Archive for Nisan, 2010

Baran Boya

1998 yılında Sinan KARADAĞ tarafından ANKARA da kurulan BARAN BOYA POLYESTER MOBİLYA İNŞAAT SANAYİ TİCARET LTD.ŞTİ. mobilya ve sanayi sektörüne yönelik boya,vernik, tiner, kompozit sektörüne yönelik polyester reçine, epoksi reçine, cam elyafı ve takviye çeşitleri ile müşterilerine hizmet vermeye başladı.
ANKARA da polyester,boya,mermerit ve fiberglass sektörüne ağırlık veren firmamız geniş ürün yelpazesiyle müşterilerine sadece ürün değil çözüm ortağı olarakta hizmet vermektedir.
Baran boya;polyester, rtv2 kalıp silikonu, döküm polyester, jelkot, sprey boya, cam elyaf, akrilik polyester, stren, elyaf polyester, epoksi boya, vernik, tiner ürünlerinde hizmet vermektedir.baranboya.com;polyester, rtv2 kalıp silikonu, döküm polyester, sprey boya, epoksi ürünlerinde profesyonel çözümler.

Yazar Hakkında

http://www.baranboya.com

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - Nisan 1, 2010 at 12:05 pm

Categories: Boya, Ev ve Aile   Tags: ,

TÜRKİYE'DE ÇİN TELEFONLARI

Gün geçtikçe Türkiye’de kullanımı hızla artan Çin telefonları üzerindeki sır perdesi hala %100 aydınlanmış değildir. Her sitede satışı yapılan bu telefonların bozulması durumunda muhatap bulmak, Çin Setti’ni geçmekten daha zordur. Daha önemlisi, nette bu telefonu satan satıcılar telefonun ne gibi özellikleri var, ayarları nasıl yapılır, sar değerleri nedir haberleri bile yok. Onlar sadece ceplerine girecek paraya bakıyorlar. Yaklaşık bir yıldır bu telefonlar üzerinde araştırma yapan biri olarak, garantili ve garantisiz olarak satılan Çin telefonları arasında soğan zarından öte bir fark olmadığını gördüm.

Büyük alışveriş sitelerinde en fazla satılan telefon olan çift hatlı, tv’li, mp3 çalarlı, yüksek ses özelliklerine sahip olan Çin telefonlarından sadece Anycool T808 modeli için sar değeri verilmiş. Cep telefonu ve kanser ilişkisi yıllardır süregelen bir konu. Bu konu çift hatlı Çin telefonlarında dada da önmli bir hal arzediyor. Çift hatlı olduğu için iki ayrı telefon taşınıyormuş gibi daha çok korku veriyor kullanıcılara.

Gerek bu tür bilinmezleri aydınlatmak, gerekse kullanıcı arkadaşlarımıza yardım amacıyla 03 EKİM 2008’de Çin telefonu destek sitesini kurdum ve siteye ilgi inanılmaz bir şekilde, kar topunun zirveden aşağıya yuvarlanması gibi büyüdü. Bu yazıyı yazdığım 25.02.2009 tarihi itibariyle sadece kayıtlı üye sayımız 10533 kişiye ulaştı. Demek oluyor ki Türkiye’de Çin telefonu kullanan kullanıcı sayısı hiç de az değil. Site olarak %100 olmasa da kullanıcıların bazı sorunlarına ciddi çözümler üreterek bu kulvardaki büyük bir boşluğu doldurduk ve Çin telefonu kullanıcılarını bir çatı altında toplamayı başardık.

Sitemizde kullanıcılara uyguladığımız ankette; Fiyatının, özelliklerine göre gerçekten çok ucuz olması Çin telefonlarının ilk tercih edilme sebebidir. Daha sonra çift hat, tv özelliği ve yükses ses kalitesi diğer tercih sebepleridir. Ama sar değerleri hakkında hiçbir bilginin olmamasından dolayı ne gibi bir tehlikeyle karşı karşıya olunduğu, kullanıcılar arasında korkuya sebep olmaktadır. Yine de Çin telefonu kullanıcılarına her geçen gün binlerce kişi eklenmektedir.

Yazar Hakkında

ANYCOOL CEP FORUM admin www.anycoolcepforum.com

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - at 12:03 pm

Categories: Cep Telefonu, Teknoloji   Tags: , ,

KÜRESEL EKONOMİK KRİZ BÜYÜK KAR’DAN VAZGEÇME VE SÜREKLİ KARA GEÇME DÖNEMİ (PAYLAŞIMCI EKONOMİ MODELİ)

KÜRESEL EKONOMİK KRİZ BÜYÜK KAR’DAN VAZGEÇME VE SÜREKLİ KARA GEÇME DÖNEMİ (PAYLAŞIMCI EKONOMİ MODELİ)
Dünyanın içinde bulunduğu periyotta yaşanan, belki de marx ın dediği gibi kapitalizmin kendi kendini yok etme durumu gerçekleşmek üzere ve bunun nedenlerine indiğimizde birkaç başlık önümüze gelmektedir.
Birincisi; dünya üzerinde 1900 ler de başlayan ve her geçen gün daha agresifleşen kar çılgınlığı; yani her işverenin yaptığı gibi daha az maliyet, daha az emek ve daha az girdi ile maksimum karı elde etme güdüsü. İşverenler ve büyük yatırımcılar artık tüm yatırımlarında çok büyük ki bana göre hak ettiklerinden çok daha fazlasını almayı amaçladılar ve bu karı çalışanları veya diğer toplum gruplarıyla dolaylı yoldan paylaşmak yerine sadece kendilerine aldılar. Halbuki; sistemin müşterileri yine onun çalışanları ve toplumdaki diğer harcama yapacak gruplarıdır. Ancak bu üretilen artı değerin bu harcama gruplarına az veya cok dağıtılmaması nedeniyle bu artı değere neden olan üretimden ortaya çıkan ürünler tüketiciler tarafından yeterli ekonomik güç olmaması nedeniyle ulaşılamaz bir alanda, sadece vakit buldukça oto galerilerinde, teknoloji mağazalarında ve hafta sonu tv programlarında imrenilerek bakılan atıl stok olarak kaldılar. Belki de marx kapitalim kendi sonunu kendi getirecek derken ; bize insanoğlunun ne kadar aç gözlü olduğunu anlatmaya çalışıyordu ve bugünkü hep bana anlayışının bir gün mutlaka sistemin sonunu getireceğini söylüyordu.
İkicisi; piyasa toplum devlet üçgeninde devletin rolü dür. Devlet bu piyasada nerede oldu dersek? 1900 ler den günümüze devletler hep piyasa yanlısı politika ürettiler ve çoğu zaman devleti piyasa liderleri yönetti. Az maaş ve çok yoğun çalışma zamanlarına göre her geçen gün geliri daha da azalan işçi kesim bir de devletin ağır ve çoğu zaman anlamsız vergi yükünü taşımak zorunda kaldı. Piyasa toplum ilişkisi hiçbir zaman bir denge amacı olmadan piyasa lehine yasalar ve düzenlemeler le iyice orantısız bir şekle sokuldu. Aslında piyasa bindiği dalı kesiyordu ama bunu gözünü kör eden kar çılgınlığı yüzünden göremiyordu. Devlet, piyasa ile o kadar uyumlu ilerledi ki sosyal alanların tamamından çıkıp piyasaya devretti ve gelir dağılımında adaletsizlikler zengin ve fakir arasındaki yaşam kalitesi farkı her geçen gün arttı. Toplumdaki ortadirek kesim yok oldu ve ikili bir yapı oluştu varlıklı ve varlıklı olmayan gruplar olarak. Ortadirek bir alt tabakaya kaydırıldı. Yani devlet artık babalıktan istifa etti ve toplumu öksüz bıraktı. En temel ihtiyaçlara ayrılacak aile bütçeleri bile lüks denebilecek harcama ücretleri ile ile aynı noktaya geldi yani; yaşam kalitesi artmak bir yana yaşam maliyetleri yükseldi. Yine bunu da piyasadan çıkıp devlet içinde yönetici ve karar mekanizmasını oluşturan gruplar eliyle piyasa yapmış oldu yani piyasa devleti işgal etti ve kendi amaçları doğrultusunda kullandı.
Peki bugün geldiğimiz noktada karşımızda ne var? Etkinliği ve iradesi kalmamış hatta karar alma ve verme yetisini ve yetkisi elinden piyasa tarafında alınmış bir devlet, artık hiçbir yaşam standardı düşünemeyecek ve tek düşüncesi bugününü geçirebilmek olan zavallı toplum ve daha çok kar elde edebilmek için başdöndüren teknolojik ürünler üreten yüksek fiyatlarla sunan ve şu anda alıcısı olamadığı için hiçbir gelir elde edemeyen piyasa. Yani; piyasa müşterisiz kalmış oldu. Çünkü; müşterisini beslemedi ve onu sömürdü kaynakları tükenen toplum harcama yapamaz hale geldi ve marx ın dediği gibi bu temeller üzerine kurulu kapitalizm çökme noktasına geldi.
O halde yeni dünya ekonomik düzeni görülen o ki; ikili bir yapı da piyasa-toplum olarak yapılanmak zorunda (devlet artık ekonomik sistemden çıkmış oluyor). Ancak piyasa acımasızlığından vazgeçecek ve karını toplumla paylaşmak zorunda kalacak. Böylece üretilen ürünlerin karşısında alım gücü olan bir toplum olabilecektir. Yeni sistemin, şimdiden karın büyüklüğünden çok karın sürekliliğini amaçlayan ve paylaşımcı, karşılıklı piyasa- toplum ikilisini birlikte yürümeye ve birbirlerini desteklemeye mecbur bırakan bir sistem olma temelinde kurulması gerekmektedir. Çünkü piyasa toplumdan toplum piyasadan beslendiği sürece piyasa toplumla her zaman karını paylaşmak zorundadır.

Yazar: ADEM KARABACAK

Yazar Hakkında

1983 ordu da doğdu 2005 yılında ist. üniv. sbf/ kamu yönetimi bölümünü bitirdi. bir bankada çalışmaktadır.

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - at 12:02 pm

Categories: Ekonomi   Tags: ,

Dolandırıcalara Dikkat

Son Günlerde Bazı Dolandırıcı kişi yada guruplar,Kargo süsü verilmiş boş paketle esnafa gidiyor,50 YTL kargo ücretini alarak kayıplara karışıyor.

Şebeke üyeleri, telefon numaralarını önceden tespit ettiği esnafı arayarak, “Sizi Ankara Ticaret Odası’ndan arıyoruz. Size bir para sayma makinesi hediye edeceğiz. Hediyeniz size bir hafta içerisinde ulaştırılacak.” diyerek telefonu kapatıyor.

Bu görüşmeden birkaç gün sonra da kendisine kargocu süsü veren bir dolandırıcı, elinde paket ile işyerine gelip emaneti teslim etmek istediğini belirtiyor. Kargo için 30 ile 50 YTL arasında ücret alan dolandırıcı, kayıplara karışıyor.

Kutuyu açan esnaf, para sayma makinesi yerine kuru ekmek,taş gazete vesair başka şeylerle karşılaştığında dolandırıldığını anlıyor.

Kıssadan hisse,kimseye havadan,haketmeden,işbirliği olmayan biryerden parasayma makinası uçak tayyare gibi hediyeler gelmezz.

Yazar Hakkında

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - at 12:01 pm

Categories: Ekonomi   Tags: , ,

KÜRESEL EKONOMİK KRİZ BÜYÜK KAR’DAN VAZGEÇME VE SÜREKLİ KARA GEÇME DÖNEMİ (PAYLAŞIMCI EKONOMİ MODELİ)

KÜRESEL EKONOMİK KRİZ BÜYÜK KAR’DAN VAZGEÇME VE SÜREKLİ KARA GEÇME DÖNEMİ (PAYLAŞIMCI EKONOMİ MODELİ)
Dünyanın içinde bulunduğu periyotta yaşanan, belki de marx ın dediği gibi kapitalizmin kendi kendini yok etme durumu gerçekleşmek üzere ve bunun nedenlerine indiğimizde birkaç başlık önümüze gelmektedir.
Birincisi; dünya üzerinde 1900 ler de başlayan ve her geçen gün daha agresifleşen kar çılgınlığı; yani her işverenin yaptığı gibi daha az maliyet, daha az emek ve daha az girdi ile maksimum karı elde etme güdüsü. İşverenler ve büyük yatırımcılar artık tüm yatırımlarında çok büyük ki bana göre hak ettiklerinden çok daha fazlasını almayı amaçladılar ve bu karı çalışanları veya diğer toplum gruplarıyla dolaylı yoldan paylaşmak yerine sadece kendilerine aldılar. Halbuki; sistemin müşterileri yine onun çalışanları ve toplumdaki diğer harcama yapacak gruplarıdır. Ancak bu üretilen artı değerin bu harcama gruplarına az veya cok dağıtılmaması nedeniyle bu artı değere neden olan üretimden ortaya çıkan ürünler tüketiciler tarafından yeterli ekonomik güç olmaması nedeniyle ulaşılamaz bir alanda, sadece vakit buldukça oto galerilerinde, teknoloji mağazalarında ve hafta sonu tv programlarında imrenilerek bakılan atıl stok olarak kaldılar. Belki de marx kapitalim kendi sonunu kendi getirecek derken ; bize insanoğlunun ne kadar aç gözlü olduğunu anlatmaya çalışıyordu ve bugünkü hep bana anlayışının bir gün mutlaka sistemin sonunu getireceğini söylüyordu.
İkicisi; piyasa toplum devlet üçgeninde devletin rolü dür. Devlet bu piyasada nerede oldu dersek? 1900 ler den günümüze devletler hep piyasa yanlısı politika ürettiler ve çoğu zaman devleti piyasa liderleri yönetti. Az maaş ve çok yoğun çalışma zamanlarına göre her geçen gün geliri daha da azalan işçi kesim bir de devletin ağır ve çoğu zaman anlamsız vergi yükünü taşımak zorunda kaldı. Piyasa toplum ilişkisi hiçbir zaman bir denge amacı olmadan piyasa lehine yasalar ve düzenlemeler le iyice orantısız bir şekle sokuldu. Aslında piyasa bindiği dalı kesiyordu ama bunu gözünü kör eden kar çılgınlığı yüzünden göremiyordu. Devlet, piyasa ile o kadar uyumlu ilerledi ki sosyal alanların tamamından çıkıp piyasaya devretti ve gelir dağılımında adaletsizlikler zengin ve fakir arasındaki yaşam kalitesi farkı her geçen gün arttı. Toplumdaki ortadirek kesim yok oldu ve ikili bir yapı oluştu varlıklı ve varlıklı olmayan gruplar olarak. Ortadirek bir alt tabakaya kaydırıldı. Yani devlet artık babalıktan istifa etti ve toplumu öksüz bıraktı. En temel ihtiyaçlara ayrılacak aile bütçeleri bile lüks denebilecek harcama ücretleri ile ile aynı noktaya geldi yani; yaşam kalitesi artmak bir yana yaşam maliyetleri yükseldi. Yine bunu da piyasadan çıkıp devlet içinde yönetici ve karar mekanizmasını oluşturan gruplar eliyle piyasa yapmış oldu yani piyasa devleti işgal etti ve kendi amaçları doğrultusunda kullandı.
Peki bugün geldiğimiz noktada karşımızda ne var? Etkinliği ve iradesi kalmamış hatta karar alma ve verme yetisini ve yetkisi elinden piyasa tarafında alınmış bir devlet, artık hiçbir yaşam standardı düşünemeyecek ve tek düşüncesi bugününü geçirebilmek olan zavallı toplum ve daha çok kar elde edebilmek için başdöndüren teknolojik ürünler üreten yüksek fiyatlarla sunan ve şu anda alıcısı olamadığı için hiçbir gelir elde edemeyen piyasa. Yani; piyasa müşterisiz kalmış oldu. Çünkü; müşterisini beslemedi ve onu sömürdü kaynakları tükenen toplum harcama yapamaz hale geldi ve marx ın dediği gibi bu temeller üzerine kurulu kapitalizm çökme noktasına geldi.
O halde yeni dünya ekonomik düzeni görülen o ki; ikili bir yapı da piyasa-toplum olarak yapılanmak zorunda (devlet artık ekonomik sistemden çıkmış oluyor). Ancak piyasa acımasızlığından vazgeçecek ve karını toplumla paylaşmak zorunda kalacak. Böylece üretilen ürünlerin karşısında alım gücü olan bir toplum olabilecektir. Yeni sistemin, şimdiden karın büyüklüğünden çok karın sürekliliğini amaçlayan ve paylaşımcı, karşılıklı piyasa- toplum ikilisini birlikte yürümeye ve birbirlerini desteklemeye mecbur bırakan bir sistem olma temelinde kurulması gerekmektedir. Çünkü piyasa toplumdan toplum piyasadan beslendiği sürece piyasa toplumla her zaman karını paylaşmak zorundadır.

Yazar: ADEM KARABACAK

Yazar Hakkında

1983 ordu da doğdu 2005 ist. üniv. snf kamu yönetimi mezunu ve halen bir bankada çalışmaktadır.

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - at 12:00 pm

Categories: Ekonomi, Enflasyon   Tags: , ,

Bir Webmaster'in İstanbul Şiiri…

FATİH’TEN BİZE ARMAĞAN

En İyi Duygular Toplanmış Bu Dört Bucak Yeditepede…
Her Bir Tepede Ayrı Bir hüzün , Dert , Neşe , Keder…
Dünyada Birçok Boğaz Var Her Biri Ayrı Güzelliklerde…
Ama Ama Tek Bir Boğaz Var ki Fatih’in Emrinde…

Birgün Başka Bir Tepeden Gözetliyorum Etrafı…
Eyy Tanrım Bu Güzellik Başka Nerede Var ki…
İki Çıta üzerine Dünya Köprüsü Kurmuşlar…
Burada 1 Gün Geç Yaşamanın Acısı Vuruyor Kalbime…

Birgün Başka Bir Tepeden Gözetliyorum Etrafı…
Denizin Ortasına Uzanmış Bir Tarih Görünüyor Ufukta…
Aynı Anda Hem Vapur Hem de Tren Sesleri…
Efsane Yaşıyor Diyor Kalbim İşte Orada Şanlı Haydarpaşa da…

Birgün Başka Bir Tepeden Gözetliyorum Etrafı…
Pencereleri Milyarlara Layık Bir Saray…
Ama Tarihimize Sahip Çıkmıyoruzki Biz…
Türklerin Çırağan’ı Almanların Elinde…

Birgün Başka Bir Tepeden Gözetliyorum Etrafı…
Şehrin Ortasına Çakılmış Tarihi Bir Çivi…
Yeditepeyi Aynı Anda Görüyorum Sanki…
Gökdelenlerden Kıymetli Galatadan…

Birgün Başka Bir Tepeden Gözetliyorum Etrafı…
Sanki Tarihi Yarımadayı Ayırıyor Birbirinden…
Yedikule’den Haliç Sırtlarına Doğru Bir Bizans Savunucusu…
Fatih’ten Başka Kim Geçebilir ki Bu Savunmadan…

Birgün Başka Bir Tepeden Gözetliyorum Etrafı…
Sanki Duyuyorum O Kutsal Sözcükleri Büyük Fısıltı Gibi…
‘Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır!
Onu fetheden askerler ne güzel askerlerdir!’

Birgün Başka Bir Tepeden Gözetliyorum Etrafı…
Hissediyorum İçimdeki O Büyük Tarih Sevgisini…
Duyuyorum İçimdeki O Hicran Kokusunu…
Ahh İstanbul Ahh İstanbul Ahh İstanbul….

Yazar Hakkında

Mistanbul.Tr.GG içim Yıklayın…

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - at 11:58 am

Categories: Eğlence, Şiir   Tags: ,

GünLüğümün kaLßi

KALBİM

KaLßının ıCındekini Sn ßıLe ßiLemezSin
ßu Gercekten DoGru ßiyanda düŞünCeLer ßi yanda kaLp
Hangisi yaLan SöyLüyor ki Sanırım ßen Doğruyu SöyLeyeni ßiLiyorum
KALP doGruyu SöyLer Ama ßunu inSanLar inkar ederLer DüşünCeLerının
peŞinden GiderLer BirGün ßeLki de piŞman oLurLar Hiç ßir zmn düşüncelerının
peŞinden Gitme O an eLini kaLßine koy ve o senı Nereye Götürürse Oraya GİT
ona Güven O senın için iyiyi ßiLir Sna zarar vermez Yeterki Sen eLini kaLbine Koy Dogruyu SEC ve GİT
Ha eLimi kalbime koydum o ßeni yanLıs yere Götürdü Diyorsan ki Onun ßir Sucu Yok O senın kaLbinin
iyiLiğindendir ßunu ihmaL edenLer düŞünsünLer ßenım yapamadıĞım Şeyi Yap Ona Ondan ßahSet ßeLki seni
SeveCektir Ona deGer verdiĞini hiSSettir Eger o sana karSıLıq vereCekSe ne MutLu Ona sımsıkı sarıl
DoĞru kişiyi ßuLdum DiyorSan Gercekten dOgruyu ßuLduySan ve Sen Onu ßırakSan ßıLe O senı Unutmaz
Son nefeSınde ßıLe Senı SayıkLar Eger onun son nefesınde yanında oLmazsan ki Çok ßüyük yanLış yaparsın
Sana deGer verene Sen de deGer ver EgER ki kaLßin onu sevmedıyse ceker gidersin Eger ki kaLßin
onu SvdıySe Sen de orada Son nefeSini VerirSin iStersin ki nefesLerimi Ona VerebiLseydm O yaŞasaydı
MutLu oLsaydı Hayat yaŞamak iÇin Çok kısa Heran Senin ya da sevdiĞinin öLeßiLeCegini Düşün Her an
onun yanında oL Hayatta hiç bir zaman gec alma ona
”seni çok seviOrum” de
Artık Çare Yok O bu Dünyadan Gitti Ona aSlA kızma seni ßıraktıGını Düşünme Eminim ki o Sana Cok deGer verdi
ßiLiorum hep Onu düşüneCekSin Hep Onu hatırLayaCakSIn Onu aSLa unutma Ona SayGısızLık yapmış oLuRsN ßelKi o HAlA
Seni DüŞünüyodur eGerki ßirgün Onu Çok ÖzLedm Onu Görmek iStiorum dersen ki ßu acıLarı Cekmekten dha ßaSit aL eLine
SiLahı daya Kafana Ona SöyLemen Gereken Son Şeyi SöyLe
”Seni çok Sevdim” de

ßiLmiorum ama ßeLki de duyGuLarımı anLataßiLmİŞİmdir ßu yazı GünLüğümün enGüzeL yerınde yazıO hayatta hıc bır
sey ıcın gec kalmayın hep sevdıklerınızle beraber mutlu olun ıCımden GeLdı

Yazar Hakkında

ßenim

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - at 11:57 am

Categories: Eğlence, Şiir   Tags: ,

AZRAİL YARİM AZRAİL

Önce bir isim şiir yollayayım
TUGÇE
T.. Tutki fırtınalar kopuyor yüreğimde seni unutamıyorum
U..Unutmak istediğim her an karşıma hayalin çıkıyor
G..Gök yüzü sanki senin hayalin heryerde sen varsın sanki
Ç..Çisil çisil yaşlar akıyor gözlerimden ama sen yoksun yanımda
E..Elbet biter diyorsun bu acılar yüreğin unutur diyorsun
Unutmak kolay olsa sevmezdim

şimdide begenilen bir şiirim

HaYaL Mi GeRÇeK Mi

Bir Hayale mi inandım yoksa gözlerine mi
Sözlerin mi tatlı geldi yoksa hayaller mi
Bir tek bildigim sey var oda hayalde olsa
Rüyada olsa yalanda olsa gerçekte seni sevdigim

Hayalsen gözlerimin önünde bitsin istiyorum
Gerçeksen eger sözlerin gibi seni istiyorum
Rüyadaysam uyandırmanı istiyorum Ne olur
Yasıyormuyum ölümüyüm bilmek istiyorum

Hayalinle yasamak istedim kör oldum
Duvarlara çarptım tasa takıldım düser oldum
Rüyadan uyanmak istemedim amma ölür oldum
Kokunu sarılmanı hissedemez oldum

Bir hayali gerçek sandıysam eger ben
Bilki hayal olmusum bilmeden seni görmeden
Bir rüyan için seni görmek için uyuyorsam bilmeden
Ya kalbim yorulmustur sevginin pesinden gitmeden

Zamanı gelmis demektir Azrail gelmeden
Çok uzaklara gitmeylen ölümle dans etmeylen
Hayattan kopup segiden uzak durup hasret çekmeylen
Bir sana bir yasama birde hayatıma özlem çekmeylen
Geçer bir gün belki dogrular söylemeylen

Kalkar gözümden yüregimden hasretinden
Çektigim acılar tükenirken bedenimden
Anlarım o zaman sevmeyle bitmeyen
Acılarla çekilen hayatların son buldugu
Bu ihanet dolu dünyanın derdini

www.tutkudiyari.tr.gg / www.imkansizsevgili.tr.gg
www.chatyeri.org

Yazar Hakkında

Hakkımda ne yazsam acaba :) bana ulaşın :) www.tutkudiyari.tr.gg / www.imkansizsevgili.tr.gg www.chatyeri.org beklerim tanışmak isteyenleri BLaCKSToRM_01@windowslive.com

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - at 11:57 am

Categories: Eğlence, Şiir   Tags: ,

kendime ait şiirlerim var

Ben yalnızdım sadece hasretin vardı,
Bana tek arkadaş umutlarım.
Senle başalayıp yine senle bitiyor,
Sana dair yarınlarım.
Bir sessiz çığlık vardı içimde,
Yürekte bir yanık sevdan.
Ağladım sensizliğime dün yine,
Bir göz yaşım vardı beni avutan,
Birde umutlarım arta kalan..denizzg

Yazar Hakkında

32 yaşındayım halen ögretmen olarak görev yapmaktayım ve zaman zaman şiirler yazıyorm

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - at 11:56 am

Categories: Eğlence, Şiir   Tags:

Sinema Tarihinin Kısa Özeti

SİNEMA TARİHİNİN KISA ÖZETİ

Bugün bir sinema filminin 110 dakika olduğunu kabul edelim. 110 dakikada bir roman okuyamaz, bir biyografi inceleyemeyiz. Yine aynı sürede tarihi belgelerle dolu bir arşive girip bir savaş, bir anlaşma, bir doğal felaket hakkında araştırma yapamaz, yeryüzünün bilmediğimiz bir köşesine ait doğal platformları, bir şehir ya da bir siyasal sistemi tanıma olanağı bulamayız. İşte insanoğlunun Sinema’ya karşı evrensel teveccühünün kökeninde, Sinema’nın kısacık bir sürede ona bildiği veya bilmediği unsurların niteliklerine dair yepyeni bir dünya hediye edebilme imkânı vardır. Bu dünya, edebi metinlerdeki gibi tamamen sözsel ve kurgusal, resimdeki gibi sadece renksel, müzikteki gibi yalnızca armonik, sessel öğeleri taşımaz. Onu büyülü kılan büyük özelliklerinden biri de kendi içsel evriminde insanın evrensel birikimini oluşturan bütün sanat türlerini ortak bir bünyede kullanabilme yeteneği olmuştur. Bu yetenek zamanla insanın gerek kişisel, gerekse toplumsal düşünce standardının kalitesini var olan halinden birkaç kat daha artırmıştır.

19. yüzyılda bilimin ve sanatların popülaritesini artırmasıyla zirveye ulaşan bilinç evrimi sanatlarda yeni akımlar, bilimsel disiplinlerde yeni yaklaşım teknikleri oluştururken, Sinema bu süreçte bizzat başlı başına bir “sanat türü” olarak kendisini var etti. Bu doğuşun alt yapısında, insanoğlunun edebiyatı görsellikle somutlaştırma tutkusunu besleyen felsefi bir “aşırı gerçekçilik” vardı.
Doğum sürecinde (1832’de phenakistoscope’un kullanılmasından 1895’de Paris’te Auguste ve Louis Lumiere kardeşlerin sinematografi adlı aygıtla ilk gösterimlerini yapmaları) fotoğraf tabanlı görüntü serileme çabaları bilimsel-teknolojik altyapıdan da beslenen bir merakın sürükleyiciliğinde çok kısa sürede teknik ve kurgusal bazda büyük atılımlar yaptı ve ilk örnekler “sessiz sinema” dediğimiz süreci başlattı. Sessiz sinema sürecinde çekilen filmler gerek filmin imalatçıları ve gerekse filmlerin türleri açısından büyük bir çeşitlilik sergilemekteydi. Filmin konusu kimi zaman sirk ve vodvil görüntüleriyken, kimi zamanda dünyanın çeşitli yerlerine gönderilmiş kameramanların saptadıkları haber ve belgeseller oluyordu. İdeolojik olarak herhangi bir tutumun belirmemesinin sebebi devrimler çağı olan 1900’lere yeni girilmiş ve tarihin en sarsıcı olaylarıyla karşılaşılmamış olmasıydı. Aynı zamanda sinemanın ilk mucitleri sayabileceğimiz önderler ellerindeki yeni sanatsal olanağa bir çocuğun uzun zamandır sahip olmak istediği bir oyuncağı sahiplenişinin heyecanıyla yaklaşıyorlardı. Yani kurguları belirleyecek konuları tasnif edebilecek sosyal bilim tabanlı kaygılar henüz üretme heyecanının altında kalmaktaydı. Bu ideolojik dinginlik sinemayı politik etkilerden uzak tutuyor sadece kitlelerin sinematik ürün açlığını yatıştırıyordu.

Devrimler çağının ilk büyük felaketi olan Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, savaşın yıktığı Almanya’da Sinema adına büyük atılımlar yapıldı. Filmlerin geneli tarihi temalar üzerine, kostümlü ve gösterişli siyasal-ideolojik öğeler yerleştirilmesiyle oluştu. Filmleri kostüm ve tarihi argümanlarla besleme eyleminin ardında yeniden dinamize olmaya çalışan Alman ulusçuluğunun, savaşın sonundaki yenilgi bunalımıyla yeni ve eskisine oranla daha katı bir milliyetçilik modeline yönelmiş olmasıydı. Bu dönemde yapımcılar arasında görülen ekonomik kıtlıklar -ki Almanya o dönemde Birinci Dünya Savaşının yaralarını sararken tarihinin en büyük ekonomik krizine de girmişti- birçok Alman sinemacının birçok Amerikan yapımcıyla yeni anlaşmalar yaparak Amerika yolunu tutmasına sebep oldu.Bu sinemacılar zamanla Hollywood’da Amerikan sinemasının estetik temellerini atan adamlar olacaklardı. Belki böyle olmasaydı bu beyin göçünden kısa süre sonra iktidara gelecek Hitler, propaganda için kendine Sinema temelli muazzam bir araç edinmiş olacaktı. Alman sineması 1920’lerde tarihi filmlerden biraz uzaklaşıp savaşın sebep olduğu sosyal yıkımın acıları açığa çıktıkça dışavurumcu temalardan uzaklaşıp yaşamı olduğu gibi aktaran gerçekçi filmlere yöneldiler. Bu yöneliş Alman halkının utancının sorgulanmasının bir şekliydi ve örtülü olarak Hitler propagandistliğine hizmet edecekti. Amiyane tabirle Alman halkının acılı yaşamı adeta bir film olmuştu.
Aynı dönemde SSCB Ajitasyon ve propaganda amacıyla dünyanın ilk sinema okulu VGİK’i kurdu. İlk etapta çekilen filmler kıt olanaklar sebebiyle çarlık döneminde çekilen filmlerin yeniden düzenlenerek Komünist propagandaya uygun hale getirilmesiyle oluşturuldu. VGİK’nin yetiştirdiği sinemacılar Sinema Tarihi’ne geçecek örnekler vermeye başladıklarında artık sinema Avrupa’da salt bir propaganda aracına dönüşmeye başlıyordu.

Aynı dönemde savaştan yara almadan çıkan Amerika’da Sinema Klasik Amerikan Liberalizmi’nin gölgesinde gelişirken özellikle komedi revaçtaydı. Hala filmleri çok izlenen ve bir efsane haline gelmiş Charlie Chaplin bu sürecin bir ürünüydü ve aynı dönemde bir haftada otuz milyondan fazla Amerikan Sinemaya uğruyordu. Liberalizmin özgürcü rahatlığıyla, maddeciliğin ve cinsel serbestinin kendini göstermeye başlaması muhafazakâr kişi ve kurumlarca filmlerin kontrolü konusundaki talepleri doğurdu. Almanya ve SSCB’de bizatihi etkin kurumlarca ortaya konan muhafazakârlık ABD’de halk tepkisiyle sinemada özgürcülüğün hareket alanını kısıtlamaya çalışıyordu.

İkinci Dünya Savaşı öncesinde “sese” kavuşan sinema izleyici oranını olağanüstü ölçüde artırdı. Kurgu, görüntü ve sesle asıl niteliklerine ulaşan Sinema daha da belirginleştirdiği gerçeklik duygusuyla yalın toplumsal gerçeklikleri konu edinen yapımların yolunu açtı. Kent argosunun ve çatışma sahnelerinin gerçeğe uygun biçimleriyle kullanıldığı aksiyon filmleri, biyografi filmleri ve hareketi baz alan komediden ziyade etkileyiciliğini diyaloglarla sağlamaya çalışan söze dayalı komediler ileri derecede ilgi gördü.
İkinci Dünya Savaşının ardından derinleşen toplumsal krizler, evrensel depresyon ve iki kutup alan dünyada sinema insan gerçekliğine fazlasıyla eğilme fırsatı buldu. Amerika’da antikomünist tutumlar yüzünden birçok yapımcı ve yönetmen istedikleri gibi çalışıp üretme şansından mahrum kaldılar. Ekonomik olanakların azalıp, televizyonun hayata girmesiyle yapımcılar siyah beyaz, küçük bütçeli gerçekçi filmler yapmaya başladılar. Zamanla Sovyet-Amerikan gerginliği tırmandıkça bizzat devlet desteğiyle birçok yapımcı komünist akımlara karşı, Amerikan Liberalizminin adaleti, toplumsala sunduğu refah ve Amerika’daki toplumsal mutluluk üzerine filmler yapacaklardı.

Savaşın acılarıyla boğuşan Avrupalılar ise tarihin en büyük savaşının ardındaki boşluğun gölgesinde tarihi ve çağdaş toplumu irdeleyen filmler yaptılar. Gayeleri bu kadar acının, böylesine vahşi kavgaların ve toplumların tarihsel acımasızlığının kökenlerini bilme babında bir gayretti elbette. Savaşın ardından konu devlet-kahraman ekseninden sokaktaki kişi eksenine kaydı.

Stalin sonrasında da totaliter tutumlarından vazgeçmeyen Sovyet sineması kayda değer bir şeyler üretemedi. Sovyetlerin resmi ideolojiyi koruma adına verdikleri savaş derin bir bilinç donukluğundan başka bir şey oluşturmuyordu ve bu donukluğun izleri tüm sanatları, en çok da sinemayı vurdu.
Günümüze baktığımızda özellikle Sinema sanatının önderi konumundaki toplumlarda İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki sokaktaki insan gerçekliğine doymuşluğun izlerini görürüz. Amerikan Sineması bugün hem kendi yakın tarihindeki toplumu bütün yönleriyle irdelerken, hem de 11 Eylül sonrası fark etmeye başladığı evrensel ruha ve insan birikimine yabancılaşmışlığın düğümlerini çözmeye çalışıyor. Bir yandan da kapalı toplum olma özelliğinin doğurduğu postmodern mezheplerin fantastik düzlemlerinde dünyanın şanına yakışır bir son telakki etmeye çalışıyor. Avrupa sinemasıyla milenyumun başında artık yükünü kaldıramadığı toplumsal çatlaklıkların ve etik yozlaşmayı başka açılardan izlerken, Doğudan ve Güneyden gelen tarihsel barbar istilalarına karşı nasıl bir cephe alacağının bilinçaltı savaşını kurguluyor.

3. Dünya ülkelerine baktığımız zamanda sömürge dönemlerinin acılarından sıyrılmaya çalışma çabası ve toplumlarını bütün yönleriyle yeniden var etmeye dair bir tutku görüyoruz. Bu tutku kimi zaman tarihi argümanlarla süslü kahraman mitosları önderliğinde oluşturulmaya çalışırken, bazen İran ve Hindistan örneklerinde olduğu gibi insan derinliğinin ve duygusalın kıyamete kadar yaşayacak canlılığı kullanarak eser verme şeklinde gözümüze çarpıyor.

Gerçekten Sinema tüm insanlık için Tarihin en yakın dostu olma yolunda ilerliyor. Sadece belgesel nitelikli filmlerle değil, insan gerçeğini konu edinen temalarıyla da sinema özellikle popüler tarihçilik için en gerçek, en soyut arşivsel birikimin varlığına varlık katıyor. İnsanlık gelecekte geçmişin gizemlerini ele almak için fazla uğraşmayacaksa bu konuda kendilerine en başat hizmetkârlığı sinema yapacak.

Özkan Şahin

sokakfilozofu06@hotmail.com

Yazar Hakkında

www.sokakfilozofu.blogspot.com

Be the first to comment - What do you think?  Posted by - at 11:55 am

Categories: Eğlence, Sinema   Tags: , ,

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »