardan giderek vergi kanunlarındaki açık kapılardan, boşluklardan yararlanırken, diğer taraftan da yasalara aykırı yollara başvurmak suretiyle vergi kaçırmaya çalışabilmektedirler (Arsan, 1968:127; Akdoğan 2007:167’den alıntı). Vergi borcu doğmuş olmasına rağmen, vergi kanunlarına aykırı düşen hareketlerle, verginin hiç ödenmemesi veya kısmen ödenmesi olarak tanımlanabilen vergi kaçakçılığı; marjinal vergi oranlarının yüksekliği, idari etkinliğin düzeyi, mükelleflerin vergi bilinci ve eğitim düzeyleri vb. faktörlerin etkisi altında ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, vergi mükellefinin; vergiyi gayri adil, kötü bir düzenleme ve uygulama olarak karşılamamasının, vergi karşısındaki davranışı açısından büyük bir önemi vardır(Sandford, 1978:115; Akdoğan 2007:167’den alıntı). Devlet, vergi uygulaması ile fonksiyonel maliye anlayışının bir sonucu olarak; klasik görevleri gerçekleştirmek yanında sosyo-ekonomik nitelikteki çeşitli fonksiyonları da gerçekleştirmeyi amaçlar. Yasa koyucunun öngördüğü bir şekilde vergi uygulamasının gerçekleştirilememesi, amaçlardan önemli sapmalara neden olur. Bir taraftan vergi adaleti gerçekleştirilemezken, diğer taraftan yeteri ölçüde hasılat sağlanamamasına yol açılmış olunur. Bu durum, yeni gelir yaratıcı vergi uygulamalarına (mevcut vergilerin oranlarını artırmak veya yeni vergiler koymak gibi) başvurmak sonucunu yarattığı takdirde, yükümlülüklerini yasalara uygun bir şekilde yerine getiren mükelleflerin dolaylı bir şekilde cezalandırılması gibi bir etki yaratılmış olacaktır (Akdoğan, 2007:167).
Özet olarak; vergi kaçırmak, mükellefin vergi yükünü yasa dışı yollarla azaltmasıyken, vergiden kaçınmak mükellefin vergi yükünü yasal yollarla düşürmesidir (Sağbaş, 2008:78).
VERGİ DIŞI PİYASA EKONOMİSİNİN ETKİLERİ
3.1 Vergi Dışı Piyasa Ekonomisinin Olumlu Etkileri
Vergi dışılık nedeniyle ödenmeyen vergiler piyasanın içerisinde kalacaktır. Bazı yazarlar tarafından piyasada kalan bu paranın yeni yatırımlara kaynak teşkil edebileceğini ifade etmektedirler. Bu fonlar yatırımlara yönelmesi durumunda bir taraftan ekonomideki istihdam düzeyi üzerinde olumlu etkiler yapabilecek, diğer taraftan ise üretim artışı nedeniyle ekonomide canlanma ve büyüme sonucu doğurabilecektir.
Kısaca, kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin olumlu etkileri; üretime, istihdama, yatırıma kaynak teşkil etmesi, herkese istihdam olanağı sağlaması ve ekonomiye canlılık getirmesidir (Sarılı,2002:44).
3.2 Vergi Dışı Piyasa Ekonomisinin Olumsuz Etkileri
Kayıt dışı ekonominin en önemli olumsuzluğu, devletin saygınlığına gölge düşürmesidir. Devletin, vatandaşlarının refahını yükseltmeye ve onları korumaya yönelik uygulamaya koyduğu kurallar ihlal edilmekte ve/veya yok sayılmaktadır. Bu durum, toplumsal huzurun sağlanması karşısında önemli bir tehlikedir (Algan, 2004:2).
Diğer yandan daha öncede ifade etiğimiz gibi, toplam ekonominin bir bölümü resmi kayıtlara girmediği sürece, ekonominin gerçek boyutunu ve ekonomik büyüklüklerin göreli ağırlığını belirlemek olası değildir.
Vergi dışı piyasa ekonomisinin genel ekonomi üzerindeki etkilerini şu şekilde özetleyebilir. Vergi dışı piyasa ekonomisinin devlet açısından sonucu “vergi kaybı”dır. Vergi kaybı ise devlet gelirlerinin azalması anla­mına gelir. Devletin vergi gelirlerinin azalması ise sürekli artış eğiliminde olan kamu harcamalarının finansmanı sorununu gündeme getirir. Vergi gelirleri, kamu harcamalarını karşılamakta yetersiz kalınca bütçe açıkları sorunu gündeme gelir. Bütçe açıklarının finansmanı ise ya mevcut vergi oranlarının artırılması ya da yeni ve/veya ek vergi ve benzeri mali yüküm­lülükler getirilmesi sonucunu doğurur. Vergileme sınırına yaklaşılmışsa ya da ülkede genel ya da yerel seçimlerin yapılacağı takvim yakınsa o zaman, siyasal iktidarlar vergi-dışı finansman kaynaklarına başvurmayı yeğlerler. Kamu harcamaları vergi dışında, ya borçlanma, ya da para basma ile finan­se edilir (Aktan, 2006:204).

Kamu harcamalarının yeni vergiler konulması ya da vergi oranlarının artırılması yoluyla finansmanı sonucunda;
Bireylerin ilave ödedikleri vergi nedeniyle tüketimlerini azaltması, tasarrufların azalması sonucu yatırımların azalması ve bireylerin çalışma isteğinde azalmaya bağlı olarak toplam işgücündeki azalma sonucunda ekonomik büyüme yavaşlar,
Ek vergi maliyeti dolayısıyla işletmelerin mal ve hizmetlerinin fiyatlarında yapacakları artışlarla fiyat istikrarı bozulur,
Vergi yükünün artması işletmeler için ek bir maliyet getireceğinden uluslararası rekabet gücü azalır.
Ağır vergi yükü vergi dışı piyasa ekonomisinin nedenlerinden birisi olduğundan, vergi dışılığın daha da artmasına neden olabilir.
Kamu harcamalarının vergi dışında, borçlanma ve/veya para basma yoluyla finansmanı durumunda ise;
Dış borçlanma, ödenen faiz dolayısıyla ülkenin döviz kaynaklarının dışarıya aktarılmasına neden olur ve bu da netice olarak ülkenin ekonomik refah düzeyini olumsuz etkiler,
İç borçlanma, ülke içinde faiz oranlarını yükselterek özel sektördeki bazı kaynakların verimli yatırım alanlarından kamu sektörüne kaydırabilir (dışlanma etkisi),
Para basma ise, bireylerin taleplerini arttırarak, toplam talep artışı yoluyla enflasyon artışına neden olabilir.

