SESİNİ DUYUR DAVUL; NEREDESİN?
SESİNİ DUYUR DAVUL; NEREDESİN?
Sesin niye hep içeride kalmış davulcu?
Bildiklerin niye hep zurnacıyla senin aranda
kalmış davulcu? Duyur sesini! Kendini
tanıt, özünü koru daima!
Ayaklarım beni aldı götürdü köyün bir başka ucundaki malum evinin kapısına. Ayaklarıma yardım eden tek yaratık eseri davulun sesiydi ve birde sadece yaklaştıkça hangi makamı ünlediğini anlayabildiğimiz diğer alet; zurnaydı. Benim naçiz vücudumu bir mıknatıs misali yanına çeken davulun sesini sürekli hissetmek için bana yakın olan ve ses çıkartabilen her şeye anlaşılır anlaşılmaz vurur ve ayarsız sesleri çıkartırım. Bu durumda beni davulun koynuna sokmasa da, yine de bana yeterli geliyor… Bu aşk bir kere damarlara ve kana işledi miydi; iş bitmiş demektir. Benim adımın arkasına birkaç isim takmalarına rağmen ben bu davulun sevgisini yolun başında iken bırakamadım. Aslında hiç pişman olmam, diye düşünüyorum.(?) Ve inşallah da pişman olmam. Davul dediler mi bana, benim için her şey boştur artık. Aslında şimdi bir çoğunuz, bu gevende ne diyor demiş tirsiniz ama; davulun sesi uzaktan hoş geliyor diye düşünüyorum size. Çünkü yanında oldun muydu; başın, kulakların veya daha başka yerlerin ağrıyacaktır. En iyisi davulun sesinin uzaklardan dinlenmesidir. Benim felsefemde, davulda birçok candır. Çünkü, ben hasta veya moralimin bozuk olduğu vakitlerde davulun sesine giderim ve o davul bana can verir, can çağırır uzak diyarlardan benim için.
Tabi şu da bir gerçektir ki, bilinmesi gerekir: Davulcu olmadığı sürece davulun sadece görüntüsü vardır. Davul çalmak en zor mesleklerden birisidir. Çünkü, sürekli ayakta olunması gerekiyor, sürekli kollar son sürat bir şeyler sallayacak, o ağırlık daima omuzlarında olacak, oynayanların her biri bir çeşit oynar ve dolayısıyla oyun karışır, bunu da ayarlayıp düzenleyecek kişide davulcudur daima. ( Teker teker değil, çalarken onları sıraya koyar, hissettirmeden oynayanlara.)
Davulun tek başına çalınıp, önünde de halay çekildiğini ben ne görmüşüm, ne de duymuşum… Davulun tek başına çalması hiçbir şey ifade etmez. Çünkü onun aralarını dolduracak tek şey daima zurnadır. Aslında ne davul tek başına çalınır ne de zurna tek başına çalınır. Zurna ne kadar araları doldurursa doldursun, davul olmadı mı hiçbir şeyin arasını dolduracak bir ensturman olamaz zurna.
Davulun bile dengi dengine çalması diyorlar; BİLE ney yani? Sorarım size, sanki davul rasgele o taraf bu taraf vurularak ses çıkartılıyor!…“Bile”ymiş! Benim bildiğim, kendini sadece başka bir şey ile birlikte dinletebilen tek ensturman, davuldur. Yanında bir başka aletin olmadığı var sayıldığında, davul sadece bir hiç olarak ortada kalır. Ve bunun bilinmesini bir borç olarak gören davulcular da bu duruma ehemmiyetsizlik yapmayıp, kendilerini ve de adlarını eskittirmeden kimseye çaktırmadan, yanlarında ki alete paralel çalarlar ve nihayetinde “Bile”ye gerek kalmaz…
Davulun dengi dengine olması, bir başka bakıma da iki sopanın birbirlerine paralel ve de düzenli bir biçimde ses çıkartılarak çalınması manasında da kullanılmıştır. Yani birbirini tamamlayan bir çift olarak kalmışlardır. Ve eğlenceyi damardan isteyen kişiler oldukçada bu davul kültürü daima ilerilere kadar, kendini kimselere yedirmeden uzayacaktır.
Davulun çalındığı civarlarda kimse kesmeden habersiz olamaz, olmaz, mümkün değildir çünkü. Çünkü; herkesin hedefi tek bir yerdir. Orası da davulun sesi, davul sesinin geldiği yer civardakilerin belli zamanlardaki tek hedefidir. Yani kimin o an nerede olduğu kesinlikle bellidir, bilinir.
Ahmet TANRIVERDİ
30/07/2008
Yazıhan
Yazar Hakkında
SESİNİ DUYUR DAVUL; NEREDESİN?
Categories: Kitap Tags: sesini duyur davul
KİTAP İLE BİRLİKTE
KİTAP İLE BİRLİKTE
Titrek bir mum ışığı dalgalandırıyordu gölgemi. Benden habersiz ıssız ve çatlak duvarlarda. Elimdeki kitabın gölgesi bana, derin düşüncelere dalmamı emredercesine bağırıyordu. Nefes nefese… dalmış gidiyordum gecenin karanlığında, sonsuzluğun ucundaki sonsuzluğa, uçarcasına…
Soluk soluğa okuyordum kitabı. Nefes almağa dahi olmamıştı fırsatım. Uçuyordum adeta, satırların arsındaki nihayette.
Toy bir kısrak, uçarcasına koşuyordu kırların kırlığını bozar gibi içimden. Karşıdaki dağların zirvesine… Benim için büyük hazine olan o zirveye… Hayalimdeki zirveye beni götürecek yardımcı tabelaları görüyordum, sayfaların derinliklerine uçup ulaştığımda.
Tek hedefim bu idi, şu fani insanların yaşadığı, ölümsüz dünyada. Kitap ile yaşayıp, kitap ile birlikte ölmek… Gerisi, fırtınanın hışmına kapılmış olarak havada uçuşan toz taneleri…
Dalmışım. Uçuyorum adeta denizin uçsuz bucaksız derin sularında. Yürümek yok artık bana. Yürüme ile varılmaz… İnsan ömrü ile varılmaz bu hazineye.
Sadece, dün, bugün ve yarın vardır. Ölmek istemiyorsak eğer; ilim ile yaşayacağız. Fanilerin hüküm sürdüğü, şu köle dünyada. Fuzûliler, Ahmed Yeseviler, Şiraziler, Mevlânalar ve daha niceleri… Niye ölmemişler diye düşündüğümde kendimce, daha da artıyor yalnızlığım ve adıyorum adeta kendimi satırların arasından süzülen yola. Tek bir yol vardır ki; ölümsüzlerin gittiği yoldur.
Velhasıl, bilmediğimizi, bilmediğimiz sürece yaşayamayız, fanilerin yurdu olan şu koca ve ölümsüz dünyada.
Ahmet TANRIVERDİ
26050 10/D/1
Yazar Hakkında
KİTAP İLE BİRLİKTE
Categories: Kitap Tags: Kitap, KİTAP İLE BİRLİKTE
TONYUKUK YAZITI
MS. 730 yılında Vezir Bilge Tonyukuk tarafından yazılmış ve diktirilmiştir. Tonyukuk bu yazıtta, Göktürk ve Çin savaşlarını kendi hatıraları şeklinde anlatır. Anlatımı çok sadedir. Sanata ve süse kaçmadan, halkın konuştuğu dili kullanmıştır.
Birinci Taş (Batı Cephesi)
Ben Bilge Tonyukuk’um. Çin ülkesinde doğdum. Türk milleti Çin’de tutsak idi. Türk milleti hanını bulmayınca Çin’den ayrıldı, han sahibi oldu. Hanını bırakıp yine Çin’e tutsak düştü. Tanrı şöyle demiş: Han verdim, hanını bırakıp tutsak düştün. Tutsak düştüğün için Tanrı öldürdü. Türk milleti öldü, bitti, yok oldu. Türk Sır milletinin yerinde boy kalmadı.
Ormanda, dışarıda kalmış olanlar toplanıp yedi yüz er oldular. İki bölüğü atlı idi. Bir bölüğü yaya idi.Yedi yüz kişiyi idare edenlerin büyüğü Şad idi; danışman ol dedi, danışmanı ben oldum, Bilge Tonyukuk. (Şadı) kağan mı yapayım diye düşündüm. Arık boğa ile semiz boğa arkada oldukça; semiz boğa mı arık boğa mı bilinmezmiş diye düşündüm. Bunun üzerine, Tanrı akıl verdiği için onu ben kağan yaptım.
İlteriş Kağan olunca, Bilge Tonyukuk Boyla Baga Tarkan ile İlteriş, güneyde Çinli’yi, doğuda Kıtay’ı, kuzeyde Oğuz’u pek çok öldürdüler. Danışmanı, yardımcısı ben idim.
Çoğay’ın kuzeyi ile Kara Kum’da oturuyorduk.
Birinci Taş (Güney Cephesi)
Geyik yiyerek, tavşan yiyerek oturuyorduk. Milletin karnı tok idi. Düşmanımız çevremizde ocak gibi idi, biz ateş idik.
Böyle otururken Oğuz’dan casus geldi. Casus’un sözü şöyle idi: Dokuz Oğuz boyu üzerine kağan oturmuş; Çin’e Kunı Sengün’ü göndermiş; Kıtay’a Tonga Esim’i göndermiş: Azıcık Türk (Köktürk) boyu var; fakat kağanı yiğit,danışmanı bilgili. Bu iki kişi oldukça seni, Çinliyi öldürecek diyorum. Çinli, sen güney yönünden saldır; Kıtay, sen doğu yönünden saldır; ben de kuzey yönünden saldırayım; Türk Sır boyunun yerinde hiç kimse kalmasın; mümkünse hepsini yok edelim, diyorum.
Bu haberi işitince gece uyuyasım gelmedi, gündüz oturasım gelmedi. Bunun üzerine kağanıma arz çıktım. Şunu arz ettim: Çinli, Oğuz, Kıtay… bu üçü birleşirse biz kalırız. Dıştan sarılmış gibiyiz. Yufka iken delmek kolay imiş, ince iken koparmak kolay. Yufka kalın olsa delmek zor imiş, ince yoğun olsa koparmak zor. Doğuda Kıtay’dan, güneyde Çin’den, batıda batılılardan, kuzeyde Oğuz’dan gelecek iki üç bin askerimiz var mı acaba? Böyle arz ettim.
Kağanım, ben Bilge Tonyukuk’un arzını işitti, gönlünce idare et dedi. Kök Öng’ü çiğneyerek Ötüken ormanına doğru orduyu sevk ettim. İnek ve yük arabalarıyla Togla’da oğuz geldi. Üç bin askeri varmış. Biz iki bin idik. Savaştık. Tanrı yarlığadı, yendik. Irmağa döküldüler. Pek çoğu da dağıttığımız yerde öldü.
Ondan sonra Oğuz tamamıyla geldi. Türk milletini Ötüken yerine, beni, Bilge Tonyukuk’u Ötüken yerine yerleştirmiş diye işiten güneydeki millet; batıdaki, kuzeydeki, doğudaki millet geldi.
Birinci Taş (Doğu Cephesi)
İki bin idik. İki ordumuz oldu. Türk milleti yaratılalı, Türk Kağanı tahta oturalı Şantung şehrine, denize ulaşmış olan yok imiş. Kağanımıza arz edip ordu gönderdim. Şantung şehrine, denize ulaştırdım. Yirmi üç şehir zaptettiler. Uykularını burada bırakıp seferde yatıp kalktılar.
Çin Kağanı düşmanımız idi. On Ok kağanı düşmanımız idi. Kırgızların güçlü kağanı da düşmanımız oldu. Bu üç kağan anlaşıp Altun ormanında birleşelim demişler. Şöyle anlaşmışlar. Doğuda Türk Kağanına doğru sefere çıkalım demişler. Eğer biz üzerine yürümezsek, eninde sonunda o bizi, kağanı yiğit, danışmanı bilgili olduğu için, eninde sonunda o bizi mutlaka öldürecektir. Üçümüz birleşip üzerine yürüyelim, hepsini yok edelim demişler. Türgiş kağanı şöyle demiş: Benim milletim oradadır demiş, Türk (Kök-türk) boyu yine karışıklık içindedir, Oğuz’u yine dardadır demiş.
Bu sözleri işitince gece yine uyuyasım gelmiyordu, gündüz yine oturasım gelmiyordu. O zaman düşündüm. İlkin Kırgaz üzerine yürürsek daha iyi olur dedim. Kögmen yolu tek imiş; kapanmış diye işitip bu yoldan yürümek olmaz dedim. Kılavuz istedim. Çöllü Az eri buldum. Az ülke (sinde), Anı bel (inde bir yol varmış); bir at yolu imiş, onunla gitmiş. Onunla konuşup bir atlının gittiğini öğrenince bu yolla gitmek mümkün dedim. Düşündüm ve kağanıma;…
Birinci Taş (Kuzey Cephesi)
…arz ettim.
Ordu yürüttüm. At in dedim. Ak Termil’i geçince at bindirdim. At üzerine bindirip karı söktürdüm. Sonra atları yedeğe aldırıp yaya olarak ve ağaçlara tutuna tutuna yukarı çıkarttım. Öndeki eri çapraz yürüterek ağaç olan tepeyi aştık. Yuvarlanarak indik. On gecede yandaki engeli dolaşarak gittik. Kılavuz yeri şaşırıp boğazlandı. Bunalıp “kağan,yetiş” demiş. Anı suyuna vardık. O sudan aşağı gittik. Yemek için attan iniyor, atı ağaca bağlıyorduk. Gece gündüz dört nala gittik. Kırgızları uykuda bastık. Uykularını mızrakla açtık. Hanı, ordusunu topladı; savaştık ve yendik. Hanlarını öldürdük. Kırgız boyu kağana teslim oldu, baş eğdi. Geri döndük, Kögmen ormanını dolaşarak geldik.
Kırgız’dan döner dönmez Türgiş kağanından casus geldi. Haberi şöyle idi: Doğudan kağana sefer edelim. Biz yürümezsek onlar bizi, kağanı yiğit, danışmanı bilgili olduğu için eninde sonunda onlar bizi mutlaka öldürecek, demiş. Casus, Türgiş kağanı çıkmış dedi. On Ok boyu eksiksiz çıkmış dedi: Çin ordusu da varmış.
Bu haberi işittiğimiz sırada katun (kraliçe) vefat etmişti. Kağanım, bene eve ineyim, onun yoğ törenini yapayım dedi. Orduya “gidin Altun ormanında oturun” dedi. “Ordunun başına İnin İl Kağan, Tarduş şadı gitsin” dedi. Bilge Tonyukuk’a, bana şunları söyledi: “Bu orduyu ilet” dedi, “ben sana ne söyleyeyim. Kararı istediğin gibi ver” dedi; “gelirse göreceği var, gelmezse haberciyi ve haberi alarak otur” dedi.
Altun ormanında oturduk. Üç casus geldi. Haberleri bir: Kağan orduyu çıkardı. On Ok eksiksiz çıktı. Yavaş ovasında toplanalım demişler. Bu haberi işitince haberi kağana yolladım.
Handan haber geldi: “Oturun, öncüyü ve nöbetçiyi iyice düzenleyin, baskın yapmayın” demiş. Bögü Kağan bana haber yollamış. Apa Tarkan’a ise gizli haber yollamış. Bilge Tonyukuk kötüdür, kindardır; yanılır; orduyu yürütelim diyecek; kabul etmeyin.
Bu haberi işitince ordu yürüttüm. Altun ormanını yol almaksızın aştık. İrtiş ırmağını geçit olmaksızın geçtik. Gece de yol aldık ve Bolçu’ya şafak sökerken ulaştık.
İkinci Taş (Batı Cephesi)
“Haberciyi getirdiler. Sözü şöyle idi: Yarış ovasında yüz bin asker toplandı dedi. Bu sözü işitince beğler, hep birlikte geri dönelim, zayıfın utancı daha iyidir dediler. Ben şöyle dedim; ben, Bilge Tonyukuk: Altun Ormanını aşarak geldik, İrtiş ırmağını geçerek geldik. Gelenler yiğit dediler duymadılar; Tanrı, Umay, mukaddes yer su üzerine çöküverdi. Niçin kaçıyoruz? Çok diye niçin korkuyoruz? Azız diye niçin kendimizi küçümsüyoruz? Hücum edelim dedim. Hücum ettik ve yağmaladık.
İkinci gün ateş gibi kızıp geldiler. Savaştık. Bizden iki ucu, yarısı fazla idi. Tanrı yarlığadığı için çok diye korkmadık ve savaştık. Tarduş şadına kadar kovalayıp dağıttık. Kağanını tuttuk; yabgusunu, şadını orada öldürdük. Elli kadar er yakaladık. Hem o gece halkına haber gönderdik. O haberi işitip On Ok beğleri, halkı hep geldi, baş eğdi. Halkın birazı kaçmıştı. Gelen beğleri ve halkı düzenleyip toplayarak, On Ok ordusunu yürüttüm. Biz de yürüdük. Anı’yı geçtik.inci ırmağını geçerek Tinsi oğlu denen ebedi Ek dağını aşırdım.
İkinci Taş (Güney Cephesi)
Demir Kapı’ya gittik. Oradan geri döndük. İni İl Kağan’a… Tacikler,Toharlar… ondan berideki Suk başlı Soğdak kavmi hep gelip baş eğdi.
Türk milletinin Demir Kapı’ya, Tinsi Oğlu denen dağa ulaştığı hiç vâki değildi. O yere, ben Bilge Tonyukuk ulaştırdığım için sarı altın, beyaz gümüş, kızıl yak öküzü, eğri deve, mal sıkıntısızca getirdik.
İlteriş kağan, bilgisinden dolayı, yiğitliğinden dolayı Çin ile on yedi defa savaştı. Kıtaylarla yedi defa savaştı.Oğuzlarla beş defa savaştı. Bu savaşlarda da danışmanı hep ben idim. Kumandanı da yine ben idim. İlteriş Kağan’a, Türk hakim kağanına,Türk’ün bilgili kağanına.”
İkinci Taş (Doğu Cephesi)
Kapgan Kağan… Gece uyumadı, gündüz oturmadı. Kızıl kanımı dökerek, kara terimi akıtarak işimi gücümü hep ona verdim. Öncüleri yine uzaklara gönderdim; hisarları, gözcüleri çoğalttım; basılan düşmanı getirdim; kağanım ile sefere çıktık. Tanrı korusun, bu Türk milletinin içinde silahlı düşman dolaştırmadım, damgalı at koşturtmadım. İlteriş Kağan kazanmasaydı, onun ardından ben kazanmasaydım il yine, millet yine yok olacaktı. O kazandığı için, ardından ben kazandığım için il yine il oldu, millet yine millet oldu.
Ben artık yaşlandım, kocadım. Herhangi bir yerdeki kağan sahibi bir millete benim gibisi olsa ne sıkıntıları olabilir.
Türk Bilge Kağan ilinde yazdırdım. Ben Bilge Tonyukuk.”
Yazar Hakkında
TONYUKUK YAZITI
TONYUKUK YAZITI
Categories: Kitap, Türk Dili Tags: TONYUKUK YAZITI, tonyuyuk
KÖLTİGİN (KÜLTİGİN) YAZITI
MS. 732 yılında hazırlanmıştır. Anıtta, Bilge Kağan’ın ağzından birlik ve bütünlük mesajları verilmektedir.
KÖLTİGİN (KÜLTİGİN) YAZITI
Güney Yüzü
Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki Şadpıt beyleri, kuzeydeki Tarkat, Buyruk beyleri, Otuz Tatar……….. Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit adamakıllı dinle: Doğuda gün doğuşuna, güneyde gün ortasına,batıda gün batışına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur. Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersin’e kadar ordu sevk ettim, Tibet’e ulaşmama az kaldı. Batı’da İnci nehrini geçerek Demir Kapı’ya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde Yir Bayırku yerine kadar ordu sevk ettim. Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken ormanından daha iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile anlaştım. Altını, gümüşü, ipeği ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün : Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay ormanına, Töğültün ovasına konayım dersen, Türk milleti, öleceksin! Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş: Uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir diyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına gidip, çok insan, öldün! O yere doğru gidersen, Türk milleti, öleceksin! Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiçbir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın. Türk milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için, beslemiş olan kağanın sözünü almadan her yere gittin. Hep orda mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla her yere hep zayıflayarak, ölerek yürüyordun. Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için, kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa, bu sözümde yalan var mı? Türk beyleri, milleti, bunu işi.tin! Türk milletini toplayıp il tutacağını burda vurdum. Her ne sözüm varsa ebedi taşa vurdum. Ona bakarak bilin. Şimdiki Türk milleti, beyleri, bu zamanda itaat eden beyler olarak mı yanılacaksınız? Ben ebedi taş yontturdum… Çin kağnından resimci getirdim, resimlettim. Benim sözümü kırmadı. Çin kağanının maiyetindeki resimciyi gönderdi. Ona bambaşka türbe yaptırdım. İçine dışına bambaşka resim vurdurdum. Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum … On Ok oğluna, yabancına kadar bunu görüp bilin. Ebedî taş yontturdum… İl ise, şöyle daha erişilir yerde ise, işte öyle erişilir yerde ebedî taş yontturdum, yazdırdım. Onu görüp öyle bilin. Şu taş …dım. Bu yazıyı yazan yeğeni Yollug Tigin.
Doğu Yüzü
Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkça, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini töresini tutuvermiş, düzenleyivermiş. Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapı’ya kadar kondurmuş. İkisi arasında pek teşkilatsız Göktürk öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku yine bilgiliymiş tâbiî, cesur imiş tâbiî. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tâbiî. İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece vefat etmiş. Yaşçı, ağlayıcı, doğuda gün doğusundan Bökli Çöllü halk, Çin, Tibet, Avar, Bizans, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı, bunca millet gelip ağlamış, yas tutmuş. Öyle ünlü kağan imiş. Ondan sonra küçük kardeşi kağan olmuş tabiî. Ondan sonra küçük kardeşi büyük kardeşi gibi kılınmamış olacak, oğlu babası gibi kılınmamış olacak. Bilgisiz kağan oturmuştur, kötü kağan oturmuştur. Buyruku da bilgisizmiş tabiî, kötü imiş tâbiî. Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, aldatıcı olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirdiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanı kaybedi vermiş. Çin milletine beylik erkek evladı kul oldu, hanımlık kız evladı cariye oldu. Türk beyler Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutup, Çin kağanına itaat etmiş. Elli yıl işi gücü vermiş. Doğuda gün doğusunda Bökli kağana kadar ordu sevk edi vermiş. Batıda Demir Kapıya kadar ordu sevk edi vermiş. Çin kağanına ilini, töresini alı vermiş. Türk halk kitlesi şöyle demiş: İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş. Kağanlı millet idim, kağanım hani, ne kağana işi gücü veriyorum der imiş. Öyle diyip Çin kağanına düşman olmuş. Düşman olup, kendisini tanzim ve tertip edemediğinden yine teslim olmuş. Bunca işi gücü verdiğini düşünmeden, Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım der imiş. Yok olmaya gidiyormuş. Yukarıda Türk Tanrısı, Türk mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiş. Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye babam İlteriş Kağanı, annem İlbilge Hatunu göğün tepesinde tutup yukarı kaldırmış olacak. Babam kağan on yedi erle dışarı çıkmış. Dışarı yürüyor diye ses işitip şehirdeki dağa çıkmış, dağdaki inmiş, toplanıp yetmiş er olmuş. Tanrı kuvvet verdiği için babam kağanın askeri kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş. Doğuya, batıya asker sevk edip toplamış, yığmış. Hepsi yedi yüz er olmuş. Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti, ecdadımın töresince yaratmış, yetiştirmiş. Tölis, Tarduş milletini orda tanzim etmiş. Yabguyu, şadı orda vermiş. Güneyde Çin milleti düşman imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz kavmi düşman imiş. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı hep düşman imiş. Babam kağan bunca… Kırk yedi defa ordu sevk etmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı lütfettiği için illiyi ilsizletmiş, kağanlıyı kağansızlatmış, düşmanı tâbi kılmış, dizliye diz çöktürmüş, başlıya baş eğdirmiş. Babam kağan öylece ili, töreyi kazanıp, uçup gitmiş. Babam kağan için ilkin Baz Kağanı balbal olarak dikmiş. O töre üzerine kağan oturdu. Amcam kağan oturarak Türk milletini tekrar tanzim etti, besledi. Fakiri zengin kıldı, azı çok kıldı. Amcam kağan oturduğunda kendim Tarduş milleti üzerine şad idim. Amcam kağan ile doğuda Yeşil Nehir, Şantung ovasına kadar ordu sevk ettik. Batıda Demir Kapı’ya kadar ordu sevk ettik. Kögmeni aşarak Kırgız ülkesine kadar ordu sevk ettik. Yekûn olarak yirmi beş defa ordu sevk ettik, on üç defa savaştık. İlliyi ilsizleştirdik, kağanlıyı kağansızlaştırdık. Dizliye diz çöktürdük, başlıya baş eğdirdik. Türgiş Kağanı Türkümüz, milletimiz idi. Bilmediği için, bize karşı yanlış hareket ettiği için kağanı öldü. Buyruku, beyleri de öldü. On Ok kavmi eziyet gördü.Ecdadımızın tutmuş olduğu yer, su sahipsiz olmasın diye Az milletini tanzim ve tertip edip… Bars bey idi. Kağan adını burada biz verdik. Küçük kız kardeşim prensesi verdik. Kendisi yanıldı, kağanı öldü, milleti cariye, kul oldu. Kögmenin yeri, suyu sahipsiz kalmasın diye Az, Kırgız kavmini düzene sokup geldik. Savaştık … ilini geri verdik. Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. Batıda Kengü Tarmana kadar Türk milletini öyle kondurduk, öyle düzene soktuk O zamanda kul kullu olmuştu. Cariye cariyeli olmuştu. Küçük kardeş büyük kardeşini bilmezdi, oğlu babasını bilmezdi. Öyle kazanılmış, düzene sokulmuş ilimiz, töremiz vardı. Türk, Oğuz beyleri, milleti, işitin: Üstteki gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini töreni kim boza bilecekti? Türk milleti, vazgeç, pişman ol! Disiplinsizliğinden dolayı, beslemiş olan bilgili kağanınla, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin, kötü hale soktun. Silahlı nereden gelip dağıtarak gönderdi? Mızraklı nereden gelerek sürüp gönderdi. Mukaddes Ötüken ormanının milleti, gittin. Doğuya giden, gittin. Batıya giden, gittin. Gittiğin yerde hayrın şu olmalı : Kanın su gibi koştu, kemiğin dağ gibi yattı. Beylik erkek evlâdın kul oldu, hanımlık kız evlâdın cariye oldu. Bilmediğin için, kötülüğün yüzünden amcam, kağan uçup gitti. Önce Kırgız kağanını balbal olarak diktim. Türk milletinin adı sanı yok olmasını diye, kendimi o Tanrı kağan oturttu tabiî. Varlıklı, zengin millet üzerine oturmadım. İşte aşsız, dışta elbisesiz; düşkün, perişan milletin üzerine oturdum. Küçük kardeşim Kül Tigin ile konuştuk. Babamızın, amcamızın kazandığı milletin adı sanı yok olmasın diye, Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kül Tigin ile, iki şad ile öle yite kazandım. Öyle kazanıp bütün milleti ateş, su kılmadım. Ben kendim kağan oturduğumda, her yere gitmiş olan millet öle yite, yaya olarak çıplak olarak dönüp geldi. Milleti besleyeyim diye, kuzeyde Oğuz kavmine doğru, doğuda Kıtay, Tatabı kavmine doğru, güneyde Çine doğru on iki defa büyük ordu sevk ettim, … savaştım. Ondan sonra, Tanrı bağışlasın, devletim var olduğu için, kısmetim var olduğu için, ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli, fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Değerli illiden, değerli kağanlıdan daha iyi kıldım. Dört taraftaki milleti hep tâbî kıldım, düşmansız kıldım. Hep bana itaat etti. İşi gücü veriyor.Bunca töreyi kazanıp küçük kardeşim Kül Tigin kendisi öylece vefat etti. Babam kağan uçtuğunda küçük kardeşim Kül Tigin yedi yaşında kaldı … Umay gibi annem hatunun devletine küçük kardeşim Kül Tigin er adını aldı. On altı yaşında, amcam kağanın ilini, töresini şöyle kazandı: Altı Çub Soğdaka doğru ordu sevk ettik, bozduk. Çinli Ong vali, elli bin asker geldi, savaştık. Kül Tigin yaya olarak atılıp hücum etti. Ong valinin kayın biraderini, silahlı, elle tuttu, silahlı olarak kağana takdim etti. O orduyu orda yok ettik. Yirmi bir yaşında iken, Çaça generale karşı savaştık. En önce Tadıgın, Çorun boz atına binip hücum etti. O at orda öldü. İkinci olarak İşbara Yamtar’ın boz atına binip hücum etti. O at orda öldü. Üçüncü olarak Yigen Silig beyin giyimli doru atına binip hücum etti. O at orda öldü. Zırhından kaftanından yüzlerce ok ile vurdular, yüzüne başına bir tane değdirmedi. …
Hücum ettiğini, Türk beyleri, hep bilirsiniz. O orduyu orda yok ettik. Ondan sonra Yir Bayirkunun Uluğ Irkini düşman oldu. Onu dağıtıp Türgi Yargun Gölünde bozduk. Uluğ Irkin azıcık erle kaçıp gitti.Kül Tigin yirmi altı yaşında iken Kırgız’a doğru ordu sevk ettik. Mızrak batımı karı söküp, Kögmen ormanını aşarak yürüyüp Kırgız kavmini uykuda bastık. Kağanı ile Songa ormanında savaştık. Kül Tigin, Bayırku’nun ak aygırına binip atılarak hücum etti. Bir eri ok ile vurdu, iki eri kovalayıp takip ederek mızrakladı. O hücum ettiğinde, Bayırku’nun ak aygırını, uyluğunu kırarak, vurdular. Kırgız kağanını öldürdük, ilini aldık. O yılda Türgiş’e doğru Altın ormanını aşarak, İrtiş nehrini geçerek yürüdük. Türgiş kavmini uykuda bastık. Türgiş kağanının ordusu Bolçu’da ateş gibi, fırtına gibi geldi. Savaştık. Kül Tigin alnı beyaz boz ata binip hücum etti. Alnı beyaz boz … tutturdu. İkisini kendisi yakalattı. Ondan sonra tekrar girip Türgiş kağanının buyruku Az valisini elle tuttu. Kağanını orda öldürdük, ilini aldık. Türgiş avam halkı hep tâbi oldu. O kavmi Tabarda kondurduk… Soğd milletini düzene sokayım diye İnci nehrini geçerek Demir Kapı’ya kadar ordu sevk ettik. Ondan sonra Türgiş avam halkı düşman olmuş. Kengeris’e doğru gitti. Bizim askerin atı zayıf, azığı yok idi. Kötü kimse er… kahraman er bize hücum etmişti. Öyle bir zamanda pişman olup Kül Tigini az erle eriştirip gönderdik. Büyük savaş savaşmış. Türgiş avam halkını orda öldürmüş, yenmiş. Tekrar yürüyüp…
Kuzey Yüzü
… ile, Koşu vali ile savaşmış. Askerini hep öldürmüş. Evini, malını eksiksiz hep getirdi. Kül Tigin yirmi yedi yaşına gelince Karluk kavmi hür ve müstakil iken düşman oldu. Tamag Iduk Başta savaştık. Kül Tigin o savaşta otuz yaşında idi. Alp Şalçı ata binip atılarak hücum etti. İki eri takip edip kovalayarak mızrakladı. Karluk’u öldürdük, yendik. Az milleti düşman oldu. Kara Göl’de savaştık. Kül Tigin otuz bir yaşında idi. Alp Şalçı akına binip atılarak hücum etti. Az ilteberini tuttu. Az milleti orda yok oldu. Amcam kağanın ili sarsdığında; millet, hükümdar ikiye ayrıldığında; İzgil milleti ile savaştık. Kül Tigin Alp Şalçı akına binip atılarak hücum etti. O at orda düştü. İzgil milleti öldü. Dokuz Oğuz milleti kendi milletim idi. Gök, yer bulandığı için düşman oldu. Bir yılda beş defa savaştık. En önce Togu Balıkta savaştık. Kül Tigin Azman akına binip atılarak hücum etti. Altı eri mızrakladı. Askerin hücumunda yedinci eri kılıçladı. İkinci olarak Kuşalgukta Ediz ile savaştık. Kül Tigin Az yağızına binip, atılarak hücum edip bir eri mızrakladı. Dokuz eri çevirerek vurdu. Ediz kavmi orda öldü. Üçüncü olarak Bolçuda Oğuz ile savaştık. Kül Tigin Azman akına binip hücum etti, mızrakladı. Askerini mızrakladık, ilini aldık. Dördüncü olarak Çuş başında savaştık. Türk milleti ayak titretti. Perişan olacaktı. İlerleyip gelmiş ordusunu Kül Tigin püskürtüp, Tongradan bir boyu, yiğit on eri Tonga Tigin mateminde çevirip öldürdük. Beşinci olarak Ezginti Kadız’da Oğuz ile savaştık. Kül Tigin Az yağızına binip hücum etti. İki eri mızrakladı, çamura soktu. O ordu orda öldü. Amga kalesinde kışlayıp ilk baharında Oğuza doğru ordu çıkardık. Kül Tigini evin başında bırakarak, müdafaa tedbiri aldık. Oğuz düşman, merkezi bastı. Kül Tigin öksüz akına binip dokuz eri mızrakladı, merkezi vermedi. Annem hatun ve analarım, ablalarım, gelinlerim, prenseslerim, bunca yaşayanlar cariye olacaktı, ölenler yurtta yolda yatıp kalacaktınız. Kül Tigin olmasa hep ölecektiniz. Küçük kardeşim Kül Tigin vefat etti. Kendim düşünceye daldım. Görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu. Kendim düşünceye daldım. Zamanı Tanrı yaşar. İnsan oğlu hep ölmek için türemiş. Öyle düşünceye daldım. Gözden yaş gelse mani olarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek düşünceye daldım. Müthiş düşünceye daldım. İki şadın ve küçük kardeş yeğenimin, oğlumun, beylerimin, milletimin gözü kaşı kötü olacak diyip düşünceye daldım. Yasçı, ağlayıcı olarak Kıtay, Tatabı milletinden başta Udar general geldi. Çin kağanından İsiyi Likeng geldi. On binlik hazine, altın, gümüş fazla fazla getirdi. Tibet kağanından vezir geldi. Batıda gün batısındaki Soğd, İranlı, Buhara ülkesi halkından Enik general, Oğul Tarkan geldi. On Ok oğlum Türgiş kağanından Makaraç mühürdar, Oğuz Bilge mühürdar geldi. Kırgız kağanından Tarduş İnançu Çor geldi. Türbe yapıcı, resim yapan, kitâbe taşı yapıcısı olarak Çin kağanının yeğeni Çang general geldi.
Kuzeydoğu Yüzü
Kül Tigin koyun yılında on yedinci günde uçtu. Dokuzuncu ay, yirmi yedinci günde yas töreni tertip ettik. Türbesini, resimini, kitâbe taşını maymun yılında yedinci ay, yirmi yedinci günde hep bitirdik. Kül Tigin kendisi kırk yedi yaşında bulut çöktürdü… Bunca resimciyi Tuygut vali getirdi.
Güneydoğu Yüzü
Bunca yazıyı yazan Kül Tiginin yeğeni Yollug Tigin, yazdım. Yirmi gün oturup bu taşa, bu duvara hep Yollug Tigin, yazdım. Değerli oğlunuzdan, evlâdınızdan çok daha iyi beslerdiniz. Uçup gittiniz. Gökte hayattaki gibi…
Güneybatı Yüzü
Kül Tiginin altınını, gümüşünü, hazinesini, servetini, dört binlik at sürüsünü idare eden Tuygut bu… Beyim prens yukarı gök… taş yazdım. Yollug Tigin.
Batı Yüzü
Batıdan Soğd baş kaldırdı. Küçük kardeşim Kül Tigin… için, öle yite işi gücü verdiği için, Türk Bilge Kağanı, nezaret etmek üzere, küçük kardeşim Kül Tigini gözeterek oturdum. İnançu Apa Yargan Tarkan adını verdim. Onu övdürdüm.
Yazar Hakkında
KÖLTİGİN (KÜLTİGİN) YAZITI
BİLGE KAĞAN YAZITI
Bilge Kağan adına, oğlu Tenri Kağan tarafından 735 yılında yaptırılmıştır. Bilge Kağan’ın ağzından, devletin nasıl büyüdüğü ve Kültigin’in ölümünden sonraki olaylar anlatılmaktadır.
BİLGE KAĞAN YAZITI
Doğu Yüzü
Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı, sözüm: Babam Türk Bilge Kağanı … Sir, Dokuz Oğuz, İki Ediz çadırlı beyleri, milleti … Türk tanrısı … üzerinde kagan oturdum. Oturduğumda ölecek gibi düşünen Türk beyleri, milleti memnun olup sevinip, yere dikilmiş gözü yukarı baktı. Bu zamanda kendim oturup bunca ağır töreyi dört taraftaki … dim. Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini, töresini tutu vermiş, düzene soku vermiş. Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye dik çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapıya kadar kondurmuş. İkisi arasında pek teşkilâtsız Gök Türk’ü düzene sokarak öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku bilgili imiş tabiî, Cesur imiş tabiî. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabiî. İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece vefât etmiş. Yasçı, ağlayıcı, doğuda gün doğusundan Bökli Çöllü halk, Çin, Tibet, Avar, Bizans, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı, bunca millet gelip ağlamış, yas tutmuş. Öyle ünlü kağan imiş. Ondan sonra küçük kardeşi kağan olmuş tabiî, oğulları kağan olmuş tabiî. Ondan sonra küçük kardeşi büyük kardeşi gibi kılınmamış olacak, oğlu babası gibi kılınmamış olacak. Bilgisiz kağan oturmuştur, kötü kağan oturmuştur. Buyruku da bilgisizmiş tabiî, kötü imiş tabiî. Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, aldatıcı olduğu için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirttiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedivermiş. Çin milletine beylik erkek evlâdını kul kıldı, hanımlık kız evlâdını cariye kıldı. Türk beyler Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutarak, Çin kağanına itaat etmiş. Elli yıl işi gücü vermiş. Doğuda gün doğusunda Bökli kağana kadar ordu sevk edi vermiş. Batıda Demir Kapıya ordu sevk edi vermiş. Çin kağanına ilini, töresini alı vermiş. Türk halk kitlesi şöyle demiş: İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş. Kağanlı millet idim, kağanım hani, ne kağana işi, gücü veriyorum der imiş. Öyle diyip Çin kağanına düşman olmuş. Düşman olup, kendisini tanzim ve tertip edemediğinden, yine tâbi olmuş. Bunca işi, gücü vermediğini düşünmeden, Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım der imiş. Yok olmaya gidiyormuş. Yukarıda Türk Tanrısı, mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiştir. Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye, babam İltiriş kağanı, annem İlbilge Hatun’u göğün tepesinden tutup yukarı kaldırmıştır. Babam kağan on yedi erle dışarı çıkmış. Dışarı yürüyor diye ses işitip şehirdeki dağa çıkmış, dağdaki inmiş. Toplanıp yetmiş er olmuş. Tanrı kuvvet verdiği için, babam kağanın askeri kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş. Doğuya batıya asker sevk edip toplamış, yığmış. Hepsi yedi yüz er olmuş. Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti, ecdadımın töresince yaratmış, yetiştirmiş. Tölis, Tarduş milletini orda tanzim etmiş. Yabguyu, şadı orda vermiş. Güneyde Çin milleti düşman imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz kavmi düşman imiş. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı hep düşman imiş. Babam kağan bunca …. kırk yedi defa ordu sevk etmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı lûtfettiği için illiyi ilsizletmiş, kağanlıyı kağansızlatmış, dizliye diz çöktürmüş, başlıya baş eğdirmiş. Babam kağan öylece ili, töreyi kazanıp, uçup gitmiş. Babam kağan için ilkin Baz kağanı balbal olarak dikmiş. Babam kağan uçtuğunda kendim sekiz yaşında kaldım. O töre üzerine amcam kağan oturdu. Oturarak Türk milletini tekrar tanzim etti, tekrar besledi. Fakiri zengin kıldı, azı çok kıldı. Amcam kağan oturduğunda kendim prens … Tanrı buyurduğu için ondört yaşımda Tarduş milleti üzerine şad oturdum. Amcam kağan ile doğuda Yeşil Nehir’e, Şantung ovasına kadar ordu sevk ettik. Batıda Demir Kapı’ya kadar ordu sevk ettik. Kögmen’i aşarak Kırgız ülkesine kadar ordu sevk ettik. Yekun olarak yirmi beş defa ordu sevk ettik, on üç defa savaştık. İlliyi ilsizleştirdik, kağanlıyı kağansızlaştırdık. Dizliye diz çöktürdük, başlıya baş eğdirdik. Türgiş kağanı Türk’üm, milletim idi. Bilmediği için, bize karşı yanlış hareket ettiği, ihanet ettiği için kağanı öldü, buyruku, beyleri de öldü. On Ok kavmi eziyet gördü. Ecdadımızın tutmuş olduğu yer, su sahipsiz kalmasın diye Az milletini tanzim ve tertip edip … Bars bey idi. Kağan adını burda biz verdik. Kız kardeşim prensesi verdik. Kendisi ihanet etti, kağanı öldü, milleti cariye, kul oldu. Kögmen’in yeri, suyu sahipsiz kalmasın diye Az, Kırgız milletini tanzim ve tertip edip geldik. Savaştık … ilini geri verdik. Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. Batıda Kengü Tarbana kadar Türk milletini öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. O zamanda kul kullu, cariye cariyeli olmuştu. Küçük kardeş büyük kardeşini bilmezdi, oğlu babasını bilmezdi. Öyle kazanılmış, öyle düzene sokulmuş ilimiz, töremiz vardı. Türk, Oğuz beyleri, milleti işit: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilecekti? Türk milleti, vazgeç, pişman ol! Disiplinsizliğinden dolayı, beslemiş olan kağanına, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin, kötü hâle soktun. Silâhlı nereden gelip dağıtarak gönderdi? Mızraklı nereden gelerek sürüp gönderdi? Mukaddes Ötüken ormanının milleti, gittin! Doğuya giden, gittin! Batıya giden, gittin! Gittiğin yerde hayrın şu olmalı: Kanın nehir gibi koştu. Kemiğin dağ gibi yattı. Beylik erkek evlâdını kul kıldın. Hanımlık kız evlâdını cariye kıldın. O bilmemenden dolayı, kötülüğün yüzünden amcam kağan uçup gitti. Önce Kırgız kağanını balbal olarak diktim. Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, babam kağanı, annem hatunu yükselten Tanrı, il veren Tanrı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, kendimi o Tanrı kağan oturttu tabiî. Varlıklı, zengin millet üzerine oturmadım. İçte aşsız, dışta elbisesiz; düşkün, perişan millet üzerine oturdum. Küçük kardeşim Kül Tigin, iki şad, küçük kardeşim Kül Tigin ile konuştuk. Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanı yok olmasın diye Türk milleti için gece uyuyamadım, gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kül Tigin ile, iki şad ile öle yite kazandım. Öyle kazanıp bütün milleti ateş, su kılmadım. Ben kendim kağan oturduğumdan her yere gitmiş olan millet yaya olarak, çıplak olarak, öle yite geri geldi. Milleti besleyeyim diye kuzeyde Oğuz kavmine doğru; doğuda Kıtay, Tatabı kavmine doğru; güneyde Çine doğru on iki defa ordu sevk ettim … savaştım. Ondan sonra Tanrı buyurduğu için, devletim, kısmetim var olduğu için, ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli kıldım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Değerli illiden, değerli kağanlıdan daha iyi kıldım. Dört taraftaki milleti hep tâbi kıldım, düşmansız kıldım. Hep bana itaat etti. Onyedi yaşımda Tanguta doğru ordu sevk ettim. Tangut milletini bozdum. Oğlunu, karısını, at sürüsünü, servetini orda aldım. Onsekiz yaşımda Altı Çub Soğdaka doğru ordu sevk ettim. Milleti orda bozdum. Çinli Ong vali, elli bin as
ker geldi. Iduk Başta savaştım. O orduyu orda yok ettim. Yirmi yaşımda, Basmıl Iduk Kut soyumdan olan kavim idi, kervan göndermiyor diye ordu sevk ettim. K … m tâbi kıldım, malını çevirip getirdim. Yirmi iki yaşımda Çin’e doğru ordu sevk ettim. Çaça general, seksen bin asker ile savaştım. Askerini orda öldürdüm. Yirmi altı yaşımda Çik kavmi Kırgız ile beraber düşman oldu. Kemi geçerek Çike doğru ordu sevk ettim. Örpende savaştım. Askerini mızrakladım. Az milletini aldım … tâbi kıldım. Yirmi yedi yaşımda Kırgız’a doğru ordu sevk ettim. Mızrak batımı karı söküp, Kögmen ormanını aşarak yürüyüp Kırgız kavmini uykuda bastım. Kağanı ile Songa ormanında savaştım. Kağanını öldürdüm, ilini orda aldım. O yılda Türgiş’e doğru Altın ormanını aşarak İrtiş nehrini geçip yürüdüm. Türgiş kavmini uykuda bastım. Türgiş kağanının ordusu ateş gibi, fırtına gibi geldi. Bolçu’da savaştık. Kağanını, yabgusunu, şadını orda öldürdüm. İlini orda aldım. Otuz yaşımda Beş Balıka doğru ordu sevk ettim. Altı defa savaştım … askerini hep öldürdüm. Onun içindeki ne kadar insan … yok olacaktı … çağırmak için geldi. Beş Balık onun için kurtuldu. Otuzbir yaşımda Karluk milleti sıkıntısız, hür ve serbest iken, düşman oldu. Tamag Iduk Başta savaştım. Karluk milletini öldürdüm, orda aldım … Basmıl kara … Karluk milleti toplanıp geldi … m, öldürdüm. Dokuz Oğuz benim milletim idi. Gök, yer bulandığı için, ödüne kıskançlık değdiği için düşman oldu. Bir yılda dört defa savaştım: En önce Togu Balık!ta savaştım. Togla nehrini yüzdürerek geçip ordusu … İkinci olarak Andırgu’da savaştım. Askerini mızrakladım … Üçüncü olarak Çuş başında savaştım. Türk milleti ayak titretti, perişan olacaktı. İlerleyip yayarak gelen ordusunu püskürttüm. Çok ölecek orda dirildi. Orda Tongra yiğiti bir boyu Tonga Tigin mateminde çevirip vurdum. Dördüncü olarak Ezginti Kadız’da savaştım. Askerini orda mızrakladım, yıprattım …yıprat … Otuziki yaşımda Amgı kalesinde kışladıkta kıtlık oldu. İlk baharında Oğuz’a doğru ordu sevk ettim. İlk ordu dışarı çıkmıştı, ikinci ordu merkezde idi. Üç Oğuz ordusu basıp geldi. Yaya, kötü oldu diyip yenmek için geldi. Bir kısım ordusu evi barkı yağma etmek için gitti, bir kısım ordusu savaşmak için geldi. Biz az idik, kötü durumda idik. Oğuz … düşman … Tanrı kuvvet verdiği için orda mızrakladım, dağıttım. Tanrı bahşettiği için, ben kazandığım için Türk milleti kazanmıştır. Ben küçük kardeşimle beraber böyle başa geçip kazanmasam Türk milleti ölecekti, yok olacaktı. Türk beyleri, milleti, böyle düşünün, böyle bilin! Oğuz kavmi … göndermeden, diye ordu sevk ettim. Evini barkını bozdum. Oğuz kavmi Dokuz Tatar ile toplanıp geldi. Aguda iki büyük savaş yaptım. Ordusunu bozdum. İlini orda aldım. Öyle kazanıp … Tanrı buyurduğu için otuzüç yaşımda … idi. Seçkin, muhterem, güç beslemiş olan, kahraman kağanına ihanet etti. Üstte Tanrı, mukaddes yer, su, amcam kağanın devleti kabul etmedi olacak. Dokuz Oğuz kavmi yerini, suyunu terk edip Çin’e doğru gitti. Çin … bu yere geldi. Besleyeyim diye düşünüp … millet …. suçla … güneyde Çin’de adı sanı yok oldu. Bu yerde bana kul oldu. Ben kendim kağan oturduğum için Türk milletini … kılmadım. İli, töreyi çok iyi kazandım … toplanıp … orda savaştım. Askerini mızrakladım. Teslim olan teslim oldu, millet oldu; Ölen öldü. Selengadan aşağıya yürüyerek Kargan vâdisinde evini, barkını orda bozdum … ormana çıktı. Uygur valisi yüz kadar askerle doğuya kaçıp gitti …… Türk milleti aç idi. O at sürüsünü alıp besledim. Otuz dört yaşımda Oğuz kaçıp Çin’e girdi. Eseflenip ordu sevk ettim. Hiddetle .., oğlunu, karısını orda aldım. İki valili millet ….. Tatabı milleti Çin kağanına itaat etti. Elçisi, iyi sözü, niyazı gelmiyor diye yazın ordu sevk ettim. Milleti orda bozdum. At sürüsünü … askeri toplanıp geldi. Kadırkan ormanına kon … yerine doğru, suyuna doşru kondu. Güneyde Karluk milletine doşru ordu sevk et diyip Tudun Yamtarı gönderdim, gitti … Karluk valisi yok olmuş, küçük kardeşi bir kaleye … kervanı koşmadı. Onu korkutayım diyip ordu sevk ettim. Koruyucu iki üç kişi ile beraber kaçıp gitti. Halk kütlesi kağanım geldi diyip övdü … ad verdim. Küçük adlı …
Güneydoğu Yüzü
…. Gök Öngü çiğneyerek ordu yürüyüp, gece ve gündüz yedi zamanda susuzu geçtim. Çorağa ulaşıp yağmacı askeri … Keçine kadar …
Güney Yüzü
… Çin süvarisini, on yedi bin askeri ilk gün öldürdüm. Piyadesini ikinci gün hep öldürdüm. Bi … aşıp vard … defa ordu sevk ettim. Otuzsekiz yaşımda kışın Kıtay’a doğru ordu sevk ettim … Otuz dokuz yaşımda ilk baharda Tatabı’ya doğru ordu sevk ettim…. ben … öldürdüm. Oğlunu, karısını, at sürüsünü, servetini … millet… karısını yok kıldım……. savaştım. … verdim. Kahraman erini öldürüp balbal kılı verdim. Elli yaşımda Tatabı milleti Kıtaydan ayrıldı. … lker dağına … Ku general kumandasında kırk bin asker geldi. Töngkes dağında hücum edip vurdum. Otuz bin askeri öldürdüm. On bin … ise … öktüm. Tatabı …. öldürdü. Büyük oğlum hastalanıp yok olunca Ku’yu, generali balbal olarak diki verdim. Ben on dokuz yıl şad olarak oturdum, on dokuz yıl kağan olarak oturdum, il tuttum. Otuz bir … Türk’üm için, milletim için iyisini öylece kazanı verdim. Bu kadar kazanıp babam kağan köpek yılı, onuncu ay, yirmi altıda uçup gitti. Domuz yılı, beşinci ay, yirmi yedide yas töreni yaptırdım. Bukağ vali … babası Lisün Tay generalin başkanlığında beş yüz yiğit geldi. Kokuluk …. altın, gümüş fazla fazla getirdi. Yas töreni kokusunu getirip diki verdi. Sandal ağacı getirip öz … Bunca millet saçını, kulağını … kesti. İyi binek atını, kara samurunu, mavi sincabını sayısız getirip hep bıraktı. Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı, sözüm: Babam Türk Bilge Kağan’ı oturduğunda şimdiki Türk beyleri, sonra Tarduş beyleri; Kül Çor başta olarak, arkasından şadpıt beyleri; önde Tölis beyleri; Apa Tarkan başta olarak, arkasından şadpıt beyleri; bu … Taman Tarkan, Tonyukuk Boyla Baga Tarkan ve buyruk … iç buyruk; Sebig Kül İrkin başta olarak, arkasından buyruk; bunca şimdiki beyler, babam kağana fevkalâde fevkalâde çok iltica etti … Türk beylerini, milletini fevkalâde çok yüceltti, övdü … babam kağan … ağır taşı, kalın ağacı Türk beyleri, milleti … Kendime bunca …
Kuzey Yüzü
Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki Şadpıt beyleri, kuzeydeki Tarkat, Buyruk beyleri, Otuz Tatar, … Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle: Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur. Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersin’e kadar ordu sevk ettim, Tibet’e ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek Demir Kapıya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde Yir Bayırku yerine kadar ordu sevk ettim. Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken ormanından iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile anlaştım. Altını, gümüşü, ipeği, ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa kabilesine, milletine, akrabasına kadar barındırmaz imiş. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk milleti, öleceksin! Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş: Uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir diyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına varıp, çok insan öldün! O yere doğru gidersen Türk milleti, öleceksin! Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiç bir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın. Türk milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin. Acıksan tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için beslemiş olan kağanının sözünü almadan her yere gittin. Hep orda mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla, her yere zayıflayarak ölerek yürüyordun. Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa bu sözümde yalan var mı? Türk beyleri, milleti, bunu işitin! Türk milletini toplayıp il tutacağını burda vurdum. Yanılıp öleceğini yine burda vurdum. Her ne sözüm varsa ebedî taşa vurdum. Ona bakarak bilin. Şimdiki Türk milleti, beyleri, bu zamanda itaat eden beyler olarak mı yanılacaksınız? Babam kağan, amcam kağan oturduğunda dört taraftaki milleti nasıl düzene sokmuş … Tanrı buyurduğu için kendim oturduğumda dört taraftaki milleti düzene soktum ve tertipledim … kıldım. … Türgiş kağanına kızımı … fevkalâde büyük törenle alı verdim. Türgiş kağanının kızını fevkalâde büyük törenle oğluma alıverdim … fevkalâde büyük törenle alı verdim … yaptırdım … başlıya baş eğdirdim, dizliye diz çöktürdüm. Üstte Tanrı, altta yer bahşettiği için gözle görülmeyen, kulakla işitilmeyen milletimi doğuda gün doğusuna, güneyde … batıda … Sarı altınını, beyaz gümüşünü, kenarlı ipeğini, ipekli kumaşını, binek atını, aygırını, kara samurunu, mavi sincabını Türk’üme, milletime kazanı verdim, tanzim edi verdim … kedersiz kıldım. Üstte Tanrı kudretli … Türk beylerini, milletini … besleyin, zahmet çektirmeyin, incitmeyin! … benim Türk beylerim, Türk milletim,… kazanıp … bu … bu kağanından, bu beylerinden … suyundan ayrılmazsan, Türk milleti, kendin iyilik göreceksin, evine gireceksin, dertsiz olacaksın. … Ondan sonra Çin kağanından resimciyi hep getirttim. Benim sözümü kırmadı, maiyetindeki resimciyi gönderdi. Ona bambaşka türbe yaptırdım. İçine dışına bambaşka resim vurdurdum. Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum … On Ok oğluna, yabancına kadar bunu görüp bilin! Ebedî taş yontturdum … yontturdum, yazdırdım. … O taş türbesini …
Batı Yüzü
… üstte … Bilge Kağan uçtu. Yaz olsa, üstte gök davulu gürler gibi, öylece ve dağda yabani geyik gürlese, öylece mateme gark oluyorum. Babam kağanın taşını kendim kağan ……
Güneybatı Yüzü
Bilge Kağan kitâbesini Yollug Tigin, yazdım. Bunca türbeyi, resimi, sanatı … kağanın yeğeni Yollug Tigin ben bir ay dört gün oturup yazdım, resimledim.
Yazar Hakkında
BİLGE KAĞAN YAZITI
Categories: Kitap, Türk Dili Tags: bilge kağan, BİLGE KAĞAN YAZITI
Şarap Hakkında Herşey
Şarabı Alırken ve Saklarken
Şarabın ömrünü belirleyen en önemli faktörlerden biri saklama koşullarıdır. İdeal koşullarda saklanan şaraplar kendilerine tanınan maksimum sürede bozulmadan yapılarını korurlar. Işık, düşük nem, ışık ve titreşim şarabın en önemli düşmanlarıdır.
Bir şarap ideal olarak 7-14 derece arasında (kırmızı şaraplar için 14 derece, beyaz şaraplar için 8 derece) saklanmalıdır. Bu serinlik düzeyinin sağlanmasının zor olabileceği göz önünde bulundurularak, 20 derecelik bir ısıya kadar saklama sağlanabilir. Ancak yüksek ısılarda şarabın daha çabuk olgunlaştığı, düşük ısılarda ise bu sürenin uzadığı bir gerçektir. Ortamın serinlik derecesi kadar bu derecenin sabit olması da önemlidir. Ani ve sık ısı değişiklikleri şarabı olumsuz yönde etkiler.
Şarapları ışığa maruz bırakmamak gerekir. Renkli şişeler ışık faktörüne karşı önemli bir koruyucudur. Fakat her halikarda şişeler aydınlık ortamlardan uzak tutulmalıdır.
Şaraplar mutlaka yatay saklanmalıdır. Şişelendikten sonra yatık saklanan şarapların mantarları şarapla ıslanarak genişler ve kurumadı takdirde açılıncaya kadar şişeye hava girişini tamamen engeller. Şarabın saklandığı mekan için ideal nem oranı %70- %80 arasıdır. Nem oranının düşük olması mantarın kurumasına yol açar ki, kuruyan mantarın hacminin daralması şarabın hava ile temasına ve dolayısıyla bozulmasına yol açar. Nem oranının çok yüksek olması durumunda ise mantarda çürüme olacaktır. Şarap bir kez açılıp içildikten sonra, şişede kalan şarabın tazeliğini ve aromasını yitirdiği bir gerçektir. Ancak yarım kalmış bir şişenin havası vakumla alındıktan sonra saklanması ve 2-3 gün buzdolabında bekletilmesi ve bu süre içinde tüketilmesi mümkündür.
Şarabı Sunarken
Genel kural, beyaz şarapların soğutularak, kırmızıların ise oda sıcaklığında içilmeleri yönündedir. Ancak burada kastedilen 18 derecedeki oda sıcaklığıdır. Beyaz şaraplar, 6-12 derece arasında sunulmalıdır. Köpüren şaraplar ise oldukça soğuk, 5-7 derece arasında servis yapılmalıdır. İçim öncesinde şarapları soğutmak için uygulanabilecek en uygun yöntem ise şişeyi buz dolu bir kova içerisinde bekletmektir.
Kadeh
Şarabın içileceği kadehin şekli, rengi ve ebadı şaraptan alacağımız keyfi doğrudan etkiler. Kadehin şekli hem koku hem de tat duyularının uyarılması açısından inanılmaz öneme sahiptir. Kadeh yuvarlak olmalı ve yukarıya doğru uzarken ağız kısmında lale formu alacak şekilde daralmalıdır. Kadehin şekli, hacmi, ağız çapı, ağzının yuvarlatılmış ya da düz kesim olması ve cam kalınlığı şarabın ağza doğru akışını ve dilde ilk olarak hangi tat alma bölgesine ulaşacağını belirlemektedir.
Dekantasyon
Eski yıllanmış ve/veya kapalı karakterdeki şarapların içilmeden önce havalandırılmaları gerekir. Dekantasyon, uzun süre havayla teması kesilmiş olduğu için kendisini ifade edemeyen, “kapalı” şarapların aromalarının açığa çıkmasını sağlar. Dekantasyonun bir gerekçesi de, şarapta birikmiş tortuların süzülmesidir. Yaşlanmış kırmızı şaraplarda ve filtre edilmemiş şaraplarda zamanla tortu oluşması doğaldır. Özellikle Cabernet Sauvignon ya da Shiraz gibi yüksek tanenli üzümlerden elde edilen şaraplarda tortu oluşumuna daha sık rastlanır.
Görsellik
Renk şarabın yaşı konusunda önemli bir göstergedir. Yıllandıkça renkleri koyulaşan beyaz şaraplar renksiz denilebilecek kadar açık sarıdan kahverengiye kadar uzanan bir skalada renk ve ton değiştirirler. Buna göre beyaz şaraplar renksiz, soluk sarı, limon sarısı, yaldızlı yeşil, altın sarısı, beyaz altın, kırmızı altın, amber, güvez ve kahverengi olarak tanımlanır. Yıllanmış beyaz şaraplar topaz, yanık topaz, kehribar, karamela, abanoz renkleri kazanırlar. Altın tonları, bir şarabın yıllandırılmış, meşe fıçıda bekletilmiş ya da tatlı bir şarap olduğunu gösterebildiği gibi, kahverengimsi tonlar şarabın okside olduğunun ipüçlarını verebilir.
Kırmızı şarapta renk beyaza göre daha fazla şey anlatır. Renklerine bakarak, bu şarapların yaşları ve nitelikleri ile ilgili ipuçları bulmak mümkündür. Kırmızı şaraplar yıllandıkça renkleri solar. Meşe fıçıda yıllandırılan şaraplar, şişede bekletilenlere göre daha çabuk renk kaybederler. Kırmızı şaraplarda renk gençten yaşlıya doğru mavi-kırmızı, menekşe rengi, nar kırmızısı, mor-kırmızı, şakayık kırmızısı, vişne rengi, yakut rengi, parlak kırmızı, koyu kırmızı, lal kırmızısı, briket rengi, turuncu-kırmızı, kızıl kahverengi, ve aşı boyası rengi olabilir.
Yemek ve Şarap Uyumu
Şarap ile yemeğin uyumunda en önemli unsur, birinin diğerinin özelliklerini bastırmaması ya da kimi özelliklerini rahatsız edici düzeyde ön plana çıkarmamasıdır. Bunun için de takip edilmesi gereken kuralların başında, şarap ve yemeğin ağırlıklarının ve aroma yoğunluklarının dengede olmasıdır. Örneğin, hafif bir tavuk yemeği ile güçlü bir kırmızı Hermitage’ın uyum sağlaması mümkün değildir. Sirke ya da limonla hazırlanmış asitli yiyecekler, yine asitli şaraplarla uyum sağlarlar. Asidite yeterli düzeyde olmadığında, şarap yavan kalacak, bu tip yemeklerle kırmızı şarap içildiğinde ise şaraptaki tanen ile yemeğin asidi çakışacaktır.
Tuzlu yemekler tatlı şaraplar ile eşleşmeye uygundur. Tuzlu bir yemekle meyvemsi bir kırmızı şarap ya da tatlı bir beyaz şarap tercih edilebilir. Acılı yiyeceklerin şarapları öldürdüğü bir gerçektir. Ancak hafif acı, baharatlı yiyeceklerle hafif kırmızı ve roze şaraplar tercih edilebilir. Balıkların ise beyaz şaraplarla içilmesinin mantıklı sebepleri vardır. Balık yemekleri genellikle limon içerdiklerinden, asidite açısından beyaz şarapla uyum sağlarlar. Et yemeklerine göre daha hafif olduklarından beyaz şaraplarla daha iyi eşleşirler. Kırmızı et ile kırmızı şaraptaki tanenin uyum içerisindedir. Kırmızı et özellikle genç ve tanenli kırmızı şarapların burukluğunu azaltarak hoş bir kombinasyon oluşturur. Kümes hayvanları ile asitli, meyve aromalı beyaz ve kırmızı şaraplar tercih edilebilir.
Yazar Hakkında
Kaynak: Sapaz, A. İçki ve Kokteyl Rehberi. İnkılap Kitabevi.1997
Hacettepe Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Sertifika Programı
Bu sene Dil Tarihli arkadaşlarla beraber ben de başvurdum. Yaklaşık bir ay oldu başlayalı ve şu ana kadar herhangi bir arızasını görmedim. Devamsızlık konusunda titiz olduklarını belirttiler sadece ona dikkat etmeye çalışıyorum. Dersler de fena geçmiyor. Biraz sıkıcı ama o kadar da olacak. Bunun haricinde Beytepe’nin havası Ankaranınki’nden bir hayli değişik. 3-5 derece fark ediyor heralde. Rüzgarlı havada Beytepe’deyseniz ve de upuzun bir otobüs kuyruğu varsa işiniz zor demektir. Hacettepe Üniversitesinde kasımın 15′ine kadar kalorifer yanmazmış. Ondan bahsettiler dün. Derslikler soğuk oluyor, insan derse gitmeye korkuyor. Bir de otobüs sırasında çok kişi oluyor, ayakta gitmek istemiyorsanız 2-3 otobüs beklemek zorunda kalıyorsunuz.
Yazar Hakkında
Enes Taşdelen
http://www.fallik.com/hacettepe-universitesi-ingilizce-ogretmenligi-sertifika-programi.html
Categories: Okul/Üniversite Tags: hacettepe, Hacettepe Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Sertifika Programı, ingilizce öğretmenligi
Ales Sınavı Puan Hesaplaması
ALES nedir?
ÖSYM tarafından 6 Şubat tarihinde yapılan açıklamayı görmek için tıklayınız.
ALES nerelerde kullanılacak?
Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES):
• Yükseköğretim kurumlarında öğretim görevlisi, okutman, araştırma görevlisi, uzman, çevirici ve eğitim öğretim planlamacısı kadrolarına açıktan veya öğretim elemanı dışındaki kadrolardan naklen atamalarda, (Detay için tıklayınız.)
• ülkemizde lisansüstü eğitime girişte,
• yurt dışına lisansüstü eğitim için gönderilecek adayların seçiminde,
ilgili kurumların kullanacakları puanları veren bir sınavdır.
Yazar Hakkında
Ales Sınavının Sonuçları 2 (iki) Yıl Geçerlidir.
Categories: Ales, Okul/Üniversite, Sınavlar Tags: Ales, ales nedir, ales puan, Ales Sınavı Puan Hesaplaması
8.Sınıf Matematik Konuları
1.ünite: örüntü ve süslemeler, dönüşüm geometrisi, istatistik
1.bölüm:
Geometrik şekillerle örüntü ve süslemeler yapalım, fraktallar
Geometrik hareketler yapalım
Öteleyip yansıtalım, yansıtıp öteleyelim
2.bölüm:
Toplulukları karşılaştırmaya yarayan sorular üretelim, veriler toplayalım
Verilen örnekleme uygun araştırma soruları belirleyelim
Histogram oluşturalım
Okuma parçası: Türkiye istatistik kurumunun tarihçesi
2.ünite: gerçek sayılar, üslü sayılar, olasılık
1.bölüm:
Rasyonel ve irrasyonel sayıların farkı
Bir tam sayının negatif kuvvetini bulalım
Ondalık kesirlerin veya rasyonel sayıların tekrarlı çarpımlarını üslü olarak yazalım
Üslü sayılarla çarpma ve bölme işlemlerini yapalım
Sayıları bilimsel gösterimle ifade edelim
2.bölüm:
Olasılık çeşitlerini açıklayalım
Bağımlı ve bağımsız olayları tanıyalım
Olasılık hesapları yapalım
Okuma parçası: Sigaranın zararları
3.ünite: kareköklü sayılar, gerçek sayılar, istatistik, eşitsizlikler, üçgenler
1.bölüm:
Tam kare doğal sayıların kareköklerini belirleyelim
Sayıların karekök değerlerini tahmin edelim
Kareköklü sayıların farklı gösterimlerini tanıyalım
Kareköklü sayılarla toplama ve çıkarma işlemleri yapalım
Kareköklü sayılarla çarpma ve bölme işlemleri yapalım
Ondalık kesirlerin kareköklerini belirleyelim
Gerçek sayılar kümesini açıklayalım
Standart sapmayı hesaplayalım
Gerçek yaşam durumlarını yorumlayalım
2.bölüm:
Eşitlik ve eşitsizlik arasındaki ilişkiyi açıklayalım
Atatürk’ün matematik alanında yaptığı çalışmalar
Üçgenin kenar uzunlukları arasındaki ilişkiyi açıklayalım
Üçgende kenar – açı ilişkisini açıklayalım
Üçgenler inşa edelim
Üçgende açıortay, kenarortay, kenar orta dikme ve yükseklik inşa edelim
Pisagor bağıntısını açıklayalım
Pisagor bağıntısını kullanarak problemler çözelim
4.ünite: örüntüler, cebirsel ifadeler, denklemler, olasılık
1.bölüm:
Özel sayı örüntülerini tanıyalım
Özdeşlik ile denklem arasındaki farkı açıklayalım
Özdeşlikleri modellerle açıklayalım
Cebirsel ifadeleri çarpanlarına ayıralım
Rasyonel cebirsel ifadelerle işlemler yapalım
2.bölüm:
Rasyonel cebirsel ifade içeren denklemleri çözelim
Doğrusal denklem sistemlerini çözelim
Kombinasyon hesapları yapalım
Kombinasyon ve permütasyon arasındaki farkı açıklayalım
5.ünite: üçgenler, geometrik cisimler
1.bölüm:
Üçgenlerde eşlik şartlarını açıklayalım
Üçgenlerde benzerlik şartlarını açıklayalım
Benzer üçgenler ile ilgili problemleri çözelim
2.bölüm:
Üçgen prizmayı tanıyalım
Dik prizmaların yüzey alanlarını hesaplayalım
Dik prizmaların hacimlerini hesaplayalım
6.ünite: geometrik cisimler
1.bölüm:
Piramidi tanıyalım
Koniyi tanıyalım
Küreyi tanıyalım
Dik piramitlerin yüzey alanlarını bulalım
Dik dairesel koninin yüzey alanını bulalım
Kürenin yüzey alanını bulalım
Geometrik cisimlerin yüzey alanları ile ilgili problemler kuralım ve çözelim
Geometrik cisimlerin yüzey alanlarını tahmin edelim
2.bölüm:
Dik piramitlerin hacimlerini bulalım
Dik dairesel konilerin hacimlerini bulalım
Kürenin hacmini bulalım
Geometrik cisimlerin hacimleri ile ilgili problemler kuralım ve çözelim
Geometrik cisimlerin hacimlerini tahmin edelim
7.ünite: iz düşümü, geometrik cisimler, dönüşüm geometrisi
1.bölüm:
Perspektif çizimler yapalım
Cisimlerin ara kesitlerini belirleyelim ve inşa edelim
Çok yüzlü cisimleri sınıflandıralım
Çok yüzlü cisimler oluşturalım ve görünümlerini çizelim
2.bölüm:
Geometrik cisimlerin simetrilerini belirleyelim
Geometrik cisimlerin yüzey alanları ile ilgili problemler kuralım ve çözelim
Geometrik cisimlerin yüzey alanlarını tahmin edelim
Geometrik cisimlerin hacimleri ile ilgili problemler kuralım ve çözelim
8.ünite: denklemler, eşitsizlikler, üçgenler
1.bölüm:
Doğrunun eğimini modellerle açıklayalım
Doğrunun eğimi ile denklemi arasındaki ilişkiyi açıklayalım
Doğrusal denklem sistemlerini grafikleri kullanarak çözelim
Eşitsizliklerin çözüm kümelerini belirleyelim
İki bilinmeyenli doğrusal eşitsizliklerin grafiklerini çizelim
2.bölüm:
Dik üçgendeki dar açıların trigonometrik oranlarını belirleyelim
Trigonometrik oranlarla ilgili problemleri çözelim
Trigonometrik oranlar tablosu
Yazar Hakkında
Categories: Matematik, Okul/Üniversite Tags: 8. sınıf, 8. sınıf matematik
7.sınıf matematik konuları
1.ünite:
DOĞRULAR VE AÇILAR
doğruların oluşturduğu açılar
eş açılar
ÇOKGENLER
çokgenlerin köşegenleri ve iç açılarının ölçüleri toplamı
düzgün çokgenler
düzgün çokgenlerin açı ölçüleri
EŞLİK-BENZERLİK
yansıma ve dönme
benzer çokgenler
ÖRÜNTÜ VE SÜSLEMELER
2.ünite:
TAM SAYILARDA ÇARPMA VE BÖLME İŞLEMİ
tam sayılarla çarpma işlemi
tam sayıların kuvveti
tam sayılarla bölme işlemi
problem çözme ve kurma
RASYONEL SAYILAR
rasyonel sayıların farklı biçimlerde gösterilmesi ve karşılaştırılması
RASYONEL SAYILARLA İŞLEMLER
rasyonel sayılarda toplama işlemi
rasyonel sayılarda toplama işleminin özellikleri
rasyonel sayılarda çıkarma işlemi
rasyonel sayılarda çarpma işlemi
rasyonel sayılarda bölme işlemi
çok adımlı işlemler
problem çözme ve kurma
3.ünite:
CEBİRSEL İFADELER
benzer terimlerle toplama ve çıkarma işlemi
iki cebirsel ifadenin çarpımı
DENKLEMLER
problem çözme ve kurma
ORAN VE ORANTI
doğru orantı
ters orantı
problem çözme ve kurma
BİLİNÇLİ TÜKETİM ARİTMETİĞİ
yüzde hesaplamaları
basit faiz hesaplamaları ve bilinçli tüketim
DÜZLEMDE BİR NOKTANIN KOORDİNATLARI VE DOĞRU DENKLEMLERİ
koordinat sistemi ve doğrusal grafikler
iki değişken arasındaki ilişki
doğrusal denklemlerin grafikleri
4.ünite:
DÖRTGENLER
dörtgenlerde kenar,açı ve köşegen ilişkileri
paralelkenarın özellikleri
paralelkenarsal bölgenin alan bağıntısı
eşkenar dörtgenin özellikleri
eşkenar dörtgensel bölgenin alan bağıntısı
yamuğun özellikleri
yamuksal bölgenin alan bağıntısı
problem çözme ve kurma
KENAR UZUNLUĞU-ALAN,ÇEVRE-ALAN İLİŞKİSİ
kenar uzunlukları ve alan arasındaki ilişki
çevre uzunluğu ile alan ilişkisi
ÇEMBER VE DAİRE
çember ve özellikleri
çemberin düzlemde ayırdığı bölgeler
çemberde kiriş ve özellikleri
ÇEMBERDE AÇILAR
merkez açı ve çevre açı
merkez açı ve çevre açı arasındaki ilişki
çember yayları
TÜRK BAYRAĞI
5.ünite:
BİR DOĞRUYA DİKME ÇIKMA VE DİKME İNŞA ETME
bir doğruya paralel inşa etme
ÇEMBER VE ÇEMBER PARÇASININ UZUNLUĞU
problem çözme ve kurma
DAİRE VE DAİRE DİLİMİNİN ALANI
dairenin alan bağıntısı
problem çözme ve kurma
GEOMETRİK CİSİMLER
farklı yönden görünümleri verilen yapılar
dairesel silindirin temel elemanları ve yüzey alanı
silindirin hacmi
problem çözme ve kurma
6.ünite:
TABLO VE GRAFİKLER,MERKEZİ EĞİLİM VE YAYILMA ÖLÇÜLERİ
DAİRE GRAFİĞİ VE İSTATİSTİKSEL TEMSİL BİÇİMLERİ
tahmin ve grafik hataları
PERMÜTASYON
faktöriyel
OLASILIK
ayrık ve ayrık olmayan olaylar
geometri bilgisi ve olasılık
Yazar Hakkında
Categories: Matematik, Okul/Üniversite Tags: 7. sınıf matematik, 7.sınıf matematik konuları, benzerlik, çokgenler, eşlik, örüntü