Şekil 3. Vergi Dışı Piyasa Ekonomisinin Genel Ekonomi Üzerindeki Etkileri

Kaynak : Aktan, 2006:206
VERGİ DIŞI PİYASA EKONOMİSİNİN ÖLÇÜLMESİ
Vergi dışı piyasa ekonomisinin ölçülmesinin amacı, yasal ya da yasal olmayan faaliyetler dolayı­sıyla devletin uğradığı “vergi kaybı”nı tespit etmektir.
4.1 Kayıt Dışı Ekonominin Hesaplanma Yöntemleri
Kayıt Dışı Ekonominin hesaplanması için kullanılan birçok yöntem bulunmaktadır. Prof. Dr. Coşkun Can AKTAN hocamız, bu yöntemleri oluşturduğu tablo yardımıyla Tablo 1.’de gösterildiği gibi anlatmaktadır (Aktan, 2006:209).
Tablo 1. Kayıt Dışı Ekonominin Hesaplanması Yöntemleri
1 ANKET YÖNTEMİ
Bu yöntemde kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin boyutları vergi mükellefleri, işveren ve işçiler ile yapılan anketlere göre tahmin edilmektedir. Ekonomide vergi kaçakçılığı, kaçak işçi sayısı, kara para faaliyetleri vs. konularında anketler düzenlenmekte ve bu şekilde kayıt dışı ekonominin boyutu tespit edilmeye çalışılmaktadır.
2 VERGİ İNCELEMESİ YÖNTEMİ
Bu yöntemde kayıt dışı ekonominin bir yönünü oluşturan “vergi dışı piyasa ekonomisi” vergi denetim elemanlarının yaptıkları vergi incelemelerine göre tespit edilmektedir.
3 GSYİH (veya GSMH) HESAPLAMA YÖNTEMLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI YÖNTEMİ
Bu yöntemde üretim, harcama ve gelir yöntemleri ile hesaplanan milli gelir rakamları birbiriyle karşılaştırılmakta ve bu sonuçlardan hareketle kayıt dışı ekonominin boyutları tahmin edilmektedir. Farklı yöntemler ile yapılan hesaplama sonuçlarının normalde birbirine eşit olması gerekir. Eğer bulunan sonuçlar arasında fark var ise bu kayıt dışı ekonomi olarak yorumlanır.
4 İŞGÜCÜ PİYASASININ ANALİZ EDİLMESİ YÖNTEMİ
Bu yöntemde resmi istatistiklerdeki işgücü arzı tanımı (15 -16 yaş arası çalışanların sayısı) ile gerçekte işgücü piyasasındaki çalışanların sayısı karşılaştırılarak ekonomide kayıt dışı çalışan işçi sayısı, bunların ekonomiye katkıları, ödenmeyen sigorta primleri, vergiler vs. göstergeler tahmin edilmeye çalışılır.
5 PARASAL YÖNTEM
Bu yöntemde bazı parasal göstergeler yardımıyla kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin hacmi tespit edilmeye çalışılır. Başlıca üç tür hesaplama yöntemi geliştirilmiştir:
(a) Sabit Oran Yöntemi: Bu yöntemde piyasadaki nakit para ile toplam mevduat hareketleri izlenerek, burada hareketle kayıt dışı ekonominin boyutları hesap edilmektedir. Dolaşımdaki paranın toplam mevduata oranının sabit olduğu varsayımı esas alınarak zaman içerisinde eğer bu oranda bir artış söz konusu ise bu artış kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin genişlemesi olarak yorumlanmaktadır.
(b) İşlem Hacmi Yöntemi: Irving Fisher’in Miktar Teorisi’nden hareket edilerek kayıt dışı ekonominin boyutları tespit edilmeye çalışılmaktadır. Bu yöntemde ekonomide gerçekleşen toplam parasal işlemler (nakit para işlemleri + çek ve senetle yapılan işlemler) hacmi ile GSMH arasındaki ilişki izlenmektedir.
Bilindiği üzere, M.V= PT eşitliğinde M para miktarını, V paranın dolaşım hızını, P genel fiyat indeksini, T ise işlen hacmini göstermektedir. Buradan hareketle kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin boyutları şu şekilde hesap edilmektedir: V.Y- Yr Burada Y nominal milli gelir, Yr ise resmi istatistiklerdeki milli gelir rakamıdır. Normalde parasal işlem hacminin (V), milli gelire oranının sabit olması gerektiğinden hareket edilerek, eğer bu oranda bir artış varsa bu artış kayıt dışı ekonominin genişlemesi olarak yorumlanmaktadır.
(c) Ekonometrik Yöntem: Bu yöntemde kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin yüksek vergi oranlarının bir sonucu olduğu ve kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin esasen nakit para aracılığı ile yürütüldüğü varsayımlarından hareketle nakit para talebi ekonometrik bir denklem ile tahmin edilmektedir. Bu yöntemde ağır vergi yükü ile bunun sonucunda ortaya çıkan nakit para talebi arasındaki ilişki tahmin edilmekte ve bulunan rakam kayıt dışı ekonominin büyüklüğü olarak değerlendirilmektedir.
(d) Büyük Banknot Kullanımının İzlenmesi Yöntemi: Bu yöntemde ekonomide büyük rakamlı banknot kullanımı izlenerek, bunsan hareketle kayıt dışı ekonominin boyutları ölçülmeye çalışılmaktadır.
6 KARMA YÖNTEM
Bu yöntemde kayıt dişi ekonomiyi ortaya çıkaran çeşitli faktörler (vergi yükü, yasal düzenlemeler, vergi ahlakı, vergi denetimi, hukuk ve adalet sistemi, vergi cezaları vs.) esas alınmakta ve tüm kriterler birlikte değerlendirilmektedir. Bu yöntemde hem objektif/ölçülebilir bazı değişkenler(örneğin; vergi yükü) hem de subjektif (örneğin; vergi ahlakı) dikkate alınmaktadır.

4.2Kayıt Dışı Ekonominin Büyüklüğü – Ülkeler Arası Karşılaştırma
Friedrich Schneider (2002), gelişmekte olan ekonomiler, geçiş ekonomileri ve OECD ülkelerinden oluşan 110 ülkede kayıt dışı ekonominin tahmini büyüklüğünü belirlemiştir. 2000 yılındaki kayıtlı ekonominin ortalama büyüklüğünün yüzdesi olarak kayıt dışı ekonominin ortalama büyüklüğü, gelişmekte olan ülkelerde %41, geçiş ekonomilerinde %38 ve OECD ülkelerinde %18 olarak belirlenmiştir. Türkiye %32,1 ile OECD ortalamasının oldukça üzerindedir (Grafik 1). Vergilendirme ve sosyal güvenlik katkıları kayıt dışı ekonominin büyüklüğünü belirleyen temel etmenler arasındadır (GİB, 2008:5).
Grafik 1: Kayıt Dışı Ekonominin Büyüklüğü – Ülkeler Arası Karşılaştırma Kaynak: Size and Measurement of the Informal Economy in 110 Countries Around the World, Friedrich Schneider, 2002 (GİB, 2008:6’dan alıntı)
4.3Türkiye’de Kayıt Dışı Ekonominin Boyutu
Türkiye’de kayıt dışı ekonominin büyüklüğü konusunda kayıt dışılığın tanımı gereği üzerinde uzlaşılan ortak bir rakam bulunmamaktadır. Bu büyüklüğü tahmine yönelik çalışmalar birbirlerinden farklı sonuçlar vermektedirler. Kayıt dışı ekonomiyi ölçmeye yönelik çalışmalarda kayıtlı ve kayıt dışı ekonominin birbiriyle iç içe geçmesi nedeniyle kesin sonuçlar verecek yöntemler kullanılamamakta ve tahmin metotlarından faydalanılmaktadır (GİB, 2008:6).
Tablo 2: Kayıt Dışı Ekonominin Büyüklüğü ile İlgili Tahminler Kaynak : Gelir İdaresi Başkanlığı, Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele Stratejisi Eylem Planı 2008– 2010, Sayfa :7

Tablo 3: Kayıt Dışı Ekonomi Tahmin Sonuçları-Input-Output Yöntemi (Hesap Uzmanları Kurulu) Kaynak : Hesap Uzmanları Kurulu (GİB, 2008:8’den alıntı)

4.4Vergi Dışı Piyasa Ekonomisinde Vergi Kaybı
Vergi dışı piyasa ekonomisindeki vergi kaybı, tanımdan da hatırlayacağımız gibi hem kayıtlı ve hem de kayıt dışı ekonomide vergi dışı kalan ekonomik faaliyetleri ve bu faaliyetler dolayısıyla devletin uğramış olduğu vergi kaybının toplamından oluşmaktadır. Tablo 4’te bu durum görülmektedir.

Tablo 4. Vergi Dışı Piyasa Ekonomisinde Vergi Kaybının Hesaplanması
A.KAYITLI EKONOMİDE VERGI KAYBI
1.Kayıtlı ekonomide beyan dışı ekonomik faaliyetler dolayısıyla ortaya çıkan vergi kaybı
2.Kayıtlı ekonomide eksik beyan edilen vergiye tabi gelir, servet ve harcama dolayısıyla ortaya çıkan vergi kaybı
3.Kayıtlı ekonomide sağlanan “vergi imtiyazları” dolayısıyla ortaya çıkan vergi kaybı
Vergi İstisnaları
Vergi Muafiyetleri
Götürü Vergileme
Emek Gelirleri Lehine Özel İndirim
Diğer Türde İmtiyazlar
4. Kayıtlı ekonomide yasal boşluklardan yararlanmak suretiyle vergi ödememe ya da eksik ödeme (vergi sığınakları dolayısıyla vergiden kaçınma)
B.KAYIT DIŞI EKONOMİDE VERGİ KAYBI
1.Milli gelir hesaplarına dahil edilmeyen/edilemeyen yasal ekonomik faaliyetler dolayısıyla vergi kaybı
Beyan dışı yasal ekonomik faaliyetler nedeniyle vergi kaybı
Eksik beyan edilen vergiye tabi gelir, servet ve harcama dolayısıyla vergi kaybı
2.Yasal olmayan ekonomik faaliyetler dolayısıyla vergi kaybı (kara para ekonomisindeki faaliyetler dolayısıyla vergi kaybı)
VERGİ DIŞI PİYASA EKONOMİSİNDEKİ TOPLAM VERGİ KAYBI = A+B
Kaynak : Aktan, 2006:208
Maliye Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı, 2008-2010 yıllarını kapsayan “Kayıt dışı Ekonomi ile Mücadele Stratejisi Eylem Planı”nda Hukuk Uzmanları Kurulu tarafından 1998–2004 yılları arasında yapılan hesaplamalara yer verilmiştir. Buna göre, 1998 yılında toplam vergi kaybının 3.423 trilyon TL, 2004 yılında ise 22.524 trilyon TL’dir.
Tablo 5: Vergi Kaybı (1998-2004) Kaynak : Hesap Uzmanları Kurulu (GİB, 2008:38’den alıntı)
ÖNERİLER
Ağır vergi yükü bir yandan toplam tasarruflar, yatırımlar ve çalışma gayreti üzerinde olumsuz sonuçlar doğurarak ekonomik büyümeyi olumsuz yönde etkilerken, diğer yandan vergi kaçakçılığına yol açarak kayıt dışı ekonominin de genişlemesine neden olmaktadır (Günay ve Özen, 2002:81).
Diğer taraftan, denetim oranının düşük olması ülkemizin bir “vergi cenneti” olarak görülmesine neden olmaktadır (Ertürk, 2002).Vergi dışı piyasa ekonomisinin daraltılması ve ortadan kaldırılması için vergi denetimlerine önem verilmelidir. Vergi sistemi ideal ilkeler (basitlik, adalet, etkinlik, tarafsızlık vs.) ışığında düzenlenmiş olsa dahi, bir kısım vergi yükümlüsünün  vergi kaçakçılığına  yönelmesi söz konusu  olabilir. Vergi denetim mekanizması etkin ve yaygın bir şekilde çalıştırılmalıdır (Apak, 2005).
Maliye Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı, 2008-2010 yıllarını kapsayan “Kayıt dışı Ekonomi ile Mücadele Stratejisi Eylem Planı”nda “Kayıt dışı ekonomi, kısa vadede istihdam ve yatırım açısından geçici ve yanıltıcı bazı avantajlar sağladığı düşünülse de gerçekte ülke çıkarları ve ekonomisi açısından büyük olumsuzluklara neden olan bir paradokstur. Ekonominin yapısal bir parçası haline gelen ve mücadelesi gittikçe zorlaşan kayıt dışı ekonomiyi daraltmak için ise kısa vadeli tedbirler yerine orta ve uzun vadeli yapısal değişiklikler gereklidir” denilmekte ve bu nedenle, kayıt dışı ekonomi ile mücadelenin;
Devlet politikası olarak benimsenmesi,
Sürekli bir çalışma grubunun oluşturulması,
Stratejik eylem planının hazırlanması,
Kararlı ve sürekli olması,
Kurumlar arası işbirliği ve eşgüdüm sağlanması,
Etkin bir izleme ve değerlendirme sisteminin oluşturulması,
Kayıt içi faaliyetlerin özendirilmesi,
Denetim kapasitesinin güçlendirilmesi ve yaptırımların caydırıcılığının artırılması,
Toplumsal mutabakatın sağlanması ve güçlendirilmesi,
Gerektiği belirtilmektedir (Bkz.GİB, 2008:44).

Son dönemlerde ülkemizde kayıt dışılığın önlenmesine yönelik;
2001 yılı Eylül ayından itibaren mali kuruluşlarca yapılacak işlemlere taraf olanların vergi kimlik numarasının ilgili belge ve kayıtlarda kullanımı zorunlu hale getirilmesi,
VEDOP projesinin hayata geçmesi,
Vergi gelirlerinin önemli bir bölümünü ödeyen mükelleflere ayrı olarak hizmet verilmesine ve bunların izlenmesine yönelik olarak kurulan Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 2007 yılında faaliyete geçirilmesi,
Enerji sektöründe (Elektrik, doğal gaz, petrol, LPG) faaliyette bulunmak isteyenlere lisans alma zorunluluğu getirilmesi,
Akaryakıt pompalarının ödeme kaydedici cihazlara bağlanması,
Alkollü içkilerde ve sigaralarda bandrollü izleme sistemi kurulması,
Bazı vergi oranlarının düşürülmesi (Örneğin bazı ürünlerdeki KDV indirimleri),
Kayıt Dışı İstihdamla Mücadele (KADIM) Projesi kapsamında, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı bünyesinde “Kayıt Dışı İstihdamla Mücadele Koordinatörlüğü” kurulması,
Çok yararlı gelişmeler olmuştur.
Bununla birlikte vergi dışı piyasa ekonomisini önlemek/azaltmak için birçok öneri yapılmaktadır.
Bu bölümde özetle önerileri sıralayalım.
1.Kayıt dışı ekonomiyi önlemek (veya küçültmek) için kısa vadeli tedbirler yerine orta ve uzun vadeli yapısal değişiklikler gereklidir (Sarılı,2002:44).
2.Toplumda  “vergi bilinci” yerleştirilmelidir. Kayıt dışı ekonominin önlenmesi için eğitim büyük önem taşımakta, her bireyin bu konuda bilinçlendirilmesi gerekmektedir (Boydak, 2008). “Türkiye, bizim müşterekimizdir” görüşünün benimsenmesi için gerekli çalışmalar yayapılmalıdır.
3.İşgücünün sosyal güvenlik maliyeti kayıt dışını arttıran bir faktör olarak ele alınıp yeniden düzenlenmelidir(Özlale, 2008:11).
4.Vergi dışı piyasa ekonomisini önlemek devlet politikası olarak benimsenmelidir.
5.“İdeal vergileme ilkeleri” göz önüne alınarak, vergi sistemi yeniden düzenlemelidir.
6.Etkin bir izleme ve değerlendirme sisteminin oluşturulması gerekir.
7.Toplumsal mutabakatın sağlanması ve güçlendirilmesi gerekir.
8.Vergi oranları düşürülmeli ve vergi yükü azaltılmalıdır.
9.Vergi bürokrasisi azaltılmalı ve vergi yönetiminde toplam kalite yönetimi uygulanmalıdır.
10.Kayıt içi faaliyetler özendirilmelidir.
11.Kurumlar arası işbirliği ve eşgüdüm sağlanmalıdır.
12.Denetim kapasitesinin güçlendirilmesi ve yaptırımların caydırıcılığının artırılması gereklidir.
13.Vergi dışı piyasa ekonomisi hakkında ihbarda bulunanlar korunmalı ve ödüllendirilmelidir.
14.Vergi Ombudsman Büroları oluşturulmalıdır.
ÖZET
Konuya ilişkin ilk araştırmalar 1940′lı yılların başlarına rastlar. Ancak asıl bilimsel ilgiyi Gutmann’ın 1977′de yayınlanan makalesi ile çekmeye başlamıştır. Kayıt dışı ekonomiye ilişkin ilk uluslar arası konferans 1983′te Almanya’nın Bielefeld eyaletinde yapılmıştır. Tanımsal sorunlar hakkında genel ilkelere varmak, konferansın temel amaçlarından biri olmasına rağmen katılımcılar bir konsensüse varamamışlar ve çok farklı tanımlamalar kullanılmıştır.
Konu ile ilgili literatüre bakıldığında bizim “vergi dışı piyasa ekonomisi” olarak adlandırdığımız konunun çok farklı şekillerde adlandırıldığını görmekteyiz. Yer altı ekonomisi, gizli ekonomi, vergilendirilemeyen ekonomi, gayri-resmi ekonomi, görünmeyen ekonomi, enformel ekonomi, ikinci ekonomi v.b.
“Vergi dışı piyasa ekonomisi” kavramı, hem kayıtlı ve hem de kayıt dışı ekonomide vergi dışı kalan ekonomik faaliyetleri ve bu faaliyetler dolayısıyla devletin uğramış olduğu vergi kaybını ifade etmektedir.
Vergiden kaçınmak mükellefin vergi yükünü yasal yollarla düşürmesiyken, vergi kaçakçılığı, mükellefin vergi yükünü yasa dışı yollarla azaltmasıdır.
Friedrich Schneider (2002), gelişmekte olan ekonomiler, geçiş ekonomileri ve OECD ülkelerinden oluşan 110 ülkede kayıt dışı ekonominin tahmini büyüklüğünü belirlemiştir. 2000 yılındaki kayıtlı ekonominin ortalama büyüklüğünün yüzdesi olarak kayıt dışı ekonominin ortalama büyüklüğü, gelişmekte olan ülkelerde %41, geçiş ekonomilerinde %38 ve OECD ülkelerinde %18 olarak belirlenmiştir. Türkiye %32,1 ile OECD ortalamasının oldukça üzerindedir.
Maliye Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı, 2008-2010 yıllarını kapsayan “Kayıt dışı Ekonomi ile Mücadele Stratejisi Eylem Planı”nda Hukuk Uzmanları Kurulu tarafından 1998–2004 yılları arasında yapılan hesaplamalara yer verilmiştir. Buna göre, 1998 yılında toplam vergi kaybının 3.423 trilyon TL, 2004 yılında ise 22.524 trilyon TL’dir.
Son yıllarda ülkemizde “Vergi Dışı Piyasa Ekonomisi”ni azaltmaya yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. Ancak istenen sonucun alınabilmesi için; mücadeleni bir devlet politikası olarak belirlenmesi, vergi bilincinin yerleştirilmesi, “ideal vergileme ilkeleri” göz önüne alınarak vergi sistemi yeniden düzenleme, denetim kapasitesinin güçlendirilmesi ve yaptırımların caydırıcılığının artırılması gibi orta ve uzun vadeli önlemler alınmalıdır.
EKLER
Grafik 2: Vergilendirme İle İlgili Kanunların Anlaşılırlığı Konusundaki Düşünceler Kaynak: Vergi Uygulamaları Karşısında Mükellef Eğilimleri Araştırması 2007 (GİB)

Grafik 3: Yakalanma ve Denetlenme Olasılığı Hakkındaki Düşünceler Kaynak: Vergi Uygulamaları Karşısında Mükellef Eğilimleri Araştırması 2007 (GİB)
Grafik 4: Vergi Kaçıranlara Uygulanan Cezaların Caydırıcılığı Konusundaki Düşünceler Kaynak: Vergi Uygulamaları Karşısında Mükellef Eğilimleri Araştırması 2007 (GİB)
Grafik 5: Kayıt Dışı Ekonominin Zararları Kaynak : GİB, 2008:40

Grafik 6: Bilinç Kaynak: Vergi Uygulamaları Karşısında Mükellef Eğilimleri Araştırması 2007 (GIB)

Grafik 7: OECD ülkelerindeki benzin fiyatları ve vergiler Kaynak : Kızılot, 2008:6’dan alıntı

Tablo 6: Bazı Ülkelerdeki Nüfus, İşgücü ve Mükellef Sayıları Kaynak: OECD in Figures: Statistics on Member Countries (2005, Supplement 1), country survey responses, 2005 World population data sheet, CIA world fact book (Çelik, 2006:135’ten alıntı).

Tablo 7: 2001-2005 İstihdam Verileri
Kaynak: TÜİK (Çelik, 2006:184’den alıntı).
Tablo 8: Avrupa Birliği Ülkeleri ve Türkiye’nin Vergi Yükleri İtibarıyla Karsılaştırması 2003 (Sosyal Güvenlik Primleri Dahil)
Kaynak: Structures of The Taxation Systems in The European Union, Data 1995-2003. European Comission; Directorate General Taxation and Customs Union , 2005 Edition (Çelik, 2006:228’den alıntı)
Tablo 9: 2001-2005 Yılları Bütçe Gelir ve Giderlerine İlişkin İstatistikler
Kaynak: www.muhasebat.gov.tr (Çelik, 2006:228’den alıntı).
Tablo 10: Türkiye’de Kayıtdışı Ekonominin GSMH’ya Oranı (%) İle İlgili Olarak Yapılan Araştırmalar ve Araştırma Sonuçları Kaynak: Sinasi Aydemir, Türkiye’de Kayıtdışı Ekonomi, İstanbul, 1995’ten aktaran İsmail Çiloğlu, ”Kayıt Dışı Ekonominin İsleyişi ve Kamu Bütçesine Etkisi”, Hazine Dergisi, 1998, sayı :11, s.69, ve çeşitli kaynaklardan aktaran Biltekin Özdemir, “Vergilendirilmemiş Mali Güç (Kayıtdışı Ekonomi)”, E-Yaklasım, Temmuz 2005, Sayı 24 (Çelik, 2006:229’dan alıntı).
YARARLANILAN KAYNAKLAR
AKALIN, Güneri (1996); Kayıt Dışı Ekonomi Sorunu ve Yasa Tasarısı (I), Vergi Dünyası Dergisi, Sayı 178. Haziran-1996. S.27-38.
AKDOĞAN, Abdurrahman (1999); Vergilendirme Politikası, Gelir ve İkame Etkileri Açısından İzlenebilecek Gelir Vergisi Politikasının Değerlendirilmesi, G.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, C.1, S. 2, Ankara
AKDOĞAN, Abdurrahman (2007); Kamu Maliyesi, 12. Baskı, Ankara: Gazi Kitabevi
AKTAN, Coşkun Can (2000); Vergi Dışı Piyasa Ekonomisi, Ankara: TOSYÖV Yayınları
AKTAN, Coşkun Can (2006); Vergileme Ekonomisi ve Vergileme Psikolojisi, Vergi Dışı Piyasa Ekonomisi, Ankara: Seçkin Yayınları
ALGAN, Neşe (2004); Türkiye’de Kayıtdışı Sektör: Boyutları, Etkileri, ve Kayıt dışı Sektörü Küçültme Konusunda Öneriler, Tisk-İşveren Dergisi, Ağustos 2004
ALTUĞ, Osman (1994); Kayıt Dışı Ekonomi, İstanbul : Cem Ofset
APAK, Talha (2005); Mali Disiplin – Vergi İlişkisi ve Bağlı Sorunlar, 20 Aralık 2005, http://www.alomaliye.com/index.htm
ARSAN, H. Üren (1968); Vergi Yükü Üzerinde Bir İnceleme – Teori, Metodoloji ve Türkiye’ye Ait Bazı Hesaplar, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınlan, No. 264, Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi
AYDEMİR, Sinasi (1995), Türkiye’de Kayıtdışı Ekonomi, İstanbul
BOYDAK, Mustafa (2008); “Kayıt Dışı Ekonominin Önlenmesi Konusunda Yapılması Gerekenler, 18. Vergi Haftası Etkinliği, Kayseri, http://www.kayserivdb.gov.tr/konferans.htm
Brownlee, O.H. and Allen. Edward D. (1960); Economics of Public Finance, Prentice Hall, Inc., EngIewood Cliffs, New Jersey
CASTELLS, M. and A.PORTES. “World Underneath: The Origins, Dynamics, and Effects of the Informal Economy,” in A. PORTES, M. CASTELLS, L.A. BENTON (Ed.), The Informal Economy: Studies in Advanced and Less Developed Countries, The John Hopkins University Press, Baltimore and London, 1989, pp. 11-37.
ÇELİK, Fikret (2006); Türkiye’de Gelir İdaresinin Yeniden Yapılandırılması Çalışmaları ve Dünya Uygulamaları, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi S.B.E. Yönetim Bilimleri Anabilim Dalı, Ankara
ÇETİNTAŞ, Hakan ve VERGİL Hasan (2003); Türkiye’de Kayıt Dışı Ekonominin Tahmini, Doğuş Üniversitesi Dergisi, 4 (1)
ÇİLOĞLU, İsmail (1998), “Kayıt Dışı Ekonominin İsleyişi ve Kamu Bütçesine Etkisi”, Hazine Dergisi, sayı :11, s.69
DANESH, Abol- Hassan (1991); “The Infarmal Economy: Underground Economy, Moonlightining, Subeontracting, Household Economy, Unorganized Sector, Barter, Ghetto Economy, Second Economy, – Aresearch Guide”, New York
DPT (2001), Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Kayıtdışı Ekonomi Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara, DPT: 2603 – ÖİK: 614
ERTÜRK, Cihat (2002); Kayıt Dışı Ekonomi İle Mücadele, http://www.bilgiyonetimi.org/
IŞIK, Nihat ve ACAR, Mustafa (2003), Kayıt Dışı Ekonomi: Ölçme Yöntemleri, Boyutları, Yarar Ve Zararları Üzerine Bir Değerlendirme, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı: 21, Temmuz-Aralık 2003, ss. 117-136
GREENFILED, Harry (1993), Invisible, Outlawed and Untaxed: America’s Underground Economy, London: Greenwood
GÜNAY,Ayşe ve ÖZEN,Ahmet (2002); Avrupa Birliği’nde Mali Disiplinin Sağlanmasına Yönelik Maastricht Kriterlerinin Anayasal İktisat Perspektifinden Değerlendirilmesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 4, Sayı:2
KILDİŞ, Yusuf (2000); Kayıt Dışı Ekonomi, http://www.canaktan.org/ekonomi/kamu_maliyesi/maliye-genel/diger-yazilar/kildis-kayit-disi.pdf
KIZILOT, Şükrü (2008); Vergi Açısından İlk 250, http://www.ilk250.org.tr/
LIPPART, Owen and Michael Walker (1997); The Underground Economy: Global Evidcnce of lts Size and lmpaet, Vancouver: BC, The Fraser Institute
Maliye Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı (2008); “Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele Stratejisi Eylem Planı 2008– 2010”, www.gib.gov.tr/fileadmin/yeni/Kayit_disi_ekonomi.pdf
OECD in Figures: Statistics on Member Countries (2005, Supplement 1), country survey responses, 2005 World population data sheet, CIA world fact book
ÖNDER, İzzettin (2000); Kayıt Dışı Ekonomi ve Vergileme, İ.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, No: 23-24
ÖZDEMİR, Biltekin (2005); KAYIT-DIŞI EKONOMİ- Vergilendirilmemiş Mali Güç, http://kayitdisiekonomi.com/default.asp
ÖZDEMİR, Biltekin (2005); “Vergilendirilmemiş Mali Güç (Kayıtdışı Ekonomi)”, E-Yaklasım, Temmuz 2005, Sayı 24
ÖZLALE, Ümit (2008); Türkiye’deki Kayıt Dışı Ekonominin Dinamikleri, Bütçe Dünyası, Cilt : 3, Sayı 30
PORTES, Alejandro., Manuel Castells and Lauren A. Benton (Eds). (1989); The Informal Economy: Studies in Advanced and Less Dcveloped Coımtries, Baltimore: John
PROKHOROV, A. (2001a) The World unobserved economy: definition, measurement, and optimality considerations, http://www.msu.edu/~prohorov/a.pdf
RAYNER, Michael; National and Local Taxation, The MacMillan Press Ltd., London
ROEMER, Michale and Christine Jones (1991); Markets in Developing Countries – Parallel, Fragmented and Black, San Francisco: ICS Press
SAĞBAŞ, İsa (2008); Vergi Teorisi, Ankara: Ece Matbaası
SANDFORD, G.T. (1978); The Economics of Public Finance, Second Edition, Pergamon Press, William Clowers and Sons Ltd., London
SARILI, Mustafa Ali (2002); “Türkiye’de Kayıt Dışı Ekonominin Boyutları, Nedenleri, Etkileri ve Alınması Gereken Tedbirler”, Bankacılar Dergisi, Sayı 41
SCHNEIDER, Friedrich (2002); Size and Measurement of the Informal Economy in 110 Countries Around the World
SIVACI,Celalettin (2007);“Kayıt Dışı Ekonomi ve KADİM Projesi”,Bütçe Dünyası Dergisi,Cilt:3, Sayı:27
SHENFIELD, A.A. (1968); The Political Economcy of Tax Avaidance, The Institute of Economic Mfairs, Harrison and Son Ltd, London
Structures of The Taxation Systems in The European Union, Data 1995-2003. European Comission; Directorate General Taxation and Customs Union , 2005 Edition
ŞENGÜL, Selami (1997); Bir Hurafe: Kayıt Dışı Ekonomi (Vergi Sistemi ve Vergi İdaresinin İç Yüzü), Ankara: İmaj Yayınevi
YARARLANILAN İNTERNET KAYNAKLARI
http://kayitdisiekonomi.com/default.asp (16.10.2008)
http://kayitdisiekonomi.com/makale/detay.asp?id=24 (16.10.2008)
http://www.alomaliye.com/index.htm (16.10.2008)
http://www.bilgiyonetimi.org/cm/yon/mkl_list.php?yid=208 (16.10.2008)
http://www.bugun.com.tr/yazar.asp?yaziID=47812 (16.12.2008)
http://www.canaktan.org/ekonomi/kamu_maliyesi/vergi-disi/kavram.htm (16.10.2008)
http://www.canaktan.org/ekonomi/kamu_maliyesi/vergi-disi/nedenler.htm (16.10.2008)
http://www.canaktan.org/ekonomi/kamu_maliyesi/vergi-disi/etkiler.htm (16.10.2008)
http://www.canaktan.org/ekonomi/kamu_maliyesi/vergi-disi/oneriler.htm (16.10.2008)
http://www.canaktan.org/ekonomi/kamu_maliyesi/maliye-genel/diger-yazilar/kildis-kayit-disi.pdf (16.10.2008)
http://www.debud.org/Html/dergi/30/u_ozlale.pdf (16.12.2008)
http://www.ilk250.org.tr/document/2007/makaleler/07%20-%20Vergi%20A%C3%A7%C4%B1s%C4%B1ndan%20%C4%B0lk%20250-Prof.Dr.%C5%9E%C3%BCkr%C3%BC%20KIZILOT.pdf (22.12.2008)
http://www.gib.gov.tr/fileadmin/yeni/Kayit_disi_ekonomi.pdf (16.12.2008)
www.muhasebat.gov.tr (09.01.2009)
http://www.kayserivdb.gov.tr/konferans.htm (16.12.2008)
http://www.tbb.org.tr/turkce/dergi/dergi41/Kayitdisi.doc (20.12.2008)
http://www.tisk.org.tr/isveren_sayfa.asp?yazi_id=1028&id=58 (22.12.2008)
http://ekutup.dpt.gov.tr/ekonomi/kayitdis/oik614.pdf (11.01.2009)
www.muhasebenet.net
03.02.2009

Yazar Hakkında

Abdullah SAVAŞ 01/09/1973 tarihinde Kastamonu ili Devrekani ilçesinde doğdu. İlköğrenimini Kasaplar Köyü İlkokulu’nda; ortaöğrenimini ise Devrekâni Lisesi’nde tamamlamıştır. 1997 yılında Celal Bayar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü’nden mezun olmuştur. Halen Afyon Kocatepe Üniversitesi S.B.E. Maliye Tezli Yüksek Lisans öğrencisidir. 1997-2001 yıllarında Kastamonu ilinde; Kızacık Şehit Yılmaz Acar İlköğretim Okulu, Kadıoğlu İlköğretim Okulu, Çörekçi İlköğretim Okulu ve Çaybükü Yayla İlköğretim Okullarında  öğretmen olarak çalışmıştır. 03/05/2001 tarihinde İnebolu M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda İdare Memuru olarak göreve başlamıştır. 2001-2003 yılları arasında İnebolu M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda, 2003-2005 yılları arasında  Bozkurt Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda İdare Memuru olarak çalıştıktan sonra; 07/12/2005 tarihinde Eskişehir Açık Ceza İnfaz Kurumunda İkinci Müdür olarak göreve başlamıştır. 26/12/2005 tarihinde bu görevde iken Eskişehir Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezi Şube Müdürlüğüne geçici yetkili şube müdürü olarak atanmış olup, 30/10/2006 tarihinden bu yana aynı yerde Şube Müdürü olarak görev yapmaktadır.

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - at 12:20 pm

Categories: Finans, Vergi   Tags:

GAYRİMENKUL DEĞERLEME SEKTÖRÜNDEKİ RİSK SENARYOLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Amaç:

Yeni gelişen ve popülaritesi yüksek bir sektör olan gayrimenkul değerleme sektörü hakkında mevcut piyasa verileri ve öngörüleri yardımıyla sektörün geleceği hakkında olası tahminlerde bulunulması ve çözüm alternatifleri üretilerek sektörün devamlılığının sağlanması.

Kapsam:

Değerleme sektöründe faaliyet gösteren lisanslı değerleme şirketleri ve değerleme uzmanlarıyla, sektörden değerleme talebinde bulunan kişi ve kuruluşların beklentilerinin ve endişelerinin göz önünde bulundurularak karşılaşılacak durumlar hakkında 2010 yılı projeksiyonu.

Varsayımlar:

1.2010 yılı ocak ayında değerleme sektöründe yaklaşık 2000 adet lisanslı değerleme uzmanı olacaktır.
2.Sektörde 2010 yılı ocak ayında yaklaşık 75 adet lisanslı değerleme şirketi kurulacaktır. Lisans alma hedefinde olan küçük ölçekli firmalar yeni açılımlarda bulunacaklardır.
3.Değerleme şirketleri gayrimenkul geliştirme piyasasında danışmanlık hizmeti vermek için çalışmalarda bulunacaktır.
4.Sermaye yetersizliği yaşayan, sistemli bir şekilde kurumsallaşamamış ve yeni kurulmuş lisanslı değerleme şirketlerinden bazıları kendilerini tasfiye edecektirler.
5.Konut değerleme raporları her banka tarafından farklılık göstermeden standartlaşacaktır.
6.Değerleme sektöründe haksız rekabetin önüne geçilmesi için lisanslı firma sayısı olarak kota konulacak veya yeni kurulan firmaların lisans alma koşulları ağırlaştırılacaktır.
7.Değerleme şirketleri belirli bir süre içersinde hazırlamış olduğu değerleme raporlarında belirlenen ölçülere göre karnelendirilecektir. Bankalara ve kurumlara vereceği hizmet ihale usulleriyle (karneye) hizmet belgesine göre yeterlilikler belirlenerek değerleme hizmeti verilecektir.
8.Bankalar sadece lisanslı değerleme uzmanları ve lisanslı değerleme firmalarıyla çalışacaktır. Local olarak bir bölgede çalışan değerleme firmaları hizmet alanını diğer bölgelerde çalışan değerleme firmalarıyla koşullu olarak birleşme göstererek sektörde ayakta durmaya çalışacaktır.
9.Değerleme sektöründe 2010 – 2015 yılları arasında yoğun olarak hizmet verecek firmalar; finansman sıkıntısı olmayan, kurumsallaşma gelişimini tamamlamış, markalaşmış ve ülke genelinde hizmet veren lisanslı değerleme firmaları olacaktır.
10.Değerleme uzmanlarını ve yardımcı değerleme uzmanlarının almış olduğu ücretler 2008 yılı haziran ayında alınan ücretlerin % 60 – 75 seviyesine inecektir.
11.Bireysel olarak mühendislik firmaları, münferit olarak çalışan mühendis – mimarlar ve gayrimenkul danışma firmaları tarafından değerleme hizmeti verilemeyecektir.
12.Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği kurulacaktır. Sektörde faaliyet gösteren kişiler birliğe üye olmak zorunda olacaktır. Meslek içi eğitimlerle sektörün kalite standardı arttırılacaktır.
13.Yanlış değer tespiti veya yanlış yer değerlendirilmesi durumunda maddi kayıplar değerleme uzmanları ve değerleme şirketleri tarafından karşılanacaktır. Sorumluluk sigortası yaptıran değerleme şirketleri sayısında artış olacaktır.
14.Değerleme uzmanı lisansına sahip olmak ek bir olumlu özellik değil, olması gereken temel özellik olacaktır. Kaliteli ve hızlı hizmet veren değerleme uzmanları ve değerleme şirketleri sektörde öne çıkacaktır.
15.2008 yılı haziran ayında sektörde bulunan lisanslı firmaların %10 ’u devamlılığını sağlayamayacaktır.
16.Üniversitelerde gayrimenkul ve değerleme üzerine lisans eğitimi verilecektir. 2008 yılı eylül ayında dört üniversitede gayrimenkul değerleme ve geliştirme üzerine eğitim verilirken bu sayı kısa süre içersinde 10 ’a yükselerek üniversitelerde tezsiz olarak yüksek lisans eğitimi verilecektir.
17.Değerleme sektöründe hizmet alanı genişletilecektir. Ucuz konut üretimi ve düşük kredili konut finansmanını sağlanmak için çalışmalar yapılacaktır. Yurtdışında faaliyet gösteren Mortgage firmaları Türkiye’de faaliyet gösterecektir.
18.Değerleme firmaları geliştirme üzerine hizmet vermek için yurtdışında açılımlarda bulunacaktır. Farklı yabancı dil bilen değerleme uzmanları ön plana çıkacaktır.
19.Yurtdışında kurulmuş değerleme firmaları Türkiye’de değerleme konusunda hizmet vermek için ortak arayışına girecektir.
20.Değerleme hizmeti verilirken alınan proje inceleme onay harcı arttırılacaktır. Lisanslı değerleme uzmanlarının tapu kütüğü incelemesi konusunda ek çalışmalar yapılacaktır. Belediye arşivinde sürekli görev yapan arşiv memuru bulunarak proje ve dosya incelemek hızlanacaktır. Lisanslı değerleme uzmanlarına birlik tarafından kimlik verilerek yetki sahibi olduğu belgelenecektir.
21.Çok sayıda değerleme yapan firmalar değil, farklı çalışmalar ve hizmet üreten firmalar ön plana çıkacaktır. Farklılık üreten firmalar geliştirme projelerinde önemli bir paya sahip olacaklardır.
22.Değerleme uzmanları lisanslama sınavlarında başarı oranlarında düşüş görülecektir.
23.Yanlış değer tespitinde bulunan değerleme firmalarının ve değerleme uzmanlarının lisansı iptal edilerek sektörde güven ve itibar kaybına uğrayacaklardır.
24.Bankalar kendi personeline değerleme hizmeti verdirmeyecektir. Her bankanın genel merkezinde bulunan ekspertiz birimi kontrolör olarak görev yapacaktır ve bankaların şubeleriyle değerleme şirketleri arasında izolasyon sağlanacaktır.
25.Ucuz veya yüksek değer tespitinde bulunan (risk faktörlerini göz ardı eden) değerleme şirketleriyle çalışılması yerine, kaliteli ve Dünya’daki değerleme standartlarına uygun değerleme raporu üreten şirketlerle çalışılması tercih edilecektir.

Dipnot:

Oluşturulan varsayımlar kişi, kurum veya bir değerleme şirketinin bireysel düşüncelerini veya çıkarlarını gözetmeden değerleme sektörünün gelişim ve değişim sürecinde mevcut veriler baz alınarak oluşturulmuştur. Varsayımların hepsinin belirli bir süreç içersinde gerçekleşeceği konusunda herhangi bir taahhütte bulunulmamaktadır. Amaç sektöre veya kişilere olumsuzluk aşılamak veya kurumların güvenilirliğini sarsmak değil, değerleme sektörünün gelişimine katkıda bulunulmasıdır.

2010 Yılı Çözüm Teorileri Projeksiyonu:

Mevcut varsayımlar irdelenerek değerleme uzmanı, değerleme şirketi ve değerleme hizmeti talep eden kurum / kişi açısından olması muhtemel durumlara göre çözüm teorileri geliştirilecektir. Varsayımlardan etkilenecek her kurum ve kişi ayrı bir başlık altında değerlendirilerek olası olumsuz durumlardan minimum zarar ve maksimum faydayla sonuçlanması için alternatif çözümler üretilecektir.

Değerleme Uzmanı Açısından Çözüm Teorileri:

Değerleme uzmanı 2008 – 2010 yılları arasında lisanslama sınavlarına önem vererek lisans belgesini almayı hak etmiş durumda olması gelecekte lisanslama sınavları hakkındaki olumsuz durumdan etkilenmemesini sağlayacaktır.
İlgili tebliğ’de lisanslama sınavlarında başarılı olunduğu takdirde başarılı olunan tarihten 3 yıl içersinde lisans almak için başvuruda bulunulmazsa lisanslama sınavında sağlanan başarının iptal edileceği hakkında madde bulunmaktadır. Tecrübesi olmayan değerleme uzmanları değerleme sektöründe en az 6 aylık tecrübe koşulunu tamamladıktan sonra lisanslama sınavlarına girmelidirler. 2. alternatif olarak; değerleme uzmanlığı lisanslama sınavında 4 modülden geçerli notu alarak tecrübe koşulunu başlatmalı, tecrübe koşulunu başladıktan sonra lisanslama sınavlarında başarı göstermelidirler.
Değerleme uzmanı sektör içersinde ön plana çıkması için ek donanımlara sahip olması gerekmektedir. Ek donanım olarak verilebilecek özellikler olarak; yeterli düzeyde yabancı dil, değerleme üzerine yüksek lisans eğitimi ve kendi alanında farklı bir gayrimenkul türünün değerlemesinde uzmanlaşılmasıdır.
Değerleme uzmanı sürekli olarak aynı tür gayrimenkulün değerlemesinde bulunmamalıdır. Farklı uzmanların ve farklı değerleme şirketlerinin hazırlamış olduğu değerleme raporlarını inceleyerek farklılıkları keşfetmelidir.
Değerleme uzmanı internet imkanını iyi derecede kullanmalıdır. Yurt dışında bulunan değerleme şirketleri ve değerleme uzmanlarıyla iletişim halinde olmalı, alanındaki gelişmeler ve çalışmaları sürekli olarak takip edebilmeli, kendi yeterliliğini kendi ölçmelidir.
Değerleme uzmanı mecbur kalmadıkça şirketini değiştirmemelidir.
İl bazında değerleme uzmanları belirli sürelerde bir araya gelerek sektörde yaşanan sorunlar ve çözüm yolları hakkında ortak girişimlerde bulunmalıdır.
Değerleme uzmanı hazırlamış olduğu değerleme raporlarında kaliteli hizmet anlayışından taviz vermemelidir. Değerleme hizmetinin verilmesi için gereken minimum bir süre vardır. Minimum sürenin altında değerleme hizmeti verildiği takdirde uzman işi hakkında yeterli araştırmayı ve istihbarat çalışmasını yapmadan değerleme hizmeti verme yanılgısına düşebilir.
Değerleme uzmanı öğrenme çabasında olmalıdır. Emin olmadığı konularda yanıltıcı bilgi vermekten kaçınmalıdır.
Uzman saha çalışmasında gerekli özeni göstererek mutlaka not tutmalıdır. Özellikle gayrimenkulün değerini oluşturan etkenler net bir şekilde ekspertiz formunda görülmelidir.

Değerleme Şirketi Açısından Çözüm Teorileri:

Değerleme şirketleri 2008 – 2009 yılı temmuz ayına kadar lisans alınması için gerekli çalışmalarda bulunması gerekmektedir. Lisanslı bir değerleme şirket olma hedefini; şirketinin kendi bünyesinden gelen ve birlikte belirli bir faaliyet geçmişi olan uzmanların bir araya gelerek şirketleşmesi önem arz etmektedir.
Değerleme şirketleri verdiği hizmetin kalitesinin düşmemesi, şirkette aktif olarak faaliyet gösteren değerleme uzmanlarının ayrılmaları durumunda eksikliğe düşmemesi için şirketin mevcut kadrosunun % 10 – 15 oranları arasında yedek personeli kadrosunda barındırmalıdır.
Gayrimenkul değerleme şirketleri değerleme sektörünün değişen koşullara şirket ve çalışanlarının adapte olması için eğitim vermeli ve personelinin kendini geliştirmesi için imkan sunmalıdır. Şirket belirli aralıklarla iç kontrol mekanizmasını sağlamak için sınav düzenleyerek personelinin bilgi birikimini test etmelidir.
Şirketler organizasyon şemasını oluşturmalıdır. Kişilerin ve bölümlerin tanımlanması yapılmalıdır. Şirket bünyesinde bir adet hukukçu bulundurulmalıdır.
Değerleme şirketleri farklı bölgelerde merkez ve şube açmalıdır. Faaliyet alanını düzenli büyüme göstererek genişletmelidir. Her şubenin hazırladığı raporlar merkez tarafından değerlendirilmelidir. Geçmiş ve bugünün değerleme talepleri değerlendirilerek şirketin ağırlık vereceği bölgeler netleştirilmelidir.
Değerleme şirketleri arge departmanı oluşturmalıdır. Bu bölümde çalışacak kişiler değerleme uzmanı olarak belirli bir mesleki tecrübeye sahip olmalıdırlar.
Değerleme şirketleri internet imkânlarını en iyi şekilde kullanmalıdırlar. Sektörel dergi ve gazetelerde demeçler vererek varlığını göstermelidirler.
Değerleme şirketleri çözüm ortaklarıyla çalışmak yerine home ofis çalışan değerleme uzmanlarıyla faaliyet göstermelidirler.
Lisanslı değerleme şirketleri her coğrafi bölgede aktif olarak faaliyet göstermelidirler. Geniş bir hizmet alanına sahip olunması şirkete duyulan talebi arttıracaktır.
Değerleme şirketlerinin iyi bir arşiv sistemi olmalıdır. Şirketin değerlemesini yaptığı bütün gayrimenkullerin değerleme raporları belirli kodlarla arşivlenmelidir ve arandığında bulunulabilmelidir.
Değerleme şirketleri imkanları doğrultusunda yurtdışına açılımlarda bulunmalıdır. Yurt dışında düzenlenen mesleki konferanslara katılmalıdır. Yurt dışında faaliyet gösteren değerleme şirketleri ve değerleme uzmanlarıyla bilgi alışverişini arttırmalıdır.
Şirketler üniversiteler ile bağlantıda olmalıdır. İlgili kişileri tespit edebilmek için makale vb. yarışmalar düzenlemelidir. Üniversitedeki eğitimcilerle bağlantı kurarak ilgili öğrencilerin istihdam edilmesi için çalışmalarda bulunmalıdır.
Şirketin sektörde öne çıkması için üniversitelerle bağlantılar kurarak şirket bünyesinde akademik çalışmalar oluşturmasıdır. Hazırlanan çalışmalar şirket tarafından bülten oluşturularak şirketin internet sitesinden ilgililere sunulmalıdır.
Değerleme şirketleri gelişen gayrimenkul piyasasını takip etmek zorundadır. Gayrimenkul sektöründe faaliyet gösteren yapımcı firmalar, gayrimenkul pazarlama firmaları ve değerleme şirketleri belirli aralıklarla toplantılar düzenleyerek gayrimenkul değerleme sektörü hakkında fikir alışverişinde bulunmalıdırlar.
Değerleme şirketleri gelişen gayrimenkul piyasaları, bölgesel gayrimenkul ihtiyacı ve benzeri konularda makaleler oluşturmalı ve çeşitli basın kaynaklarında ön plana çıkmalıdırlar.
Şirketler kendi takım arkadaşlarına ihtiyaç duyduğu maddi imkanı ve sosyal haklarını sağlamalıdırlar. Personeline gerekli ekonomik, sosyal ve kültürel imkanları sunan değerleme şirketleri cazibe merkezi haline dönüşür.
Şirketler değerleme hizmeti verirken gerekli olan teknik ve fiziki donanıma sahip olmalıdırlar.
Değerleme şirketleri hizmet talep eden müşteriden değerlemenin yapılmasında değerleme uzmanı tarafından sağlanması gereken evrakların temin edilmesini istememelidirler.
Bir değerleme uzmanı tam anlamıyla gerekli kriterlere uyarak ve gerekli araştırmaları yaparak değerleme hizmeti verebilmesi için her değerleme hizmetine belirli miktarda zaman ayırması gerekmektedir. Değerleme hizmetinin düşmesi değerleme uzmanlarını daha kısa sürede ve daha fazla sayıda değerleme raporu üretmeye mecbur edecektir. Bu nedenle şirketler arası rekabetin belirli sınırlarla ve belirli kurallarla sağlanması için Değerleme Uzmanları Birliği tarafından yurt genelinde çalışmalarda bulunulması önem taşımaktadır.

Değerleme Hizmeti Talep Eden Açısından Çözüm Teorileri:

Hizmet talep edenin kendi değerleme raporu formatıyla anlaşma sağladığı değerleme şirketinin formatını objektif olarak değerlendirerek en uygun format üzerinde değerleme hizmeti sunulması sağlanmalıdır.
Verilen değerleme hizmeti sonucunda oluşan hatalardan değerleme şirketinin ve değerleme uzmanının yükümlülüğü hakkında bir sözleşme yapılmalıdır.
Hizmet talep eden yurt genelinde aynı kalitede hizmet veren değerleme şirketleriyle birlikte çalışmalıdırlar.
Hizmet talep eden, hazırlanan değerleme raporlarını kontrol edecek bir kontrol ekibine sahip olunması gereklidir. Hazırlanan değerleme raporlarını doğru yer tespit edilmesi, takyidat ve doğru değer tespiti konusunda kontrol edecek yeterlilik sahibi olması şarttır.
Değerleme hizmetini talep eden hazırlanan değerleme raporlarını belirli sürelerde kendi personelince tekrar değerlemesini yaptırmalıdır. Belirli bir değer üzerindeki gayrimenkuller en az iki değerleme şirketleri tarafından değerlemesi yapılmalıdır.
Değerleme hizmetini talep eden kendi bünyesinde hazırlanan değerleme raporlarını adres, ada/pafta, değer ve değerleme tarihinin bulunduğu bir otomasyon sistemi oluşturmalıdır. Otomasyon sisteminde gayrimenkullerin değerlerinin takip edilmesinde siyasi, sosyal, ekonomik ve özel etkenler dikkate alınarak yorumlanma yapılmalıdır.
Değerleme raporunda şüphe duyulan noktalar sorgulanmalıdır. Her gayrimenkul değerleme raporunda bir adet emsal mutlaka aranmalıdır. Emsallerin uygunluğu test edilmelidir.
Değerleme hizmetini talep eden, değerleme hizmetini bölgeyi iyi tanıyan, gayrimenkul gelişimini ve değer değişimini sürekli olarak takip eden, gayrimenkul üzerindeki hukuki ve fiziki durumu analiz edebilecek ve yorumlayabilecek değerleme şirketleriyle birlikte çalışmalıdırlar.
Değerleme hizmeti bir ekip çalışmasıdır. Farklı uzmanlık alanlarına sahip olan kişilerin bir konu, bir problem üzerinde fikir ve çözüm yolu üretmesi sonucunda değerleme hizmeti verilmektedir. Bireysel çalışan değerleme uzmanları bu nedenle tercih edilmemelidir.
Değerleme şirketleriyle çalışmaya başlanmadan önce deneme süreci olarak değeri bilinen ve belirli bir değer üzerindeki en az 5 farklı gayrimenkul için değer tespitinin yapılması istenerek kişilerin ve kurumların yeterlilikleri ölçmelidir.
Yurt genelinde uzun süredir hizmet veren değerleme şirketleriyle çalışılmasına özen gösterilmelidir. Hizmet talep eden yapılan işin kontrollü olarak yürütülebilmesi için en az 2 – 3 adet farklı değerleme şirketiyle çalışmalıdırlar.

SONUÇ

Amaç; oluşturulan varsayımlar ve çözüm alternatifleriyle sektörde faaliyet gösteren ve değerleme hizmetine talep duyan kişi ve kuruluşların olası risk durumlarından minimum zararla hizmetlerinin sonuçlanmasıdır. Değişen zaman ve koşullarda, mevcut verilerin ışığı altında, sektörel gelişmelerin lineer bir doğruyla devam edeceği varsayımı altında çözüm teorileri oluşturulmuştur. Varsayımlar ve çözüm alternatifleri değerleme sektörü hakkında negatif düşünceleri barındırmamakta olup değerleme uzmanlarının, değerleme şirketlerinin ve değerleme hizmeti talep eden firmaların olumlu çalışmaları sonucunda sektörün çalışma koşullarının iyileşmesi, değerleme hizmetinin kalitesinin artması ve yanlış değer tespitinin yapılmaması için oluşturulmuştur.

Saygılarımla…

Hüseyin KARADAĞ
Gayrimenkul Değerleme Uzmanı
Finans Gayrimenkul Değerleme A.Ş.
Yönetim Kurulu Üyesi

Yazar Hakkında

Hüseyin KARADAĞ Gayrimenkul Değerleme Uzmanı Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisi

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - at 12:18 pm

Categories: Finans, Gayri Menkul   Tags: